kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Hayvanlara Ait Hikayeler

Bir Hikaye Tahlili

18 / 5 / 2008  Pazar tarihinde Erturan Elmas tarafından eklendi, 511 kez okundu...

“BİR HİKÂYE TAHLİLİ (SİNAĞRİT BABA)(Not: Tahlili okumadan önce Sait Faik’e ait aşağıdaki öyküyü okuyunuz.)SİNAĞRİT BABA“Cehennem Nişanı”nda beş sandaldık. Güzel bir Ocak akşamı… Hava lodos… Denize kırmızı rengin türlüsü yayılmış. Çok kaynamış ıhlamur rengindeki hayvan, geniş, ölü dalgalar. Sandallar ağır ağır sallan...”

Okuyucu Puanı ;

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin  adnet  

Erturan Elmas

Erturan Elmas







EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Bir Hikaye Tahlili




BİR HİKÂYE TAHLİLİ (SİNAĞRİT BABA)

(Not: Tahlili okumadan önce Sait Faik’e ait aşağıdaki öyküyü okuyunuz.)

SİNAĞRİT BABA
“Cehennem Nişanı”nda beş sandaldık. Güzel bir Ocak akşamı… Hava lodos… Denize kırmızı rengin türlüsü yayılmış. Çok kaynamış ıhlamur rengindeki hayvan, geniş, ölü dalgalar. Sandallar ağır ağır sallanıyor, oltalar bekliyor, insanlar susuyor.

Otuz sekiz kulaç suyun altındaki derin sessizliğe, dibindeki dallı budaklı kayalara yedi rengin en koyusu girer mi şimdi. Sinağrit baba döner mi avdan. Pırıl pırıl, eleğimsağma rengi pullarıyla ağır ağır, muhteşem, bir İlkçağ kralı gibi zengin, cömert, asil ve zalim mantosu ile dolaşır mı kim bilir. Altını, zümrüdü, incisi, mercanı, sedefi lacivertliğin içinde yanıp yanıp sönen sarayını özlemiş, acele mi ediyordur.

Sinağrit baba ömründe konuşmamış, ömrü boyunca evlenmemiş, ömrü boyunca yalnız yaşamıştır. Onun kovuğundaki zümrüt pencereden ne facialar seyretmiştir. Sinağrit baba ne oltalar koparmıştır.

Bu akşam kimin oltasını seçmeli de artık bitirmeli bu yorucu ömrü. Daha her yeri pırıl pırılken, mantosu sırtında iken; dahi eti mayoneze gelirken bitirmeli bu ömrü. Sonra hesapta bir gün pis bir “Vatos”un bir sırtı renksiz, yapışkan ve parazitli bir canavarın dişine bir tarafını kaptırmak var. İyisi mi muhteşem bir sofraya kurmalı bu zaferle dolu ömrün sonunu beyaz şarapla, suların üstündeki başka dünyada yaşayan bir kıllı mahlûka kendisini teslim etmeli.

Sinağrit baba oltalardan birini kokladı. Bu balıkçı Hristo’dur; kusurlu adam. Gözü açtır onun. İçinden pazarlıklıdır. Evet, o fukaradır ama kibirli değildir. Sinağrit baba fukaralıkta gururu sever, öteki oltaya geçti. Kokladı. Bu balıkçı “Hasan”dır. Geç. Cart curt etmesine bakma! Korkaktır. Sinağrit baba cesur insanlardan hoşlanır. Bir başka oltaya başvurdu. Balıkçı Yakup iyidir, hoştur, sevimlidir, edepsizdir, külhanidir. Ama kıskançtır. Kıskançları sevmez Sinağrit baba. Geç. Şu olta, hasisin tuttuğu olta… Sinağrit baba cömertten hoşlanır. Ama bu oltaya bir başvurmağa değer. Bir başvurdu. Hasisin oltasının iğnesini dümdüz etti. Sinağrit baba iğneden kopardığı yarım kolyozu çiğnemeden yuttu. Hasis oltasını hızla topladı.

“Vay anasını be Nikoli,” dedi, “iğneyi dümdüz etti.”

