Bu Gün Ah Evet Bugün
Bu gün… Ah evet bugün… Süper bir gündü bu gün… Her gün olduğu gibi sabahın bir kör vakti kalktım. Formamı giyerek yemeğimi yedim ve okula doğru yol aldım. Dersler boş geçecekti. Buna emindim. Çünkü okulun son günlerine yaklaşıyoruz. Bu nedenle de bütün hocalar karne hazırlama telaşı içerisindeler. Her neyse konudan sapmayalım.
Sınıfa girdim ve montumu çıkardım. Bu gün çok değişik bir gün olacaktı. Hem de çok…
Çünkü okulda futbol turnuvaları olacaktı. Açıkçası ben bizimkilerden pek bir şey beklemiyordum ama asla morallerini kıracak bir şey demiyordum. Çünkü zafer bekliyordum onlardan.
Bizim sınıfın erkekleri apar topar indiler aşağıya. Bizim maç 09. 00’ da başlayacaktı ancak bizim uyanıklar taktik öğrenmek için diğer maçları izlemeye gittiler. Aşağı indiler ve biz kız kıza kaldık.
Ders başladı ve matematik öğretmenimiz girdi içeri. Ha ha ha… Sınıfta kimse yoktu. Bizden başka… Hoca sınıfa baktı bizde hocaya. Biz bastık kahkahayı. Hocaya durumu özetledik. Bizlere:
—Ders işlesek mi acaba, diye sordu. Bizim yanıtımız belliydi ve hep bir ağızdan:
—Hayır, hocam, dedik. Zaten hocanın da çok uykusu vardı. Bizler ön sıralara oturduk ve hocayla beş dakikalık bir sohbete daldık ve hoca bebekler gibi daldı, daldı ve:
—Ayy! Kızlar ben daldım gidiyorum, neyse siz takılın ben de internetten not gireyim, dedi ve gitti.
Daha sonra bizim sınıfın iki deli kızı(Bunlar bizim arkadaş grubumuzda değiller çünkü biz tembel ve terbiyesiz öğrencilerle takılmıyoruz) içeri geldiler ve başladılar iki tane kartona tezahürat yazmaya. Sonra ben ve bizim kızlar başladık bir iki bir şey söylemeye. Başladım bizim deliler küfür yazmaya ve ben de sinir olarak:
—Oynayacaksanız edebinizle oynayın, dedim. Benden biraz tırstılar ve düzgün tezahüratlar yazdılar. Sonra biz de bizim kızlarla beraber coştuk.
Ancak bizim deliler fazla coştular ve getirdikleri eski okul gömleğine falan da bir şeyler yazdılar. Yüzlerini de keçeli kalemlerle boyadılar. Ben de:
—Onlar ne kadar kanserojen madde içeriyor biliyor musunuz siz, dedim. Bizim Tuğba:
—Ben hep sürüyorum hiçbir şey olmuyor dedi. Ben de:
—Yaşlanınca çekeceksin canım, dedim ve verdim ağzının payını.
Daha sonra ki dersimiz ise resimdi. Ondan sonra ise Fen ve Teknoloji idi. Bizde hocalardan izin almaya gittik. Fen ve Teknoloji hocamıza:
—Hocam biz maçı izlemeye gidebilir miyiz, dedik. Derya Hoca:
—Gidebilirsiniz, dedi. O sırada ise resim hocamız olan Gülçiçek Hoca (Adı bile çok güzel) bize:
—Benim dersim şimdi sizinle değil mi, diye sordu bana. Bende:
—Evet ama herkes aşağıda hocam, dedim. Hoca:
—Sınıfta kaç kişi var, dedi. Ben:
—Dört kişi hocam, dedim. O da sevinçle:
—Oh ne iyi ne iyi, çok şükür, dedi ve ondan da izin alarak aşağı indik
Saatler 08.30’ u gösteriyordu. Biz maçımızda sınıf öğretmenimizi de görmek istiyorduk. Maçımız başlayınca onu da çağıracaktım. “Çağıracaktım” diyorum çünkü bu görev bana aitti. Sınıf başkanı olarak bu görev bana düşüyordu. Esra Hoca’yı ikna etmiştik.
