“Necatigil gerçekçi bir şairdir. Hatta onu toplumsal gerçekçi şairler kategorisine dahil edebiliriz. Şair “Kilim”de de toplumsal bir konuyu işlemektedir fakat ele aldığı sorunu sembollerle anlatmıştır. Bu bakımdan “Kilim” şiiri için sembolist – realist bir çizgide kaleme alınmıştır diyebiliriz.Gayet açıktır ki bu şii...”
Bir Şiir Tahlili (behçet Necatigil`den Kilim) (son)
Necatigil gerçekçi bir şairdir. Hatta onu toplumsal gerçekçi şairler kategorisine dahil edebiliriz. Şair “Kilim”de de toplumsal bir konuyu işlemektedir fakat ele aldığı sorunu sembollerle anlatmıştır. Bu bakımdan “Kilim” şiiri için sembolist – realist bir çizgide kaleme alınmıştır diyebiliriz.
Gayet açıktır ki bu şiirde “kilim”, yaşadığımızın hayatın sembolüdür. Bu hayat son derece renksiz, tatsız, karışık, gürültülü ve zevksizliğin hâkim olduğu bir süreçtir. Yaşadığımız hayat çirkin ve çürük ipliklerle dokunmuş ve yine çirkin ve basit desenlerle süslenmiş bir kilim gibidir. Ayrıca “kilim” sembolü bize uzak ve yakın çağrışımlarla ev hayatını, sokakları, yirminci asrın ikinci yarısındaki sorunlarla bunalan tüm insanları çağrıştırır.
Necatigil, şiirin ilk bendinde bir kilimden söz ediyor. Bu kilimde parlak ve pahalı elmaslar yoktur; tam aksine çöpe atılması gereken incir çekirdekleri, üzüm çöpleri ve armut saplarıyla doludur. Ayrıca bu kilim kötü kalite iplikle dokunduğu için yumuşak ve düzgün değil, tersine pürüzlüdür. Dizelerde ifade edilen bu karşıtlıklar, Anadolu insanının ilmek ilmek dokuduğu el emeği göz nuru o güzelim kilimlerle çağımızda üretilen ucuz, zevksiz, çürük kilimleri hatırlatır. Ardından ister istemez renkleriyle, motifleriyle, kaliteli malzemesiyle dünyaca meşhur yer ve duvar halılarımızın kalitesini düşünürüz.
Şiirde geçen “kan oturmuş tırnaklar, baharsız çok çiğ topraklar, çok çiğ bu kızgın yaz, çok çiğ bu çığlık, paslı borular, eski patiska perdeler, işe giderken, çekingen bir gülüş, karartmış önümüzü, parmaklarda kirli tütün sarısı, çok çiğ kesik öksürük…” gibi birçok kelime grubu hastalıklı ve sakat hayatımızı, çirkinleşen çevreyi ve doğayı, zevkten yoksun mimarimizi ve şehirlerimizi çağrıştırır. Bütün bu unsurlar bize karışık, çirkin, çiğ mekânları ve bu mekânlarda bunalan mutsuz insanları resmeder.
Şair kilimden başka renkleri de sembol olarak kullanmıştır. “Ben serin – mavi ısmarlamıştım sana sıcak çaylar yanında” derken evinde sıcak çayını yudumlayıp hayallere dalarak umutlar yeşerten bir insan tipi çiziyor. Fakat onun umutlarını çalmışlardır. Kilimde ve hayatında maviye yer yoktur; olsa bile o mavi, kan oturmuş tırnaklardaki çirkin mavidir.
Şairin en sevdiği renk temizliğin ve masumiyetin sembolü olan beyazdır. Fakat kilimde bu renge hiç yer verilmemiştir. Beyazı görmek umuduyla kışları hayal eder ama büyük şehirlerde kar’ın ancak apartman tepelerinde görüldüğünü, kış mevsiminde caddelerin su ve çamur deryası hâline dönüştüğünü de bilir.