Nikoli’nin oltasının yemini kuyruğuyla sarsmakta olan Sinağrit baba, Nikoli’nin bir kusurunu arıyordu. Onda kusur mu yoktu. Evvela sarhoştu. Sonra ahlaksızdı, kendini düşünürdü ama, cesurdu, cömertti, hiç kıskanç değildi. Fukara idi. Kibirli idi de. Sinağrit baba kibirli fukarayı severdi ama, Nikoli’nin kibrini beğenmiyordu. İnsanoğlunda o başka bir şey, gurura benzeyen şey, yerinde bir gurur, o da değil, insanoğlunun insanlığından, ta saçının dibinden oltasını tutuşundan beliren, isteyerek olmayan, ama pek istemeyerek de gelmeyen bir gurur isterdi. Öyle bir elin oltasını düzleyemez, misinasını kesemez, bedenini fırdöndüsünden alıp gidemezdi.

Beş sandalın beşini de kokladı, beğenmedi.

Sinağrit baba, kayasının kenarında durmuş, lacivert âlem içinde hafifçe yakamozlanan oltalarla, civalı zokalardan aydınlanan saraymeydanını seyrediyordu. Oltalar gitgide çoğalıyordu. Sinağrit ve mercanlar şehrinin göbeğinde şimdi tatlı tatlı sallanan on beş tane fener vardı. Ötede kovuklardan mercan balıkları çıkıyor, fenerlerden birine hücum ediyor, budalaca yakalanıyorlardı. Gözleri büyümüş bir halde yukarıya çıkarlarken dönüp tekrar aşağıya kadar geliyor, yukarıki dünyayı görmeye bir türlü karar veremiyorlardı. Sinağrit babaya büyüyen gözleriyle “bizi kurtar şu lanetlemeden,” der gibi bakıyorlardı. Sinağrit baba düşünüyordu. Gidip o yakamoz yapan ipe bir diş vurdu mu idi, tamamdı. Ama hiçbirini kurtaramıyor, hareketsiz duruyordu. Sinağrit baba onları kurtarmanın bu kadar kolay olduğunu biliyordu ama, bildiği bir şey daha vardı. O da ister su, ister kara, ister hava, ister boşluk, ister hayvan, ister nebat âleminde olsun bir kişinin aklı ile hiçbir şeyin halledilemeyeceğini bilmesidir. Ancak bütün balıklar oltaya tutulan hemcinslerini kurtarmanın tek çaresinin koşup o yakamoz yapan ipi koparmak olduğunu akıl ettikleri zaman bu hareketin bir neticesi ve faydalı olabilirdi. Yoksa, gidip Sinağrit baba oltayı kesmiş, biraz sonra Sinağrit baba tutulduğu zaman kim kesecek? Kim akıl edecek yakamozu dişlemeği?...

O sırada büyük büyük ışıklar saçan bir olta aşağıya inmişti. Sinağrit baba ümitle koştu. Bu oltayı da kokladı. Hiç tanıdığı birisi değildi. Yemi ağzına aldığı zaman bu olta sahibinin tam aradığı adam olduğunu bir an sandı. Bu anda da yakalandı. Kepçeden sandala düştüğü zaman Sinağrit baba büyük gözleriyle kendisini yakalayana sevinçle baktı. Sinağrit baba etrafı kırmızı, içi aydınlık siyah gözleriyle bir daha baktı. Birdenbire ürperdi. Hiddetinden ayaklarını yere vuran bir genç kız gibi sandalın döşemesini dövdü. Belki bizim bile bilmediğimiz bir işaret görmüştü kendisini tutan oltanın sahibinde: Bu adam şimdiye kadar hiç imtihan geçirmemişti. Ömrü boyunca cesur, cömert, Sinağrit babanın adamın ne korkunç bir ikiyüzlü köpek olduğunu bizim görmediğimiz bir yerinden anlayıvermişti. Bütün devirler ve seneler boyunca kendisini tutan oltanın sahibi ne cesaretini, ne cömertliğini, ne gururunu bir tecrübeye, bir imtihana tabi tutturmamış, her devirde talihli yaver gitmiş birisi idi. Kimdi, ne idi: Sinağrit baba da bilemezdi. Ama, belki de ölünceye kadar cömert, cesur, mağrur yaşayacak olan bu adamın şu ana kadar bir defa bile imtihana sokulmadığını anlamıştı. Belki de sonuna kadar bu imtihandan kurtulacaktı. Sinağrit baba böylesine hiç rastlamamıştı. Ölmeden evvel adama bir daha baktı. Namuslu, cesur, cömert ölecek olan bu adamın hakikatte korkakların en korkağı, namussuzların en namussuzu olduğunu alnında okuyordu. Bu adam, o kadar talihli idi ki daha, ikiyüzlülüğünü kendi kendisine bile duyacak fırsat düşmemişti. Yoksa Sinağrit baba yakalanır mıydı: Sinağrit baba hırsından tekrar tepindi. Bağırmak ister gibi ağzını açtı. Kapadı.. Sinağrit baba son nefesini, böylece bir insanlık imtihanı geçirmemişin sandalında pişman ve mağlup verdi.

