kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Deneme / Hayata Dair Denemeler

Bizden İbaret


Bizden İbaret

Sol kolu kırık doğan her insan benim gibi talihsiz mi? Ya da geçmişine olan özleminden, düzelteyim; geçmişinde yaşanan güzel olayları, hatıraları hiçbir zaman hissetmez mi? Sanki on katlı binanın dördüncü katından atlayıp başını bahçenin sert kumuna çarpması yüzünden hafızasını yitiren biri gibi. Ne yaşadığımı, ne yapmak istediğimi bilmiyorum. Sizlerde bilmiyorsunuzdur belki. Monoton bir hayatın kırılmaz zincirlerinden biriyim. Her gün kalkmak ve her gün, gün bitmeden ya da gün bittikten birkaç saat sonra yatmak; yalnız yahut başkasıyla birlikte… İşte aranızda benim gibi bu olaya kafayı takıp, aile ve arkadaş, iş muhabbetlerine sadece dinliyor ve anlıyormuş numarası yapıp da bunları düşünmek üzücü. Aslında sorun yatmak ve kalkmak değil. Asıl sorun yatmayla kalkmanın arasındaki zaman.

Kendinizi hayal edin ve gerçek isminizden başka bir isim kullanın, olmak istediğiniz karaktere. Düşünün ne olmak istiyorsunuz? Eğer olmak istediğiniz yerdeyseniz bu kitabı kapatın, bir kütüphaneye ya da istediği yerde olamayana verin ve bir daha açmayın. Ben olmak istediğim yerdeyim ama bu kitabı da okumak istiyorum, diyorsanız hayal kurmadan okuyun, sadece okuyun, bitirmek için okuyun…

Benim gibi istediği yerde olamayanlar. İlk başta vücudumuzun özelliklerini hayal edin. Şuan sahip olduğumuz vücudumuzda neleri değiştirebiliriz? Çekinmeden düşünün ve gözlerinizi kapatıp aynanın karşısına geçin. İyice kafanızı içinde olmak istediğiniz vücuda yorun. Geçmişteki güzel anılarınızı anımsayarak, o güzel anılarınızı şuan kafanızda yarattığınız vücudunuzla yaşayın. Aranızda, peki ya kötü anılarımız, derse; o anıları hiç yaşanmamış sayın. Sadece özüne odaklanın ve çıkarılan dersi idrak ederek geri kalanını çöpe atın. Evet… Hayal gücünüz kuvvetliyse olmak istediğiniz vücutla anılarınız ne kadar güzel, değil mi? Hayal ettiğiniz vücut o kadar güzel ki bazı anılarınızı kafanızda yarattığınız güzel vücuda yakıştıramıyorsanız o anıları silin. İnsan; olmak istediği gibi yaşar ve mimikleriyle bunu kanıtlarsa asıl güzel anı odur. Kafanızdaki vücudunuza uymayan anıları silin. Anılarınızın hepsi vücudunuza uymuyorsa hikayeler uydurun. Hiçbir hikaye gerçek değildir…

Çok karizmatik bir bakışınız var. Herkes size bakıp hayran oluyor. Keskin gözlerinizle insanları süzüyorsunuz. Gölgeler sizin için çalışıyor ve yüz hattınızın yarısı belki vücudunuzun yarınsan çoğu gölgede kalarak gizemleşiyorsunuz. Ağzınızdan her çıkan söze itibar gösteren insanlar çevrenize toplanmış can kulağıyla sizi dinliyor. Uygun bir monarşi durumundasınız lakin demokrasiyi de iyi biliyor, onu uygulamak için en yakın arkadaşınızın omzuna dokunarak dilde öncülük etmesine izin veriyorsunuz. İşte şuan siz onun beynisiniz. Omzuna dokunduğunuz arkadaşın beynine içinizden geçirdiğiniz komutları yükleyerek istediğiniz yere hareket ettiriyorsunuz. İsterseniz bu durumu uzay çağında ya da günümüzde düşünün. Günümüzde düşünmek en mantıklısı çünkü; günümüzde her şey olabilir. Herkes komut verdiğiniz arkadaşı dinliyor. Peki duyabiliyorlar mı? Siz varken asla… O güzel vücudunuzu ellerinizle, gözlerinizle ve her bir davranışınızla konuşturuyorsunuz ki; karşınızda ilgili olduğunuz insan : “Evet, bende seviyorum!”, diyor. Tam o anda etraf kararıyor. Arkadaşınız ve yanınıza toplanıp sizi izleyen, çevreden geçen herhangi birileri kayboluyor. Sevdiğiniz kişinin üzerine gökten beyaz bir ışık yoğunlaşarak onu melek gibi gösteriyor. Fakat sizde o karanlıkta kayboluyorsunuz. Üzücü bir olay ama nedeni de şu; siz hayal ettiğiniz kusursuz vücuttasınız, içiniz hariç doğal değilsiniz ve karşınızda duran sevdiğiniz insan gerçek.