Kilime hâkim olan renk karadır ve şair bu rengi hiç sevmez. Çünkü kara, geri kalmışlığın, kötülüğün, karanlığın sembolüdür.
Necatigil ayrıca canlılığı ve yeniden doğuşu temsil eden baharı ve yeşili sembol olarak kullanmıştır. Kilimde ve yaşadığı hayatta bahara ait unsurlar yoktur. İnsanlar artık baharsız çok çiğ topraklarda yaşamak zorundadır. Kış ve yaz mevsimleri de çekilmez çiğliktedir.
Şaire göre en güzel renk yeşildir. Doğayı, canlılığı, yeniden doğuşu temsil eden bu renkten çok az kullanılmıştır kilimde. O da “eğreti ve kaçamak”tır. Sözü edilen yeşilin canlı ve parlak bir tonu da yoktur.
Şairin arzuladığı diğer renkler ise pembe ve sarıdır. Evet, kilimde bu renklerden az da olsa vardır ama pembe pörsümüştür, sarı ise sigara tiryakilerinin parmaklarında görülen kirli tütün sarısıdır.
Kilimde az ve sönük tonlarıyla görülen bu renkler günlük hayatımızdaki mutluluk anlarını sembolize eder. Fakat bu mutluluklar çok küçüktür ve kısa sürelidir. Çünkü çevremizdeki insanlar ve her türlü maddî varlık, küçük mutluluklarımızın devam etmesini engeller.
Bütün bu özellikler “Kilim”i sanat şaheseri mertebesine yücelten niteliklerdir. Son olarak şunu söyleyebiliriz: İlham –bu şiirde olduğu gibi– bilgi, kurgu, plan ve emekle işlenirse gerçek şiire ulaşılabilir.
Ayten Dirier / 09.06.2008Renkler,duygularımızın hayata yansıması...
Tahlil ettiğiniz gibi pozitif olanları ne kadar az kullanılmış karmaşık sembolist şiirde. Uygarlığın doğal güzellikleri öldürdüğünün kanıtı sanki. Esenlikler dilerim.
Gülçin Karakaya / 06.06.2008Bundan sonra yazacağım şiirler verdiğiniz örneklemelerle daha güzel olur temennisiyle...Verdiğiniz bilgiler için ellerinize sağlık...saygılar
Cemal Çelik / 06.06.2008"Bütün bu özellikler “Kilim”i sanat şaheseri mertebesine yücelten niteliklerdir. Son olarak şunu söyleyebiliriz: İlham –bu şiirde olduğu gibi– bilgi, kurgu, plan ve emekle işlenirse gerçek şiire ulaşılabilir." Ben, kendi adıma vermek istediğiniz mesajı aldım...Çok çok teşekkür ediyorum, bizleri bilgilendirmek için harcadığınız emeğinize. Sevgiler ve selamlar hocam.
Ersin Başeğmez / 06.06.2008gerçek şiir, gerçek kalite, zarafet, emek, sabır, çalışma bu duygular kumdan kaleler gibi birer birer devrilmekte arka arkaya ve geriden necla hanımın dediği gibi bandıra bandıra ye nesli gelmektedir. umarım kibizler yanılırız. gerçekleri o kadar yalın bir şekilde önümüze koyuyorsunuz ki insan diyor ki gece olsa da ay çıksa ve gölgelese kurduğumuz düşleri. saygılarımla
Necla Alptekin / 06.06.2008Halk müziğinin ağlatan nağmelerini düşündüm bir an, sonra da pop müziğindeki “Bandıra bandıra ye beni” sözleri ile eğlenen gençliği… Sizden Necatiğil’i okuyunca; zamane kalemlerin imge karmaşası yaparak yaratmak istediği akımı; edebî anlamsızlıklar yığınına konulan “şiir” adının yakışmadığını, görmek zor değil. Bana bütün bunları düşündüren kaleminizi saygıyla kutluyorum.