Bitti (isimsiz Mektupların Son Öyküsü)Bitti (isimsiz Mektupların Son Öyküsü)BİTTİ !...“ isimsiz bir mektupla başlayan, gerçek aşkların son öyküsü…” Sabah daha olmamıştı, alacakaranlığın geceyi terk etmesine çok vardı. Hiç anlam veremedi Arda gecenin bu saatinde uyanmasına. Önce sol yanında bir soğukluk hissetti. Sonra sol yanında bir acının varlığına vardı. Arda gece yarısı istemeden uyanmış, sol yanı üşüyor, sol yanı acıyordu. Elleri ve gözleri Alev’i aradı. Haftalar sonra ilk defa Alev yoktu. Uykusu kaçmıştır, kitap okuyordur diye düşündü. Aksini düşünmek bile istemedi. Aklına başka bir ihtimal gelmedi. Gelen bütün ihtimalleri hemen sildi. Düşünmedi o ihtimalleri. Düşünmek istemedi. Haklılığını kanıtlamak için, kalkıp Alev’in yanına gitmek istedi. Hem aklındaki hınzır sesi susturmak hem de çok özlediği Alev’inin kokusunu duymak için kalkmak istedi. Kalkamadı Arda, sol yanındaki soğukluk , sol yanındaki sızı izin vermedi. Sol yanındaki soğukluğa rağmen, o sızıya rağmen uyumaya çalıştı. Kolay olmadı Arda’nın uyuması. Rüyasında Alev’i görme ihtimali olmasa hiç kapatamazdı gözlerini… Sabah olmuştu artık. Alacakaranlık terk etmişti geceyi. Sol yanındaki soğukluk , sol yanındaki acı dinmemişti. Alev gece boyu dönmemişti. Belki kitap okurken uyuya kalmıştır diye düşündü. Hep iyi şeyler düşünmeye çalışıyordu Arda. Aksini düşünmek sol yanındaki acıyı artırıyordu. Haftalardır ilk defa yalnız uyanıyordu. Neden Alev gece dönmemişti? Acaba üstüne bir şey almış mıydı, yoksa üstü açık mı uyuyordu. Dayanamazdı Alev’inin üşümesine. İçini ısıtan kadının üşümesine izin veremezdi. Sevdiğinin üstünü örtmek için aldığı battaniyeyle onun uyuduğu odaya gitti. Sevdiğinin üstünü örtüp ona çok güzel bir kahvaltı hazırlayacaktı. Bu gün okul yoktu, gece geç uyuyan sevdiğini uyandırmadan önce mükemmel bir kahvaltı hazırlamak istiyordu. Yastığında bulamadığı Alev’in kokusunu , battaniyesinde de aradı orada da bulamayınca Alev’i görmek için biraz daha sabırsızlandı Arda. Odaya girdiğinde gül yüzlü güzelini görmeyi hayal eden Arda, istediği güzelliği görememişti. Elinden düşen battaniyeyi tutacak gücü yoktu. Birkaç andır unuttuğu sol yanındaki acı yine kendini hissettirmeye başlamıştı. Sol yanındaki acıdan iyi şeyler düşünemedi. Geç de olsa topladı kendini. İyi şeyler düşünmesi lazımdı. Aklına gelen her olumsuz ihtimal sol yanındaki acıyı artırıyordu. Mutfaktadır diye düşündü ama evin sessizliğinden ve sol yanındaki acıdan Alev’in evde olmadığını anlamıştı. Alev yoktu. Arda’nın sol yanı çok acıyordu. Nere gitmişti acaba habersiz. Habersiz geldiğinde ne kadar sevindiyse bu habersiz gidişe de o kadar üzülüyordu. Arda Alev’in yokluğuna dayanamazdı. Onun yanında bile hasretini yaşarken böyle habersiz gitmelere asla dayanamazdı… Telefon etmek istedi Arda. Göremediği sevdiğini duymak istedi. Son çaresiydi telefon Arda’nın. Hakkında gözlerinin güzelliğinden başka bir şey bilmediği Alev’i sadece telefonla bulabilirdi. Son çaresi olduğu için vazgeçti Arda. Bulamamaktan korktu. Son umudunun bitmesinden korktu. Son umudu bittikten sonra sol yanındaki acıya dayanamamaktan korktu. Bu evde daha fazla kalmak istemedi. Alev’siz bir evde kalmak istemedi. Onsuzluğa dayanamazdı. Canı dışarı çıkmak istedi. Onsuzluktan kurtulmak için çıktı dışarı. Sol yanındaki acıdan kurtulmak için çıktı dışarı. Alev’i bulabilmek ihtimalini düşündüğü için çıktı dışarı. Akşama kadar Alev’i aradı