Bizimkiler hakikaten çok niyetlenmişlerdi. Açıkçası-pek beklemesem de- kazanmalarını istiyordum.
İlk maç, 7/A ve 7/B sınıfları arasında yapılacaktı. Biz 7/A sınıfını pek sevmediğimizi için -ben hariç- 7/B’ yi tutuyorduk. Ancak maçı 7/A kazandı. Bizimkiler de bozuldular tabii. Ben de aracı olarak:
— Ama yiğidi öldürüp hakkını yememek lazım hakikaten. Güzel oynadılar, dedim. Bizimkiler de biraz yumuşadılar.
Sıra ise 7/C ve 7/D sınıfında idi biz 7. sınıfların son şubesiydik(7/F) en son çıkacaktık.
Bizler ise bu sefer 7/D yi tutuyorduk. Hem bizim en sevdiğimiz hocalardan biri olan Miyase Hoca’nın sınıfı olduğu için hem de okuldaki en kötü sınıf olan ve bizden önce gelen7/C sınıfını sevmediğimiz için. Bizler arkada onları destekliyorduk. Tezahürat yapmasak da fazla onların kazanmasını umut ediyorduk. Ben sessiz ve ağır bir biçimde arkadan bizim delileri(Selin ve Bahar’ı)gördüm. Biz sınıfça hangi takımı tutsak onlarda rakip takımı tutuyorlardı. Allah akıl fikir versin. Bizim erkeklere şikâyet ettim. Biz burada kendi takımlarımızı tutalım onlar rakip takıma gitsin. Bizimkiler gidip uyardılar. Veeeee 7/D 2–1 kazandı maçı.
Sıra ise bizim maça geldi. Miyase Hoca kendi sınıfına:
—Onlar sizi destekledi siz de onları destekleyin, dedi. Sıra bizim maça geldi ve bizimkiler başladılar:
—Çağla, Çağla hadi git Esra Hoca’yı çağır. Ben de okula girdim ve öğretmenler odasında Esra Hoca’nın hazırlanıp indiğini gördüm. Beraber indik aşağı. Bizimkiler sevindiler ve hocaya:
—Hocam ilk golü size armağan ediyoruz, dediler. Bizimkiler de Beden Eğitim öğretmeninin çağırması üzerine sahanın arkasına doğru gittiler. Bu arada kısaca Esra Hoca’yı tanıtayım. Kendisi Din Kül. Ve Ahlak Bil. Öğretmeni. O sırada bizim sınıfın lahmacuncusu Burhan Esra Hoca’nın yanına gelerek:
—Hocam bana Din Kültürü’nden 1 yerine 2 verin yaaa, dedi o bozuk ve komik şivesiyle. Esra Hoca ve ben de güldük. Esra Hoca gülerek bana:
—Var ya bu Burhan tam menfaatçi insan tipi, dedi.
Maça 5 dk. Kala biz yerimize geçtik. Son hazırlıkları yapıyorduk. Ben de en arkada ağır bir şekilde dolaşarak rakibimiz olan sınıf 7/e’ ye bakıyordum. Birden bizim kızları gördüm. Yani sadece Selin ve Bahar’ı. Bir baktım ki 7/E’ye tezahürat yapıyorlar. Bizim takıma söyledim. Onların yanına gidip bizim akılsızları bu tarafa getirdiler.
Biz de en sonunda yerlerimizi alarak maçı izlemeye koyulduk7/D ve 8/A sınıfı-Onlar da niye geldiyse- bizim sınıfı desteklemeye geldiler. Bizim kız sayımı 5 kişi ancak olduğu için tabii…
Bizler yerlerimize geçerek son hazırlıklara başladık. Artık her şey hazırdı. Bizim takıma turuncu forma verilmişti. Bu gün, bütün kazanan takımlar turuncu forma giymişlerdi. Biz de onun için bir kazanma kıvılcımı hissettik içimizde.