Biz ne kadar çok kendimizi değiştirirsek değiştirelim sevdiğimiz ve taktir ettiğimiz insanlar bizim gözümüzde değişmez.

Bu hikayeyi saçma; en azından ben, bulabilirsiniz. Fakat; bu gerekliydi. Ben saçma buluyorum çünkü; ben uydurdum. Siz saçma bulmuyorsunuz çünkü; siz uydurmadınız. Ben ve siz ne kadar kusursuz ve güzel iş yaparsak yapalım muhakkak bir saçmalık, çelişki buluruz. Şuan olduğumuz yerde en kıdemli ve deneyimli; benden başka kimse yapamaz konumunda olabiliriz. Ama bizim düşüncelerimiz ve gözlerimizle ne kıdemliliği kalır ne deneyimliliği… İlk başta; “Ben olmak istediğim yerdeyim lakin bu kitabı okumak istiyorum.”, diyenlere özürlerimi ileterek bu kitabı hayal kurarak okumalarını istiyorum. Zaten ben onların hayal kurmalarını engelleyemezdim. Okuma ve yazma bilen her birey istemese de hayal kurar. İstedikleri yeri ne kadar çok met ederlerse etsinler; içlerindeki değişiklik alevi onları eritiyor.

Bırakalım da şu hayalperestliği gözümüzü açıp gerçek vücudumuza geri dönelim. Saçma dediğim şu hikayeyi yeniden yazalım.

Çok durgun ve bitkin bakışınız var. O gün, anlaşılan gününüz değil. Geriye baktığınızda her gününüzün böyle olduğunu anlıyorsunuz. Güneşin ışıkları yüzünüze çarparak, eğer yanınızda güneş gözlüğü yoksa görmenizi engelliyor. Bir de şapka takmamışsanız durumunuz daha kötü. Arkadaşlarınızla konuşmak istiyorsunuz ve hatta konuşuyorsunuz lakin onlardan hiçbir tık yok çünkü yutkunarak ve kelimeleri yutarak; cansız bir şekilde konuşuyorsunuz. Yanınızdaki arkadaşınız akıcı ve çok güzel arada bir saçmalayarak konuşmasına rağmen etraftaki insanlar onunla ilgileniyor. Belki bu kişi sizden çirkinde. Kalabalık arasında yalnız kalıyorsunuz. Kendinizi onlara hatırlatmak için öksürüyor, söze girmeye çalışıyor ve yerinizde elinizi, başınızı hareket ettiriyorsunuz fakat; hiçbir çare yok. Fark edilmeniz imkansız gibi. İlgi duyduğunuz kişi tam karşınızda. Onun gözlerinin içine bakıp, güzelliğinizi süzüyorsunuz. İçinizdeki sevgi haykırısı gözlerinize yansımasına rağmen karşınızdaki o kişi size bakmadığından duymuyor. Tamam şuna; bakmasına rağmen, diyerek daha da gerçekçi bir karamsarlık boyutu yapalım. İlgi duydunuz kişi size bakmasına rağmen anlamıyor. İçinde size karşı bir ilgi olsa bile. Bütün her yer kararıyor. Hissediyorsunuz, oda sizi seviyor. Işık altında siz ve o. İtiraflarda bulunarak güzel sözler fısıldıyorsunuz. Böyle güzel bir hayale dalmışken ve tam özünde iken ani bir sarsıntıyla uyanıyorsunuz. İlgi duyduğunuz ve size de ilgi duyduğunu hissettiğiniz kişi sürekli konuşan, sizden çirkin olan arkadaşınızla samimi ve el ele bir muhabbette…

