BohçaBohçabazı anlar vardı, zihni öylesine açıktı ki. üniversiteye hazırlandığı sene bunu en derin hissetmişti, ve hep o zamanki zihin açıklığına dönememekten şikayet ederdi.ama doğru değildi bu. bazı günler öyle hissederdi. öyle günlerde her şey yerli yerine otururdu. birçok şeyi bir anda düşünebilir, yaratıcı çözümler yaratır, pürüzlere takılmazdı. yol hazırlığı yaptığı günlerdi onlar. ne zaman istediği, istediğini bildiği bir yolculuğa çıkacak gibi olsa, onun hazırlığı esnasında böyle hissederdi. 1. buluşması olduğu günlerde ne yapıp edip, değişik yan yollardan gitmeye gayret ederdi. buluşmanın sebebi önemsizdi. sırf bu yüzden telefon etmeyi de çok sevmezdi. bir şey mi sorulacak? atlar giderdi. onu tanıyanlar da zaten saati saatine buluşmanın iyi fikir olmadığını bilirlerdi. şu saatler arasında şurada... değişik yollardan gitmesinin sebebi, olur ya, buluşma beklediği gibi gitmezse, en azından oraya varıncaya dek zevk almaktı. gidiş yolunu da keyifli hale sokmaktı ki, böyle gittiği hiçbir işi kötü sonuçlanmamıştı. ne zaman direk bir şekilde gitse bir terslik çıkardı. hem giderken değişik yerleri görmek, değişik kişilerle tanışmak hep aklına yeni fikirler de getirirdi. 2. işte artık yaşamı da bohça hazırlamaya benzetiyordu. ama bohça deyince yanlış anlaşılmasın, ağır bir bohça değil bu. borçlu olduklarıyla helalleşmek de bu hazırlığın önemli bir parçasıydı. başka çaresi de yoktu, istediği zihin açıklığı ise tüm yaşamı bir yolculuk haline getirmek zorundaydı. durgun, sığ sularda çekmişti ne çektiyse. tüm takıntıları, kıskançkıkları, kokuşmuşlukları, asabiyetleri, güvensizlikleri, şüpheleri...hep orada yaşamıştı. aynaya bakar ve gördüğü suratı beğenmezdi durgun sularda. yağmur yağdığı zaman ne çok mutlu olurdu. "sevgilim, yine en güzel kokunu süründün" derdi. gözündeki buğuluk da yok olurdu bu zamanlarda. yeşil daha yeşil, mavi daha mavi. gözlerindeki buğuluk. gözlerini ovuştururdu. yüzünü yıkardı. ama gitmezdi. egzoz dumanı mıydı derdi, rüzgarın havayı temizlediği zamanlar bakardı, yine aynı. eski bir film gibi mattı resim. mat olduğunu biliyordu, çünkü bu resmin berrağını hatırlıyordu çocukluğundan. ve son zamanlarda da gördüğü berrak resimleri düşündü. en son o vadide ne berraktı! yolun kenarında bir kayanın kenarındaki keçi yolundan yürümüş, çadırını oraya kurmaya karar vermişti bir gün. derince bir vadinin içinden geçiyordu o gün. ama hava o kadar da güzel kokuyordu ki! deli gibi bir o yana bir bu yana koştu. hiç bir yerde çiçek yoktu?? neydi o kokan? çıldıracaktı. bilmiyordu kokanın `ormanlar kraliçesi` ağacının beyaz ampül yapraklarından yayılan esans olduğunu. bu koku çok rahatlatıcı ve huzur vericiydi. çadır kurmak istemedi, açık havada uyumak istedi. ama yağmur başlıyacak gibiydi. brandasını dört bir kenarından ota, sapa bağlıyarak ufak bir çatı yaptı, ve yerde iki kayanın yaptığı ufak bir yarıkta uyudu. yağmur iyice azdığında iyice içine çekiyordu bu nefis kokuyu. işte o gecenin sabahında uyandığında, görüntü temizdi. ormanların zarif kraliçesinden bu zavallı yolcuya bir hediye! buğudan arınmış gözler... artık eski şehrinde bu berraklığı yakalayamaması onu üzüyordu. ama geçmiş nesillere baktığında kim doğduğu yerde kalmıştı? anne tarafından da, baba tarafından da üç nesil geriye gittiğinde hiç birinin doğduğu yerde kalmamış olması, "göç kanımda var" demesine ve sırıtmasına sebep oluyordu. göç...ama nereye?
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
1
Kasım
30
Kasım
26
Kasım
24
Kasım
24
Temmuz
9
Haziran
18
Haziran
17
İkini Dünya Savaşı Sona Erdi
• Sıtkı Er • Başkaldırı Denemeleri • 217 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Haziran
5
Tepe 2 / Tamamlanmamış Bölümler
• Sıtkı Er • Fantazi Hikayeleri • 523 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mayıs
29
Haritadan Kaybolmuş Bir Kasaba
• Sıtkı Er • Başkaldırı Denemeleri • 216 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mayıs
13
Nisan
30
Şubat
26
Nisan
9
Mart
21 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||