Boşvermişler İstasyonuBoşvermişler İstasyonuHayat denilen trenden indim. İstasyonda bir banka oturmuş dinleniyorum. Şu an için gözlerim yollarda bir tren beklemiyorum. Gelse de onu görebileceğimi sanmıyorum. Gözlerimi kapadım, sınırsız içime bakıyorum. Önüme, hep aynı şeylere bakmaktan yoruldum. Kısıtlı yaşamımda içimdeki bu engin derinlik varken önümdeki kilometrelerle sınırlı bakış açımda hayata dair pek birşey göremiyorum... Trenden bavullarımı almadan indim. Bu yüzden huzursuzum. Bavullarım, sorumluluklarım... Trenden arkama bakmadan ineceğime söz vermişken kendi kendime, aslında hep aklımda olan fakat almayı bir türlü akıl edemediğim sorumluluklarım artık benimle değil... Bunun tek sebebi ise sadece kendim... Nasıl olsa oraya gideceğim, bu benim kaderim belkide... onlarla her halikarda bir daha yüzleşeceğim... Belki o zaman her şey rayına oturmuş olur hayat denen bu yolda. Boşvermişler istasyonunda herşey yoluna girmez mi zaten?Gözlerimi açtığımda aynı yerdeyim ama hayal ettiğim değil. Gerçek bir istasyon, hatta elimde evrak çantam yanımda bavulum, binmem gereken treni bekliyorum. Bu iş toplantısı çok önemli ve şirketin temsilcisi olarak benim katılmam büyük bir fırsat gelecekteki iş yaşantım için. Seçilmek için aylardır fazladan mesaiye kalmam ve tüm performansımı harcamam da cabası. Sanırım işkoliklik bu olsa gerek. Oraya gidip o çok önemli toplantıya katılacağım ve büyük bir ihtimalle de yoğun çalışmalarımın sonucunda ortaklığı sağalyacağım. Tüm bunları biliyorum. Hatta neredeyse eminim bile. Ancak benim hayatıma olan katkısı nedir? Bir ikramiye mi? Yoksa terfi mi? Peki ya tüm bunlar benim istediklerim mi? Onca yıl uğraştığım? Binmem gereken treni beklerken hayatımı gözden geçirmeye başlıyorum... Kapılar ardında bir çocukluk... Kurallarla dolu bir aile yaşamının karşı konulmaz sonucu. Yine de kötü olduğunu iddia etmek yanlış olur. Aksine keyifli hatıraların olduğu mutlu bir çocukluk. Bilirsiniz ya tıpkı prensesler gibi yaşanılan, bir denilenin iki edilmediği türden. Takip eden yıllarda onca insanla karşılaşmanın şaşkınlığıyla geçen bir ilkokul çağı. Sonrasında ortaokul ardından lise. Herşeyin yavaş yavaş değişmeye başladığını hissettiğim fakat aslında her zaman aynı kalan onca şey. Lise hayatımı dışavurumlar ve özgürlük kelimeleriyle betimlemek uygun olur sanırım. Süregelen zamanda hayat şartları nedeniyle başarıya göre seçilen, kulağa hoş gelen bir de meslek. Evet, işimi seviyorum. Başarılı da sayılırım. Sonuçta hayatta en iyi öğrendiğim şey buydu, çalışmak. Bu kelime nedense her yerde karşıma çıkıyor ve başarının, dolayısıyla da mutluluğun anahtarı haline geliyordu. Tüm bunlar, geçmişe dönüp baktığımda gördüğüm gurur dolu bir aile tablosu, yüksek bir başarı çizgisi ve evliliğe atılan adımlarda doğru insanı bulmak diye devam ediyordu... Trenin yaklaştığı hissedildiğinde yavaşça yerimden kalktım ve raylara doğru ilerledim. Uzun zamandır oturuyor olmalıydım. Zaten hiçbir zaman geç kalma riskim olmadığı için uzun beklemelere alışkındım. Trenden boşalan insan seline baktım. Onca farklı insana. Hepsi farklı nedenlerle inmişlerdi