nerede bulacağını bilmeden. Bugüne kadar nerelere gittilerse, hepsine birkaç defa uğrasa da bulamadı. Evde bulma ihtimaliyle eve döndü ama evde de yoktu Alev. Gece de gelmemişti. Ertesi günde ve daha ertesi günde gelmemişti. Arda’nın sol yanındaki acı yarenlik eder olmuştu yalnızlığına. Her sabah Alev’i bulabilmek ihtimaliyle evden çıktı bulamayınca, evde bulabilmek için eve döndü ama Alev hiçbir yerde yoktu. Alev yoktu. Sol yanı çok acıyordu Arda’nın. Arda sol yanındaki acıdan, kafasındaki sorulara cevap bulamıyordu. İlk günler hiç sormadığı soruyu şimdi soruyordu. “Alev neden bana gelmişti?” Bu sorunun cevapları canını sıkmıyordu ama “neden gitti?” sorusu canını sıktıkça sıkıyor, sol yanındaki acıyı artırdıkça artırıyordu. Artık biliyordu Arda, Alev’in gittiğini ama neden gittiğini bilmiyordu, neden geldiğini bilmediği gibi… Arda’nın hayatı alt üst olmuştu son birkaç gündür. Alev’den bir an ayrılmayan Arda kaç gündür göremiyordu. Çıldırmak üzereydi. Okuldan şüphelenmesinler diye okulu değiştirdiğinden okula gelip gelmediğini de bilmiyordu. Okula gidip bakmaya da korkuyordu Arda. Telefonda bulamadığı sevdiğini orada da bulamamaktan korkuyordu. Asıl korkusu bulabilmek di. Günlerdir göremediği sevdiğini ilk gördüğünde, aşkını saklayamamaktan korkuyordu. Herkesten sakladığı aşklarının duyulmasından korkuyordu. Aşklarının bitmesinden korkuyordu. Alev’in dönmemesinden korkuyordu. Arda günlerini korkularla ve acılarla geçiriyordu. Korkuları değişmiyordu ama acıları her gün artıyordu. Alevsizlik Arda’yı yok etmişti. Bitirmişti Arda’yı… Arda korkulu ve acılı bir günün daha ortasında Alev’in hayaliyle kendini avuturken, birden olmayan olmuş, günlerdir görmediği Alev’i görmüştü. Alev tüm güzelliğiyle, tüm çekiciliğiyle caddenin karşısındaydı. Alev güzelliğine güzellik katmıştı. Arda kendini zor tutuyordu Alev’e koşmamak için. Koşmak istiyordu Arda, Alev’e. Çok özlediği kokusunu duymak istiyordu. Çektiği hasreti bitirmek istiyordu ama hiçbirini yapamıyordu Arda. Hem sol yanındaki acı izin vermiyordu Arda’ya hem de Alev’in yanında kocasının olması. Alev gitmişti. Kocasına gitmişti. Evine gitmişti. Arda bitmişti. Her gün Alev’i görmek umuduyla çıktığı eve döndüğünde Alev’i görmüştü ama hiç mutlu değildi. Sol yanındaki acı iyice artmıştı. Arda kızgındı Alev’e. Neden gelmişti? Neden umut vermişti? Ve neden gitmişti? Arda çok kızgındı ve bu sorularının hiçbirinin cevabını bilmiyordu. Kafasındaki sorulara cevap bulamadıkça kızgınlığı artıyor, Alev’e beslediği sevgi yerini yavaş yavaş nefrete bırakıyordu. Nefreti iyice artmıştı Arda’nın. Bu nefretle, Alev’e ait olan bütün eşyaları yakmak istedi. Onu tamamen hayatından çıkarmak istedi. Onu bir daha hatırlamak istemiyordu. Yüreğinde iki acıya yer yoktu Arda’nın. Sol yanındaki acı yetiyordu, birde Alev’in acısına katlanamazdı. Arda Alev’i tamamen unutmak istiyordu, sol yanındaki acının Alev olduğunu bilmeden. O gidince sol yanındaki yangının bitmeyeceğinden habersizdi. Bu duygularla Alev’e ait bütün eşyaları yakmıştı Arda. En son küçük bir sedef sandık kalmıştı Alev’den geriye. Onu yakmaya kıyamadı. Annesinin hatırası olduğunu anlatmıştı Alev. İçinde kendisi için çok değerli olan iki mektubun olduğunu söylemişti. Biraz saygıdan biraz meraktan yakmadı o sandığı. Arda merakına yenik düşüp, Alev’in hiç dilinden düşürmediği mektupları ilk defa okuyordu ve kafasındaki bütün soruların cevabını bulmuştu. Alev’in