SİNAĞRİT BABA - BİR SEÇİM HİKÂYESİ

Her insan ömrü boyunca zaman zaman bazı seçimler yapmak zorunda kalır. Arkadaş seçimi, okul seçimi; muhtar, milletvekili seçimi, en önemlisi de eş seçimi… Sait Faik’in Sinağrit Baba’sı böyle bir seçimin öyküsüdür.

Bu öykünün kahramanı bir insan değil; Akdeniz’de yaşayan Sinağrit adlı bir balıktır. Kimi yazarlar, bazı öykü ve roman kahramanlarını hayvanlardan seçmişler ve böylece insanları ve doğayı hayvanların gözüyle anlatmaya ve yorumlamaya çalışmışlardır. Bir balinayı anlatan Moby Dick romanı, bir köpeğin serüveni konulu Lassie, Jack London’un bir kurdu anlattığı Beyaz Diş isimli eseri ilk aklıma gelen meşhur romanlar… Sait Faik de bir balığı öyküsünün temel karakteri yapıyor.

Yazar Sinağrit’e baba sıfatını vermiş. Ona “baba” demesinin sebebi çoluk çocuk sahibi oluşundan kaynaklanmıyor. Yazar Sinağrit Babayı yaşlı, deneyimli, güngörmüş biri olarak tanıtıyor: “Sinağrit baba ömründe konuşmamış, ömrü boyunca evlenmemiş, ömrü boyunca yalnız yaşamıştır. Onun kovuğundaki zümrüt pencereden ne facialar seyretmiştir. Sinağrit baba ne oltalar koparmıştır.”

Öyküdeki olay gayet basittir. Sinağrit Baba artık yaşlanmıştır; kendisinden aşağı gördüğü pis bir Vatos balığına yem olmaktansa bir insanın oltasına yakalanıp bir ziyafet sofrasına kurulmayı arzular. Su yüzeyindeki beş kayıktan oltalar sallanmaktadır. Oltaları koklayarak kendisine lâyık iyi bir balıkçı arar. Balıkçıları bu korkaktır, şu hasistir, diğeri kibirlidir diye beğenmez.

Sonunda oltalardan birini, daha doğrusu oltayı tutan balıkçıyı beğenir. Bu balıkçı cömert, cesur, mağrur biridir. Onun oltasına yakalanır fakat kayığa çekilip de sandalın döşemesine düşer düşmez balıkçının yüzünde bir riyakârlık fark eder. Çünkü bu balıkçı çok talihli, cömert, zengin, gururlu, cesur biridir ama ömrü boyunca bu vasıfları sınava tabi tutulmamıştır. Balıkçı hiçbir insanlık sınavı geçirmemiştir. Onun yüzünde ikiyüzlülük fark eden Sinağrit Baba öfkeli ve pişman can verir.

Sait Faik bu öyküyle iletmek istediği ana düşünceyi sonda vurgulamıştır. Anlaşıldığı kadarıyla Sinağrit Baba’yı yakalayan kişi gerçekten gururlu, saygıdeğer, cömert biridir. Fakat bu insan aynı zamanda zengin ve talihli biridir. Bu kişi birdenbire tüm mal varlığını kaybetse veya talihsiz bir olay sonucu hapse düşse veya cephede düşmanlarla göğüs göğse savaşmak zorunda kalsa; kısaca değişik insanlık sınavlarına tabi tutulsa yine cömert mi olacaktır? En kötü durumlarda dahi şeref ve haysiyetini koruyabilecek midir? Cesareti her hâlükârda devam edecek midir? İşte bunlar birer soru işaretidir.

