Bu Gece Kâbus Görmen Gerek
Canlı yayında haberleri sunan haber sunucusu haberlere “iyi akşamlar sayın seyirciler” diyerek yayına başladı. Bu onun büyük bir kanalda ilk ana haber bülteni sunuşuydu.
Canlı yayındaki ilk konuğuyla da o gün tanışmıştı. O işgal edilen ülkenin 17-18 yaşlarında genç bir vatandaşıydı ve askerler onu esir almış, türlü işkencelerden geçirmiş ve nerdeyse onu tanınmaz hale getirmişlerdi.
Aylar süren tedaviden sonra iyileşmiş ve konuşacak duruma erişmişti. İlk kez televizyona çıkıyordu. Heyecanlı değildi. Ama savaş görüntüleri önündeki ekranın önünden geçerken kaşları çatılıyor, yüzü kızıllaşıyor ve sanki o anı yeniden yaşıyordu.
Bir ara dikkati dağıldı ve ana haber sunucusunun haberi okuyuş şeklini izlemeye başladı. Yüzündeki öfkeyi anlatmak mümkün değildi. Sanki işgal haberini anlattığı ülke başka bir ülkeydi.
Sunucu, haberleri okurken yüzü sürekli gülümsüyordu. Nerdeyse haberi gülerek anlatacaktı. Belli ki eğitmenleri ona “milyonlar seni izleyecek, somurtursan kimse seni izlemez” demişlerdi.
Sunucu haberleri sunduktan sonra konuğuyla sohbet için onun ismini andı. Yüzüne baktı. Sunucu konuğun yüzündeki ifadeyi görünce bir an duraksadı. Sonra yine gülümseyerek devam etti ve sorusunu sordu.
Sunucu; “O anı anlatabilir misiniz?” gibisinden bir soru sordu. Genç adam karşılık olarak: “Neyi” cevabını verdi. Sunucu: “Neyi olacak efendim. O an neler oldu bize ve tüm izleyenlerimize anlatabilir misiniz?” dedi. Genç adamın yüzündeki öfke biraz daha arttı. Ayağa kalktı. “Sen ömründe hiç tokat yedin mi?” dedi. Hayır cevabını alan genç adam, “O zaman bana yanlış soru sordun. Çünkü anlayamayacağın bir şeyi bana sorma” dedi.
Daha ilk ana haber deneyiminde böyle bir konukla karşılaşmak onun için iyi olmamıştı. Genç adam “İlla anlatmamı istiyor musun” deyince. Heyecanlı bir şekilde “evet, çok istiyorum” dedi.
Bunun üzerine genç adam bir takım sorular sormaya başladı.
- Uyumak gibi bir yeteneğin var mı?
- Evet
- Peki hayatında hiç kâbus gördün mü?
- Kötü birkaç rüyâ gördüm ama…
- Onlardan değil hani seni yatağa çivileyen, buram buram terleten, sayıklatan,
yatağından sıçratacak ve kâbus olduğunu bildiğin halde uyanamadığın cinsten.
- Hayır.
- Senin beni anlaman ve bunu anlatmam için yalnızca bir tek şansın var.
- Nedir?
- “Bu gece kâbus görmen gerek”
- Anlamadım.
- Çok basit. Anlaşılmayacak bir durum yok. Yalnızca kâbus göreceksin. Anlattığım
türden.
- Ama nasıl olur?
- Onu da sen düşün. Ama sana şunu da söylemeliyim. Eğer şanslıysan bu gece o
kâbusu görmezsin.
- Neden?
- Çünkü hayatında bir kez bile ezilmemiş bir insan benim ne yaşadığımı hayal bile
edemez. Bunun fikrinden bile korkar. Bunu görmeden beni arama.
Canlı yayın sunucu için cehenneme dönüşmüştü. Daha ilk konuğundan okkalı bir şamar yemişti.
Canlı yayın bitmiş. Herkes evlerine gitmek için hazırlık yapıyordu. Bir an için uzaktan sesler duydu. Ne olduğunu anlamak için sesi takip etti. Duyduğu seslerden ürkmüyordu ama yine de merak ediyordu. Yaklaştı. Ne olduğunu anlamak için bir duvarın arkasına saklanıp kafasını uzattı. O ara tam boynunda bir soğukluk hissetti. Arkasını döndü ve o an tam boğazında bir bıçağın keskin yanını hissetti. Üzerindeki para, telefon, değerli ne varsa verdi ve ölümden kurtuldu. Kendi kendini teselli edercesine “kötü bir rüyâydı, bitti” dedi.
Evine döndüğünde genç adamın sözleri bir bir kafasında yankılanıyordu. “Ben bir an yaşadım bu korkuyu. Fakat O…” dedi. O an gözünün önünden hiç gitmedi. Sabaha kadar uyuyamadı.
Bir hafta sonra televizyondan haber geldi. Bir önceki programda yaşanan talihsizliğin telâfisi için kendisine bir şans verileceğini öğrendi. Ama bu kez bir röportaj olarak yapacaktı bu yayını. Ertesi gün ana haberde gösterilecekti.
Bir tedirginlik aldı kendini. Nasıl karşısına çıkacaktı? Gözlerine bakmaya bir anlık bile cesareti yoktu. Ama yapmak zorundaydı. Yüzleşmek adına.
Randevusu zaten alınmıştı. Gidilecek saat belliydi. O gece çok iyi hazırlanmıştı. Heyecanını yenmek dışında.
Evin önüne geldi. Fakat onu genç adam değil ailesi karşıladı. Ne olduğunu anlamamıştı. Sordu: “Nerde” dedi. Annesi, “öldü” dedi. Yıkılmıştı. Peki “nasıl oldu?” dedi. Dün gece sokakta dolaşırken bir serseri dadanmış. Para istemişler vermemiş. Biraz boğuşmuşlar. Serseri onu boğazından kesmiş.
Bu o olmalı dedi. O gece ki serseri.
Ona korkuyu öğreten ve yüzleşme fırsatı veren kişi.
Genç adamın yüzüne baktı. Arkada bir teselli konuşması duydu. “Bu kötü bir rüyâydı, geçti” dedi birisi. Dönüp onun yüzüne baktı. “Hayır! Bu kâbusun ta kendisi” dedi. “Hiç geçmeyecek.”