Böyle Bir SevmekBöyle Bir SevmekHoşlanmanın aşka döndüğü, tutkuya çaldığı günlerde sana bir şiir yazmıştım; “Desen ki, ölümüm ben, çaresiz bir zehirim, ver içeyim, sende öleyim…”. Bunu ne kadar istediğimi o an ben bile kavrayamamıştım. Dün bunu sahiden istedim. Seninle sevişirken, nefesim teninde şarkılar söylerken orada ölmek istedim. Çünkü o kutsal varlık hep özlemlerimi süsleyecekti ve ben ona kavuşamadıkça – sınırsız zaman ve mekanda – acı hissedecektim. O kutsal varlık çaresizliğinin içinde ezildikçe ben kendime ıstırap çektirecektim. Vuracaktım düşüncelerimi karanlıklara, sızlatacaktım aşkımı. Kendime çok kızacaktım, çaresizliklerin içinden seni çekip alamadıkça. Hepsini yaşıyorum şimdi bunların. Çok şey yapmak isteyip de hiçbir şey yapamamak acının melun besleyeni… Henüz birkaç saat önce sana bir mektup yazmak istemiştim. Sevinç ve hüzün arasında kelimeleri biraz yorduktan sonra düşündüğüm hiçbir şeyi yazamadan bir sayfa kadar öylesine karalayıp bırakmıştım. Sonra uyumayı denedim. Uyumalıydım çünkü sabah sana gülüşler sunmak istiyordum. Bütün bir gecenin bedenime sunacağı uykusuzluğun beni ne kadar çirkin ve mat göstereceğini biliyordum çünkü. Sana çirkin görünmemeliydim. İçim her ne kadar gülse de yorgunluğun dışıma yükleyeceği somurtkanlık gözlerine – ki o gözler tüm güzellikleri görmeyi hak ediyor – bir harabe sunacaktı. Bu beni o kadar çok üzer ki… Senden kalan ben’i en iyi şekilde korumalı, yaşatmalı, incitmemeli ve yormamalıyım. Ama olmadı. Sana söylemek isteyip de söyleyemediğim onca söz göğsümde fırtınalar kopartırken uyuyamazdım. Kalktım ve yine karşındayım. Böyle bir sevmek benim ki. Bazen isyanlara tutuldum. Kötü düşünceler iyi düşünceleri yıkıp geçiyordu o zamanlarda. Ve ben öfkeyle kötü şeyler yazdım o anlarda. Hep çok kısa bir süre sonrasında “nasıl böyle şeyler düşündüm, yazabildim” diye kendimi yedim. Hemen affa çaldım kalemimi. Fotoğrafını karşıma alıp saatlerce konuştum. Sanki karşımda sen vardın ve ben sana tüm kötülüklerden arıttığım sevgi şarabını sunuyordum. Harflerden içinde iyilik olan ve senden kalan kelimeler inşa ediyordum. Kelimelerden cümleler, cümlelerden şiirler… Bildiğim tek bir şey vardı: “Dünyaya sunulmuş tüm iyilikler senden gelendi.” Seni böyle seviyorum işte, isyanlarımı susturarak, kötülükleri ayıklayarak. Seni anlamıyor muyum acaba diye çok düşündüm. Hala da düşünmekteyim. Anlıyorum Papatyam, anladığım için hüzünler asılıyor çehreme, anladığım için ıstırap duyuyorum. Zorluklarınla mücadele edemeyecek kadar iyisin sen. İyisin ve bu yüzden hayatını çirkinleştiren şeyleri bile incitmemek için yerinden oynatmıyorsun. O kadar iyisin ki; başkaları acı çekmesin diye kendini “acılar denizi” ne atıyorsun. Seni anlıyorum Papatyam. Yüreğin bir serçe gibi çelimsiz ama onun gibi de özgür. Özgürlüğünü her ne kadar çelimsizliğin kısıtlasa da şimdilik özgürsün işte… Bir dokunan olmadıkça, haylaz bir çocuğun sapanından çıkacak taşlara hedef olmadıkça uçacak…(dı). Ama hedef oldun ve hemen durdun. Şimdi kendini yaralı bir şekilde bir kovuğa attın, atabildin. Susturdun yüreğinin sesini. İçinin sevgisel heyecanını korkunun, yaranın ve acının telaşına kaptırdın. Yaralısın, uçamıyorsun ve bir kovuktasın. Seni anlıyorum serçem. O kovuğa elim ulaşmıyor ki gözlerimden melhem yapsam da sürsem yaralarına. İşte beni acıtan da bu. Seni böyle seviyorum ben, anlayarak. Anladığım için susmam gerektiğini biliyorum. Yusuf’un sabrıyla sınıyor bu suskunluk beni. Yoksa haykırmak istiyorum dünyaya aşkımı. O haykırışları içimde boğuyorum, çağlayanları içime akıtıyorum. Susuyorum. Yeter ki sen daha fazla