Sait Faik’e göre birbirinin tamamen karşıtı olan zenginliği ve fakirliği, esareti ve hürriyeti, açlığı ve tokluğu, savaşı ve barışı yaşamış insanlar her türlü olumlu ve olumsuz durumda cömert, cesur, gururlu kalabiliyorsa saygıdeğerdir. Zengin bir ailenin talihli bir çocuğunun bu niteliklere sahip olması saygı duyulacak bir şey değildir.

Aslında bu öykü bizi anlatmaktadır. Sinağrit Baba’nın hayal kırıklığını yaşamamış bir insan gösterebilir misiniz? Ömür boyu aynı yastığa baş koyacağı insanı seçerken çok titiz davranıp “Bu tam bana göre!” diyerek evlendikten kısa süre sonra evlendiği kişinin gerçek karakterini anlayarak pişman olanlar… ÖSS’de fakülte seçip sonradan pişman olanlar… Arkadaş, milletvekili seçip pişman olanlar… Pişmanlıklarımızı işportadan aldığımız bir liralık çoraba hatta pazardan aldığımız bir demetçik yeşil soğana kadar indirgeyebiliriz. Hepimizin hayatı bu tür seçimlerle ve sonraki pişmanlıklarla doludur.

Görüldüğü gibi Sinağrit Baba bir balık öyküsü değil bir seçim öyküsüdür. Her insan bu öyküde hayatından bazı kesitler, Sinağrit Baba’nın hayatına benzer paralellikler bulabilir.

Ayrıca bu öyküde yukarıda belirttiğimiz ana düşünceden başka “Toplumun ortak aklı, halkın eylem birliği” konularında da mesajlar veriliyor. Yazara göre bir kişinin aklı ile hiçbir şey halledilemez. Sait Faik: “Ancak bütün balıklar oltaya tutulan hemcinslerini kurtarmanın tek çaresinin koşup o yakamoz yapan ipi koparmak olduğunu akıl ettikleri zaman bu hareketin bir neticesi ve faydası olabilir.” diyerek halkın birlikte hareket etmesi gerektiğini vurguluyor.

Öyküde önemli bir olay, bir gerilim veya bir merak unsuru yok…. Bu öyküyü bize okutan Sait Faik’in şiirsel anlatımıdır. “Güzel bir ocak akşamı… Hava lodos… Denize kırmızı rengin türlüsü yayılmış.” örneklerindeki gibi eksiltili cümleler; “ Otuz sekiz kulaç suyun altındaki derin sessizliğe, dibindeki dallı budaklı kayalara yedi rengin en koyusu girer mi şimdi? Sinağrit Baba döner mi avdan?” örneklerinde olduğu gibi sözde soru cümleleri; bazen uzun, bazen kısa cümleler… anlatıma zenginlik, canlılık ve akıcılık kazandırıyor. Ayrıca deniz ve denizcilikle ilgili “kalyoz, vatos, yakamoz, zoka” kelimelerinden de anlaşılıyor ki yazar zengin bir kelime dağarcığına sahiptir.

Giriş paragrafında birinci kişili anlatım olmasına rağmen gelişme ve sonuç bölümlerinde yazar bir gözlemci gibi, yani üçüncü kişili anlatımla öyküsünü yazmış. Bu durumda ben kendi kendime sormadan edemiyorum: Acaba Sinağrit Baba, Sait Faik’in oltasına mı yakalandı?

Çünkü herkesin bildiği gibi Sait Faik Adapazarılı zengin bir tüccarın oğludur ve ömrü boyunca maddî sıkıntı çekmemiş, rahat bir ömür sürmüştür.

Sonuç olarak kurgusuyla, anlatımıyla ve verilen mesajlarıyla edebiyat tarihimizin en güzel örneklerindendir bu öykü.





Telif Hakkı Uyarısı Bir Hikaye Tahlili isimli yazı, Erturan Elmas tarafından 18.05.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...