neden geldiğini? Neden gittiğini artık biliyordu. Kendisine ait olmayan bir mektupla gelen Alev, yine kendisine ait olmayan bir mektupla gitmişti. Giderken geride sadece bir sandık , iki mektup ve hiç bitmeyecek bir acı bırakmıştı Alev. Arda bu geride kalanlardan; annesinin hatırasına duyduğu saygıdan sandığı, kendisine ait olmadığı için mektupları geri vermeyi düşünürken, sadece sol yanındaki acının kalmasına izin vermişti istemeyerek. Arda; Alev’le ilgili bütün hatıraları yaktıktan sonra geriye kalan bu birkaç hatırayı Alev’e geri gönderecekti. Alev’den geriye hiçbir hatıra kalmasını istemiyordu, sol yanındaki acıdan başka. Arda düşündüğü gibi yaptı. Annesinin hatırası olan sandıkla, Alev’e ait olan üç mektubu geri gönderdi. Bir mektupla gelip bir mektupla giden kadına; bir mektupta Arda yazmıştı…; “ Gözleri güzelime, içimi ısıtan kadına…, Geldiğin gün bayramım, gittiğin gün yasım oldu… geç buldum seni erken kaybettim… seni kaybetmenin zorluğunu sana anlatamam… sana, seni kaybetmeyi anlatmak ; doğuştan görmeyen bir çocuğa mavi rengi anlatmak kadar zor ve imkansız… çünkü; sen kendini hiçbir zaman kaybedemezsin, sen sensizliği bilemezsin… sensizliğin zorluğunu, sensizliğin yokluğunu ben olmadan hissedemezsin… Hayatıma girdiğin ilk günden beri uyuyamıyorum, çıktığın günden beri de uyku girmiyor gözlerime… sen varken seni seyretmekten uyuyamadım gibi sen gittiğinden beri sol yanıma bıraktığın acı uyutmuyor beni… uykusuz gecelerimi hayaliyle süsleyen güzel, sen hiçbir zaman uykularından olma, sen hiçbir zaman sol yanını acıtma, sen hep mutlu ol… Hayatımda unutamadığım dört gün var bundan sonra. Birincisi; seni gördüğüm ilk gün. Keşke görmeseydim dediğim gün. Siyah gözlerine tutuklu kaldığım gün. Bütün imkansız hayalleri kurduğum gün. Bahar kadar güzel olan gün… İkincisi bana geldiğin gün. Kalbimin atmakta zorlandığı gün. Kızıl saçlarına yandığım gün. Bütün imkansız hayallerimin gerçek olduğu gün. Yaz kadar güzel bir gün. Üçüncüsü beni bırakıp gittiğin gün. Ölmediğime şaştığım gün. Sol yanımın üşüdüğü gün. Sol yanıma acı açtığın gün. Bütün hayallerimi rafa kaldırdığım gün. Sonbahar kadar umutsuz olan gün. Sonuncu günde, bu gün. Seni başkasının yanında gördüğüm gün. Benden gittiğini bildiğim gün. Aşkımızın bittiğini öğrendiğim gün. Gerçekten kimi sevdiğini anladığım gün. Bütün hayallerimin bitti gün. Kış kadar soğuk bir gün. Bu günleri ömrüm boyunca unutamam. Seni hep bu günlerle hatırlayacağım. Bundan böyle dört mevsim aklımdasın!... her an, her dakika aklımda olacaksın. Sol yanıma açtığın sızıyı hiç unutmayacağım. Seni hiç unutmayacağım. Ama sen beni unut. Mutluğun için unut. Geleceğin için unut. Sol yanında yara açılmaması için unut. Beni unut… Gittiğinden beri çok kızgındım sana neden gittin diye. Aslında gelmene kızıyordum, böyle gittiğin için. Böyle terk edip , böyle bitirdiğin için kızıyordum sana. Sen gitmiştin, ben bitmiştim ve bütün kızgınlığım sanaydı. Bana neden geldiğini , benden neden gittiğini bilmiyordum. Bu gün öğrendim ve sana olan kızgınlığım geçti. Artık bütün kızgınlığım kendime. Artık kendime kızıyorum. Neden seni Kemal’den önce sevemedim diye. Neden seni Kemal’den daha çok sevemedim diye. Daha bu sabah sorsalardı, seni en çok kim seviyor diye şüphesiz ben derdim. Hatta bu dünyaya gelmiş en büyük aşık kim deselerdi yine ben derdim. Kim oluyormuş ; Mecnun, Kerem, Ferhat,,, onların sadece adı var, gerçek aşık benim