o trenden. Kimisi aceleci, kimisi de aksine oldukça rahat görünüyordu. Hepsinin farklı ruh halleri ve tahmin edemeyeceğim boyutlarda yaşam stilleri vardı. Tek ortak yanları aynı trenden inmelerinden öteye gitmiyordu. Dalgınlığıma şaşırıp hızlı adımlarla ilerleyerek trene bindim. Saatime baktım. Toplantı için daha üç saatim vardı. Boş bir yere geçip oturdum. Sonbaharla birlikte kızaran yapraklarla dolu cılız ağaçları izlemeye koyuldum. Bugün her zamankinden daha bir dalgın daha bir duyarlıydım sanki çevreme karşı. Herşey daha bir fazla gelmeye başlamıştı. Kendime birkaç beden büyük gelen bir hayat yaşadığımı hissedince kendi kendime kızdım. Sanırım bu toplantı beni germişti. Konsantre olmaya çalışarak ezberlediğim konuşmamı içimden yüksek sesle tekrarladım. Aslında ne kadar da anlamsız bir konuşmaydı. Fakat karşımda oturmuş pür dikkat beni dinliyor gibi gözüken ama aklı farklı farklı yerlerde olan bir grup insanı kandırabilecek nitelikte sözcükler olmalarından başka bir özellikleri yoktu. Düşüncelerim hayatım boyunca hep fit olmuştur. Birşeye karşı başta ne hissediyorsam sonra da öyle hissetmişimdir. Ancak kendi beğenerek hazırladığım bu konuşmaya karşın düşüncelerimin bu kadar hızlı değişmesine anlam veremedim. Camdan dışarı baktığımda gördüğüm uçsuz bucaksız geniş arazilerde uçan ufak kuşlar beni gülümsetti. Havada zigzag yaparak uçuşları onları imrenerek seyretmeme neden oldu... Tren kalabalık ve uğultuluydu. Karşımda oturan ufak kız sürekli yerinde kıpırdanıyor ve dedisini görmek için ne denli sabırsızlandığını annesine sürekli ne kadar kaldığını sormasıyla belirtiyordu. Şanslıydım ki ailem hep yanımdaydı. Beni hep desteklediler bu anlamda yanımdaydılar ancak somut olarak ta hep benimleydiler. Aynı evde yaşayan kocaman bir aileydik eskiden. Şimdiyse kendi evim ve kendime ait olduğunu sandığım bir yaşamım var. Fakat bu yaşamın yöneticisi ben değilim. Kesinlikle değilim. Evet hayata dair seçimlerimi ben yaptım. Ama hiçbir zaman hayallerim olmadı ki benim. O an hayat koşulları ne gerektiriyorsa o düz patikadan ilerledim. Karşıma çıkan sokaklara, onların açıldığı yeni caddelere aldırmaksızın sadece önüme baktım... Tüm bunları düşünürken bir yandan da kendime kızıyordum. Şimdi sırası mıydı hayatımla ilgili felsefe yapmanın? Hem de bu denli büyük önem taşıyan bi toplantıdan önce. Ama bir yandan da içimde taşan birçok şeye engel olamıyordum. Herşey gözümde farklı bir boyuta ulaşmış, hayata farklı bir pencereden bakmaya başlamıştım. İstasyonda hissetmeye başladığım bu farklılık içimde onca yıla inat hızla gelişiyordu. İnmem gereken durağa geldiğimde yerimden kıpırdamadım, kıpırdayamadım. Açıkçası inmekle birlikle kendime karşı gelmiş olacaktım ve artık bunu istemiyordum. Onca yıl zaten kendimi hiç dinlemediğimi hep etrafımdakilerin beni yönlendirdiğini farkettiğim şu saniyelerde bu trenden inip o iş toplantısına gidemezdim. Kuralcı, disiplinli ve düzgün denilebilecek sahte bir mutluluğu, kendim olmakla çözeceğimi anladım. Evet, artık mutluluğun tanımını yapabilirdim. Özgür olmak, kendim olmak... Bir süre yüzümde hiç hissetmediğim kadar