Yazı İşlemleri


Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
tebrik Çiğdem Bekar Abilov yazıyı tebrik etti...
tebrik Çiğdem Bekar Abilov yazıyı tebrik etti...
tebrik Ersin Başeğmez yazıyı tebrik etti...
tebrik Çiğdem Ercan yazıyı tebrik etti...
tebrik Cemal Çelik yazıyı tebrik etti...
Çiğdem Bekar Abilov yazıyı favori listesine aldı...
Cemal Çelik
Cemal Çelik / 22.05.2008
Hocam, Sait Faik`in edebiyat dünyasına girmeden önce ki hikaye çalışmalarını söylemek istemiştim,...Bu konuda da bilgilendirdiğiniz için çok çok teşekkür ederim. Sevgi ve saygılarımla hocam.

Erturan Elmas
Erturan Elmas / 20.05.2008
Sait Faik ilk öyküsünü lise son sınıfta yazdı. İpek Mendil başlıklı bu öyküyü edebiyat öğretmenine verdi. Öğretmen çok beğendiği bu kompozisyona yüz puan verip Varlık dergisine gönderdi ve böylece üstat edebiyat dünyasına girmiş oldu.

Cemal Çelik
Cemal Çelik / 20.05.2008
Edebiyatımızın büyük ustalarından biri olan Sait Faik`in bu güzel hikayesini, bizleri de bilgilendirerek anlattınız hocam...Çok çok teşekkür ederim. Eminim ki Sait Faik ilk yazmaya başladığında bu kadar başarılı hikaye yazmamıştır. Zamanla güzel yazma da ustalaşmıştır. Sabahattin Ali`yi anlatanlar; nun ilk şiirlerini arıyorlar ve bulamıyorlar..."Büyük ihtimalla ilk yazdığı şiirleri beğenmeyip yırtıp atmıştır" diyorlar. Yazmaya nasıl başladığını merak ediyorlar. Saygı, sevgi ve selamlar gönderiyorum hocam.

Gülçin Karakaya
Gülçin Karakaya / 20.05.2008
Hikayeyi okudum...Yaptığınız açıklamalardan sonra ikinci defa da daha bir farklı gözle okudum...İnşallah bize de böyle hikayaler yazmak nasip olur...Ayrıca Sayın Erturan Elmas Öğretmenim size sorularım olacak: 1-İnsanlar dünyada çift yaratılır derler...Ortaokul yıllarımdaki Türçe Öğretmenim Sıfırcı Mehmet Hocaya çok benziyorsunuz...Kardeşi olabilirmisiniz? 2-Sizde öğrencilerinize hiç sıfır vrediniz mi? Sorularım bu kadar...Sizi daha fazla sıkmadan sayfanızdan kaçıyorum...Sonsuz teşekkürler...İyi ki varsınız

Ayten Dirier
Ayten Dirier / 19.05.2008
Tarih dehlizine dalalı beri, ustayı okumamıştım. Usta kaleminizle, hikaye ustasını hatırlattığınız için sağolun. Kaleminiz hep ışıldasın.

Necla Alptekin
Necla Alptekin / 19.05.2008
Türk edebiyatına iz bırakmış üstat Sait Faik… Sizin kaleminizle ne kadar güzel ifade edilmiş. Hatırımda kalan "Çiçek ve balık adlarını bilmeyen hikâye yazamaz” sözleriyle anmak isterim. Hep beraber öğrenecek çok şeyimiz var ve atmamız gereken belki de milyonlarca adım. Ya da birkaç fırın ekmek yemeli… Yazılarınızla bize yol çizdiğiniz, ışık tuttuğunuz için bir kez daha teşekkürler. Saygımla

Ersin Başeğmez
Ersin Başeğmez / 18.05.2008
sait faik bir tarafta, diğer tarafta hocamız. Bu yazıya yorum yazmak cesaret ister. Sait faik bir idoldur, kim istemez O`nun beyoğlunda oturtup geçen insanları seyredip, öykülerine kahramanlar yaratmasını, adaları seyretmesini. Ve anlattıklarını hangi kalem istemez O`nun yüzde biri kadrcık olsa da anlatmayı.Ve hocamızın yılların verdiği birikimle sait faik`i bize anlatması. her iki usta kaleme de saygılar.