Ne kadar acı…

Söz konusu olmuşken; gerçi tam arkadaş beni dışarı çıkartmak için aramışken, anılara değinmek isterim. Fark ettiyseniz anılarımızın bir çoğu fotoğraflarda, videolarda gizli. Lakin hemen hemen hiç biri gerçekçi değil. Örneğin fotoğraflar. Kaçımız ruh halimizi yansıtan bir fotoğraf karesinde bulunduk. İçimizin darda olduğu zamanda çekilen fotoğraflarda gülümsemedik mi? Elbette gülümsedik. Şimdi elimize eski bir fotoğrafı aldığımızda kaydedilen anıların ne kadar, sahte ve yapmacık olduğunu keşfediyoruz. Kızgın, öfkeli, bitkin, durgun… İşte bu ruh halleriyle kaydettiğimiz anılar daha gerçekçi ve saf olmaz mı? Şimdi bu nerden çıktı, demeyin çünkü bende bilmiyorum. Bana göre saçma bir yoldan geldim bu konuya. Ne kadar acı yazısından sonra yazmayı bıraktım ve beni çağıran arkadaşın yanına gittim. Kafamda bu yazdıklarım vardı. Ne kadar anlamlı ve doğru, nelerden bahsedebilirim diye düşünürken ilk başta; bu yazının başlığını düşünmeye başladım. Bir türlü bulamazken bir şey saptadım. Oda paranın insanları günümüzde mutlu eden en hakiki şey olduğu. Kaçımız parasız kaldığımız zaman mutlu oluyoruz? Bu soruyu defalarca sordum, sorarken de geçmişim aklıma geldi. Ben yarını düşünürken parasız kaldığım günlerde hiç mutlu olmadım. Muhakkak sizde. Çünkü sizi bekleyen acımasız taksitler, ki o taksitleri acımasız kılan biziz. Parasızlık yüzünden almak istediğimiz şeyi alamıyorken mutlu olamayız. Tam o anımda yılbaşını kutluyoruz. Cepte para kalmamış… Arkadaş fotoğraf makinesi getirdi ve fotoğraf çekilmeye başladık. Sürekli gülüyorum halbuki hiç güleceğim yoktu. Şuan o fotoğraflara bakarken gülüşlerimden bir anlam çıkartamıyorum çünkü o zaman ben mutsuz ve karamsardım.

Bu yazıyı iyicene kişiselleştirmeden nokta koymak istiyorum.

Biraz etrafınıza bakın. Kaç insan size insan gözükmüyor? Hayal edin, en hoşlanmadığınız ve gözünüze batan, konuşmalarından ve davranışlarından gıcık kaptığınız, tiksindiğiniz birisi gözünüzün önüne getirin. Sonrada yavru bir köpek. Gerçekte köpek sevebilirsiniz ama bu hayalinizde farz edin ki köpekleri sevmiyorsunuz. Dar, asfaltlı bir yolda ilerliyorsunuz. Dümdüz, neredeyse tek şerit; bir motorbisiklet ve arabasının yan yana gelmesiyle yol tamamen kapanıyor. İşte o yolda bir araba park etmiş ve o arabanın yanından geçmeye beş ile on metre arasında mesafe kalmış. Arkanızda da yavru bir köpek. Hoş deyip, arkanıza bakmıyorsunuz çünkü hoş der ve arkanıza bakarsanız daha çok peşinize takılır. Aniden bir motor sesi duyuyorsunuz. Arkadan deli gibi süratli... İlerliyorsunuz. Park halindeki arabaya yaklaşıyorsunuz. O motorlu genç işte sevmediğiniz, gıcık olduğunuz kişi. Ve o kişi siz park halindeki arabanın yanından geçmeden hırs yapıp o geçmeye çalışıyor lakin o kadar hızlı geliyor ki; yüz vermediğiniz yolun ortasına yakın yerde kalıp etrafa masumca bakan köpeği görmüyor ve çarpıyor. Köpek motorun jantları arasında kalmış ölmesi kesin olarak can çekişiyor o kişi ise hemen hemen dibinize düşmüş ayağını kırmış, kolunu incitmiş ölmesi olanaksız lakin kanlar içerisinde yatıyor. O kişi size, “yardım et” gözleriyle bakarken duruyorsunuz. Bir o kişiye bakıyorsunuz bir de köpeğe. Aklınızda düşünüyorsunuz ve şunları en azından bu karakter : “Bir köpeğe bakıyorum birde insana. İkisini birbirinden ayıramıyorum. Hangisine yardım etmeliyim?”, deyip biraz daha düşündükten sonra ikisine de yardım etme gereği duymayıp bu olayı görmemiş gibi yolunuza devam ediyorsunuz.

Siz ne yapardınız? Sevmediğiniz insana yardım mı ederdiniz yoksa sevmediğiniz köpeğe mi? Ya da bu hikayedeki karakter gibi basıp gider misiniz? Ne yapacağınızı bilemem ama tahmin edebilirim. Otuz insandan; onu çeker gider, on beşi yardım eder, beşi köpeğe bakar. Uydurulan yaş hikayesi gibi. Tam olarak hatırlamıyorum. Eşek, insan, köpek mi ne vardı galiba. İşte onun gibi; insan, köpek, o kişi, motor ve araba…

Birden konu atladığımın farkındayım. Neden yaptığımı bilmiyorum. Galiba içimden gelerek; sizle daha samimi olmak için. Karşınızda beni hayal edin. Bana ne kadar tahammül edersiniz? Durduk yere konu değiştiriyorum. Kuşbakışı bakıldığında şuan ki yazdıklarımda bağlantı kurulması güç. Eğer siz bir bağlantı arıyorsanız mutlaka bulursunuz. Yeter ki görerek ve araştırarak bakalım.