derdim. Gelin bendeki ateşe bakın, Fırat söndürürse bir daha hiç aşık olmam derdim… seni en çok seven benim zan ediyordum ta ki sana gelen mektupları okuyana kadar. En çok da sen,beni seviyorsun zan ediyordum ta ki bu gün seni mutlu görünceye kadar. Kemal’in seni sevmesine değil de senin Kemal’i sevmene üzüldüm… hem de hayatta her şeyden çok sevmene üzüldüm. Sakın kandırma beni; gözleri zindanım… eğer Kemal’i her şeyden çok sevmeseydin bir mektupla gelip bir mektupla gitmezsin. Biliyorum ben sana bir değil bin mektup yazsam bana dönmezsin… Bu mektubu bana dön diye yazmadım. Geri gelmeni istemiyorum. Güzel olmaz geri dönmen. Güzel olan bu sefer yarım kalmaması… ikinizde çok hak ediyorsunuz mutluluğu… boş verin beni. Bana vereceğin en güzel ödül bir daha dönmemen… dayanamam dönmene. Arkasında yarım bırakıp gelen birini sevemem… bırakıp, gitmişliğinin acısını yaşadıktan sonra mutluluğun tadını alamam. Tekrar gidersin korkusuyla gözlerinde tutuklu kalamam. İkinci bir gitmişliği asla kaldıramam. İkinci kez gidersen bende acıyan bir sol yan kalmaz. Azıcık sevdiysen ne olur dönme bana… bana dönesin diye yazmadım bu mektubu. Bana dönme ihtimalini bitirebilmek için yazdım bu mektubu… bir gün karşılaşırsak göz göze gelmemek için yazdım bu mektubu… bir tanıdığımızı görürsen bana selam göndermeyesin diye yazdım bu mektubu… benden gittiğin için yazdım bu mektubu… sol yanım acıdığı için yazdım bu mektubu… seninde sol yanın acısın diye yazdım bu mektubu… beni tamamen unutasın diye yazdım bu mektubu… sana olan sevgim bittiği için yazdım bu mektubu… sende olan her şeyde bitsin diye yazdım bu mektubu… beni sevmediğin için yazdım bu mektubu… artık seni sevmek istemediğim için yazdım bu mektubu… Bir gün biteceğini biliyordum ama bu kadar çabuk olacağını bilmiyordum. Bitince sol yanımın bu kadar acıyacağını bilmiyordum. Geri dönmeden bu kadar korkacağımı bilmiyordum. Bende de biteceğini bilmiyordum. Buraya kadarmış gözleri yangınım… her şeyin bir sonu varmış, bizim maslımızda bu kadarmış… masalımızın bittiği gibi bende bittim… beni sevmediğini bildiğim için bittim… sol yanımdaki acıya daha fazla dayanamadığım için bittim… sen gittin… ben bittim… aşkımız bitti… rüyamız bitti… yarınlarımız bitti… umutlarımız bitti… düşlerimiz bitti… şarkımız bitti… yağmurumuz bitti… masalımız bitti… her şey bitti…; Biliyordum zaten sevmediğini İnsan yinede vazgeçemiyor sevdiğinden Tutku olmuştun, alışkanlık olmuştun… Ta ki son noktayı koyana dek İstemiyorum artık seni sevmek!... -bitti !..-
Yazı Sahibi
Etiketler
bitti+isimsiz+mektuplarin+son+oykusu+ , bitti , isimsiz , mektupların , son , öyküsü , mehmet , acar , mektup , hikayeleri ,
Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
28
Kendime Sende Bulduğumdan Beri…
• Hüsnü Cesur • Mektup Hikayeleri • 71 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
19
Kasım
18
Kasım
10
Ekim
22
Ekim
21
Ekim
14
Ekim
14
Ekim
14
Ekim
10
Ağustos
15
Bitti (isimsiz Mektupların Son Öyküsü)
• Mehmet Acar • Mektup Hikayeleri • 644 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ağustos
13
Mektup (isimsiz Mektupların İlk Öyküsü)
• Mehmet Acar • Mektup Hikayeleri • 585 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
15
Sana Geldim (isimsiz Mektupların İkinci Öyküsü)
• Mehmet Acar • Mektup Hikayeleri • 379 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
15
Ekim
1 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||