Çiğdem Bekar Abilov
Çiğdem Bekar Abilov / 18.05.2008
Ne kadar kaçmaya çalışsak ve gerçekleri inkar etsek de siz Hocalarımız bir yolunu bulup gerçekleri vuruyorsunuz yüzümüze.Sait Faik!Usta,sen benim korkulu rüyam ve de ulaşamayacağımı bildiğim halde ulaşmak için çırpındığım hedefimsin.Ne yapayım,senin gibi ya da senin kadar yazamıyorum diye kalemi mi bırakayım elimden?Hocam,ne diyeceğimi bilemiyorum;bir edebiyatçı,hele de bir Türk edebiyatçısının yapması gereken de sizin yaptığınız değil midir zaten?Katkınız ve yorumunuz için çok teşekkürler.Yüzümüze vuruşunuzu es geçmek işime geliyor şimdilik.

Kadir Bıyıklı
Kadir Bıyıklı / 18.05.2008
çok güzel bir analiz ve irdeleme saygılar...Ve bize Sait Faik`i bir kez daha okuttuğunuz için teşekkürler


Ağustos
30
Kırmızı Bacaklı
Gürhan GürsesHayvanlara Ait Hikayeler • 110 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
15
Kaplumbağa İle Tavşanın Yarışı
Mert SezerHayvanlara Ait Hikayeler • 220 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Ağustos
15
Vahsi Orman Masali
Ömer Faruk YıldızHayvanlara Ait Hikayeler • 191 kez okundu. • 8 kez yorumlandı.
Ağustos
4
Düşmandan Dost Olmaz
Lütfi ŞahinHayvanlara Ait Hikayeler • 271 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Temmuz
16
Yakup İle Rocky
Güngör DemirHayvanlara Ait Hikayeler • 263 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Haziran
28
Edebiyat Parçalamadan Şiir Yazmak
Erturan ElmasEğitim Makaleleri • 260 kez okundu. • 20 kez yorumlandı.
Haziran
5
Haziran
4
Haziran
3
Haziran
2
Ekim
12
Sözcüklerde Anlam Kaymaları (1)
Erturan ElmasBilimsel Makaleler • 2394 kez okundu. • 9 kez yorumlandı.
Aralık
25
Çocuklara Okuma Sevgisi Nasıl Kazandırılır
Erturan ElmasEğitim Makaleleri • 2327 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Aralık
24
Çocuklara Okuma Sevgisi Niçin Kazandırılır
Erturan ElmasEğitim Makaleleri • 1657 kez okundu. • 7 kez yorumlandı.
Aralık
20
Ekol Yaratan Bir Şiir
Erturan ElmasBilimsel Makaleler • 1258 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Aralık
13
Sözcüklerde Anlam Kaymaları(3)
Erturan ElmasBilimsel Makaleler • 1242 kez okundu. • 10 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Bir Hikaye Tahlili, Bir Hikaye Tahlili hikayesi, Bir Hikaye Tahlili hikaye, Bir Hikaye Tahlili nedir?, Bir Hikaye Tahlili hakkında bilgi, Bir Hikaye Tahlili hikayeleri, Erturan Elmas hikayeleri, Bir nedir, Bir hikayesi, Bir hikayeleri, Hikaye nedir, Hikaye hikayesi, Hikaye hikayeleri, Tahlili nedir, Tahlili hikayesi, Tahlili hikayeleri,

edebiyat

Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Edebiyat Atatürk Köşesi


Radyo Yayını ( Canlı Yayında )
Burcu Şener İstek Paneli
Siteden Dinleyin
Winamp Dosyası Media P. Dosyası


Yeniler
Yeni Hikayeler Yeni Denemeler
Yeni Şiirler Yeni Makaleler
Yeni Yorumlar

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Eğitimde Reform
Erol Sunat
Taş Helvası

Sezer Nişancı
Coğrafyam Karıştı

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?



Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | Künye | İletişim
Text Reklamlar : Free Ringtones | Mortgage Calculator | Remortgages | Budapest Stag Party | JJ Benitez | Video | Arkadaş | Saat