Hani bu yazıya başladığım ilk cümlede, sol kolu kırık doğmuşum, cümlesi vardı ya… O cümleye sakın mecaz anlam katmayın. Gerçektende sol kolu kırık doğdum. Doktor annemin karnından çıkmam için iteklerken kırı vermiş. Olacak iş değil. Peki sizin başınızdan; daha dünyayı görmemişken, böyle bir şey geçti mi? Acaba yaşadığım bu olay kaçta kaç meydana geliyor? Bu benim hatırlamadığım gerçek, saf anı. Gerçek saf anıları bulmak istiyorsanız ailenize sorun. Arkadaşlarınıza sakın sormayın. Ne kadar yakın olursanız olun onlar sizin kanınızdan değil ve hallerinizi bilemez. Aynen ilk uydurma hikayemdeki gibi. Onlar sizin hallerinizi bu haller; içiniz ve istemek istediğiniz şeyi, bilseydi kaybeden taraf olmazdınız. Burada bir çelişki sezeceğinizi umuyorum. Hani o size karşı ilgili olduğunu hissettiğiniz kişi neden o sevdiğini söylemedi diyorsanız şöyle açıklayım. Çünkü; bu benim uydurma hikayem ve böyle olması gerektiğini seziyorum, demekten başka çıkar yol bulamam.


Bizden İbaret
Yazı Sahibi
Deniz Ertan Brammer
Deniz Ertan Brammer tarafından 29.7.2008 tarihinde eklendi 59 kez okundu.

Etiketler

Yazı İşlemleri

Okuyucu Puanı



Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
seni anlıyorum galiba:) yazın güzeldi


29.07.2008 tarihinde yorumlandı.


Aralık
2
Hayata Dair Denemeler
Ümit OkunakolHayata Dair Denemeler • 9 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Aralık
1
İyi Geceler Anne
Adem DoğanHayata Dair Denemeler • 10 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Aralık
1
İlk Gözyaşım
Esin AktuHayata Dair Denemeler • 26 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Aralık
1
Sevilmeyi Öğret Bana
Nesrin Göçtürk KayaHayata Dair Denemeler • 55 kez okundu. • 14 kez yorumlandı.
Aralık
1
Türküz Doğruyuz Da Çalışkanmıyız?!
Ümit CoşkunHayata Dair Denemeler • 17 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Eylül
4
Azraile Aşığım
Deniz Ertan BrammerSerbest Şiirler • 56 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Eylül
3
Rahatsız 1
Deniz Ertan BrammerKişisel Denemeler • 57 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Eylül
3
Çocuk
Deniz Ertan BrammerKişisel Denemeler • 76 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
27
Konuşmadım
Deniz Ertan BrammerSevgi Şiirleri • 47 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
14
Baba Oğul
Deniz Ertan BrammerYaşamdan Hikayeler • 170 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mart
17
Savaşmak İstemiyorum
Deniz Ertan BrammerAsker Hikayeleri • 1107 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Şubat
16
Çanakta Boğulan Asker
Deniz Ertan BrammerAskeri Hikayeler • 761 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mart
11
Kulaksız
Deniz Ertan BrammerAskeri Hikayeler • 543 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Şubat
16
İhtiyar Adam
Deniz Ertan BrammerYaşamdan Hikayeler • 466 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Şubat
15
Cambaz
Deniz Ertan BrammerDüş Hikayeleri • 454 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Bizden İbaret, Bizden İbaret denemesi, Bizden İbaret deneme, Bizden İbaret nedir?, Bizden İbaret hakkında bilgi, Bizden İbaret denemeleri, Deniz Ertan Brammer denemeleri, Bizden nedir, Bizden denemesi, Bizden denemeleri, İbaret nedir, İbaret denemesi, İbaret denemeleri,

edebiyat
Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Nedir... Kimdir...
Edebiyat Atatürk Köşesi


Radyo Yayını ( Playlist Yayını )
Siteden Dinleyin
Winamp Dosyası Media P. Dosyası



ADnet Reklamları

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Minik Kuş

Erol Sunat
Bizi De Bu Hikayeler Hikaye Etti!

Sezer Nişancı
Kızıyorum Ama Bak

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?


Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | İletişim
Text Reklamlar : Internet Advertising | Laptop PC | Buy Anything On eBay | Digital Music Downloads | Smileys | Gazlıgöl | Saat | Videolar Arkadaş Bul