üzülme sevdiğim. Ben Yusuf’un sabrında seni beklerim. Elini tutmak isteyen elimi, çehrene dökülmek isteyen bakışlarımı öksüzlüklerine aldırmadan üzerim. Dilinde öğrendiğim sevgiyi yine senin dilinde, yokluğa düşeceğini bilsem bile üzerim. Ne kadar zor olsa da gidişlerin senin yaşadığın yerde olmak sevinciyle yetinirim. Nefes aldığın havadan nefes almak mutluluğuyla yetinirim. Geçtiğin yollardan geçmek, sevdiklerini sevmek, baktıklarına bakmak ve okuduğun kitaplarda gözlerini aramakla tattığım sevinçle yetinirim. Yetinir ve susarım. Çünkü seni anlıyorum. Çünkü seni benden başka anlayan olmayacak. En azından ben sana zorluk çıkartmamalıyım. Yusuf’un sabrındayım sevdiğim… Konuşabilsem, sen bir gün “dök içini!” desen ve ben konuşabilsem neler neler söyleyeceğim sana. Dilimden senden aldığım iyilikleri, güzellikleri saçacağım önüne. Bana gel(ebil)diğin zaman neler yaşayabileceğini anlatacağım. Aslında bunları belki de seziyorsun. Kendine ceza vermek istercesine sezgilerini dizginliyor, hatta hayat karşısında umarsızlaşıyor ve çektiğin acıları görmezden geliyorsun. Belki korku, belki telaş, belki de anlaşılamamak kaygısıyla yapıyorsun bunu. Her ne olursa olsun işte, kendini çekiyorsun mutluluk deryasından. Orada neler yok ki! “Konuş” desen anlatacağım. Sabahları senle uyanabilme düşünün gerçekleşmiş halidir orada olmak. Her güne gülümsemeyle gün-aydın diyebilmek, bir iyilik dileği öpücükte canlanmak, başını koymak isteyeceğin bir göğsün varlığıyla şenlenmek, yanaklarına uzanacak tatlı bir duyunun dokunuşuyla titremek ve arzuların heyecanıyla yaşamak var orada ömrü. Ama susmalıyım… Susarak seviyorum işte seni. Kendini düşüncelerinin, çaresizliklerinin ve zorluklarının zincirlerine vuruyorsun. Git-geller arasında giderek duyarsızlaşıyor, duygusuzlaşıyor ve haraplaşıyorsun. Ve “ben” sende yok oluşa doğru sürükleniyorum. Sanki yavaş yavaş can damarlarım kesiliyor kör bir testereyle. Kesilmeye çalışılıyor, yoksa kesilmiyor, hunharca kopartılıyor. Hayata karşı umarsızlaştıkça bana karşı da umarsızlaşıyorsun. Çok acı çekiyorum ama inlemiyorum. Sırf sen üzülme diye. Sırf seni çok sevdiğim için. Nemrut’un azabını sessizce seyrediyorum. Senden gelen acı da olsa sararım göğsüme demiştim. Bunu da yapıyorum. Büyük bir sabırla. Seni öyle seviyorum işte. Acıyı, hüznü, ıstırabı tüm sevinçlerin yanına koyarak… Sırf senden geldiği için.
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Böyle Bir Sevmek isimli yazı, Erkan Ayrancı tarafından 07.08.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Gül Erdogan yazıyı tebrik etti...
Hüseyin Durmuş yazıyı tebrik etti...
Emel Çelikten yazıyı tebrik etti...
Derya Akçakaya yazıyı tebrik etti...
Sevilay Yılmaz yazıyı tebrik etti...
Şebnem Başaran yazıyı tebrik etti...
Adem Efiloğlu yazıyı tebrik etti...
• Adem Efiloğlu yazıyı favori listesine aldı...
Aralık
1
Aralık
1
Aralık
1
Aralık
1
Aralık
1
Kasım
23
Kasım
21
Kasım
20
Kasım
20
Belki Gelirsin Diye Yollar Hep İçimden Geçiyor(veda)
• Erkan Ayrancı • Sevgi ve Aşk Denemeleri • 187 kez okundu. • 14 kez yorumlandı.
Kasım
20
Alnıma Çizgiler Halinde Konmuştur Acılar ve Hepsinin Üstünde Gidişinin İmzası Var
• Erkan Ayrancı • Sevgi ve Aşk Denemeleri • 87 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Şubat
4
Şubat
8
Şubat
5
Daha Sana Dokunamadım Bile
• Erkan Ayrancı • Sevgi ve Aşk Denemeleri • 337 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ocak
26
Ruhumu Dinliyorum Şimdi
• Erkan Ayrancı • Sevgi ve Aşk Denemeleri • 331 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ocak
25 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||