sıcak bir gülümsemeyle çevremi inceledim. Hayatımda ilk defa insanların beni nasıl gördükleriyle yada hakkımda ne düşündükleriyle ilgilenmiyordum. Son durakta trenden indim. Geldiğim yolu geri dönmek istemiyordum. Kalabalık insan seli arasına karıştım. Bilmediğim sokaklarda yürüdüm. Kendime satın aldığım basit kıyafetlerle üzerimi değiştirdim ve her zaman sıkıca bağlı tuttuğum saçlarımı açtım. Kaldırıma oturup insanları izledim. Saatler ilerleyip akşam çöktüğünde kendimle daha çok başbaşa oma fırsatı yakalayabildim. Sahilde bulduğum ufak çay bahçesinde birşeyler yiyerek manzarayı izledim. Evrak çantamda hazırda toplantı için hazırda tuttuğum boş kağıtları çıkararak hislerimi manzaranın içinden akıtarak kağıtlara yansıttım. Yazar olup olmadığımı soran garsona tıpkı konuşulanları analmayan bir turist gibi gülümsedim. Orada ne kadar kaldığımı tam olarak anımsayamıyorum çünkü saate bakmayı çoktan bıraktım. Önüme çıkan 3. sınıf bir motelde tek geceliğine kiraladığım odada hayatımın ern güzel uykusunu tattım. Ertesi sabah istediğim saatte uyanmanın mutluluğuyla kendimi tıpkı bir gezgin gibi yollara bıraktım. Cesurca, insanlardan korkmadan sadece doğallığımla yaşamayı tercih ettim. Sık sık hislerimi yazdım. Çünkü yaşadığım tek bir saniyeyi bile unutmak istemiyordum ve yazmak içimde hayatım için ilk defa birşeyler yapıyor olduğum hissini doğuruyordu. Benü muylu eden şey buydu. Biraz özgürlük, insanlarla dolu aynı zamanda kendimle başbaşa bir yaşam. Ben bunun adına ilerki zamanlarda sanat demeye başladım. İçimde geç te olsa doğan bu hisler beni hayatımda apayrı bir yola yöneltmiş ve yepyeni fırsatlar sunmuştu. Kilit noktanın çalışmak değil aslında kendim olduğunu ne kadar geç anlasamda uygulamak için hiçbir zaman geç değildi... İlerleyen günlerde, aylarda , yıllarda bilmediğim bir yerde basit bir yaşam geçirerek yaşadığım bu 7 günümü hiçbir zaman unutmadım. Bilindiği gibi boşvermişler istasyonunda inmiş olmam, herşeyi kendi içimde rayına soktuğumu hissetmem, geçmişimi yok saymama yetmiyordu. Ama hayatımı kontrol altına almakla hayatımda eriştiğim bu nokta benim baştan aşağı farklı bir insana dönüştürdü... Bu satırları okurken ellerim titriyor gözlerimden yaşalar süzülüyordu. O günleri özlemle anımsıyordum. Hayatımın dönüm noktasıydı adeta. Nasıl unutabilirdim ki? Elimde tuttuğum dergiyi kendimden uzaklaştırarak o zamanlar yazdıklarımın toyluğuna sevgiyle bir daha baktım. Şimdi o zamanlar yazdıklarım, kitaplarımı okuyan, isimlerini bile bilmediğim belki de hiç karşılaşmadığım insanlara örnek oluyordu. Onlara hiçbir zaman hayatımız için yaptığımız hiçbirşey için geç olmadığını anlatabiliyor olduğumu hissetmek, kaldığım hastanede, belki de yaşamımın son günlerinde ömrümü bin yıl daha uzatıyordu...
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
1
Aralık
1
Aralık
1
Sudenaz’dan Mektuplar (ııı)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 22 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
1
Aralık
1
Eylül
10
Haziran
8
Mayıs
8
Nisan
26
Nisan
26
Haziran
8
Mayıs
8
Eylül
10 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||