En sonunda hakem olan Beden Eğitimi Hocası- Bizim dersimize girmiyor- düdüğünü çalarak maçı başlattı. 7/D, 8/A ve bizimkiler başladık tezahürata. Ben arkadan sessizce duruyordum. Sessiz dersem arada bir de bağırıyordum haaaa… Sonra bir ara arkama döndüm. Çevreyi izlerken baktım ki arkada çığlıklar birbirine karışmış. “Ne oluyoruz?” diye arkama döndüğüm de anladım ki bizim takım ilk dakikada gol atmış. Bizi yerde arasan bulamazsın. O sırada zıplıyorduk çünkü. Bu bize süper bir moral olmuştu.
Daha sonra bizim takım bizden su istedi. Haliyle susadı çocuklar. Oraya baktım, buraya baktım su yok. Almıştık aslında ama bizimkilere sorduğumda çok sayın akılsız Tuğba arkadaşın içtiği cevabını aldım. Kardeşim insan 3 şişe suyu da içmez ya… Sonra Cemre’yle indik ve kantinden iki şişe su aldık. Ne yapalım? Paramız o kadarına yetti. Onları götürüp verdik bizimkilere. Daha sonra Selin ve Bahar da hayırlı bir iş yaparak gidip su aldılar. Bizimkiler suları içince golleri de peş peşe atıp, skoru 2-0 olarak değiştirdiler. Biz o sırada tezahürat yaparken, aklıma bizim sınıfın şarkısı geldi ve bizim taraftarları örgütleyerek söyledik. “Saldırın! Şak şak şak! Durmadan! Şak şak şak! Bu taraftar için bu maçı kazan! Oooo! Şak şak şak! Oooo! Şampiyonsun 7/F!
Bu olaylar yaşanırken karşı takımın taraftarları fena halde öfkeliydiler. Yani o biraz kıskançlıktan kaynaklanan bir şey. Biz artık maçı aldığımıza emindik. Bir ara bizimkiler baktım sus pus duruyorlar. Önlerine geçip:
—Tamam arkadaşlar. Başkanınız konuşuyor. Geçin arkaya. Sen şöyle yap. Sen şöyle yap, diye biraz taktik verdim. Bizimkiler (Allah korusun) cenazeden çıkmış gibi dikiliyorlardı. Onlara kızdım biraz.
En sonunda, maçın bitmesine 1 dk. falan kalmıştı. “Maç artık bizimdi” derken on saniye vardı maçın bitmesine. Derken o da ne? Bizim takım bir gol daha attı ve çok süper bir şekilde maç bitti. Biz hepimiz sahaya hücum ettik ve 7/F, 7/F, diye inlettik bütün sahayı. Okul binasının içine girdik ve büyün koridorlarda “7/F, 7/F, 7/F” diyerek bağırmaya başladık. O sırada Matematik Hoca’mızı gördük ve güzel haberi verdik O da bizlere:
—Tebrikler, dedi.
Sınıfa girdiğimiz de ise bütün sınıf “7/F, 7/F” diye bağırıyordu. Öyle bir bağırıyordu ki bizim sınıf kulağım sağar oluyordu az kalsın. O sırada beni sevinçten bir gülme krizi tutmuştu.
Biz içerde zaferimizi kutlarken, 7/E’den bir arkadaşımız da bütün maç boyu bizi destekledi. Kendi sınıfını pek sevmiyordu. Onun dışında da 7/D’den bir de erkek bizim takıma transfer olmuştu. Her neyse… Kız sınıftan çantasını alacaktı ama korkuyordu. Küfür ederler, bir şey yaparlar, diye. Bizim bir iki kız gitti yanlarında ama ben tahmin ettim başla çıkamayacaklarını ve bizim erkekleri de peşlerine yolladım. Kız çantasını almıştı ama kıza bir sürü küfür ve hakaret etmişlerdi. Bu yüzden kız bizim sınıfta ağlıyordu. Kuzeni Mustafa da ona sarılarak teselli ediyordu onu. Komik çocuk şu bizim Mustafa. Kıza:
—Tamam, ağlama Büşra, ben akşam eniştemle konuşurum, demiş ve hepimizi güldürmüştü. O küçücük boyuyla ne diyecekti ki eniştesine? Kız bizim sınıfa gelmek istiyordu. Her neyse…
O sıra da bizim Bahar ve Selin de şöhretin vermiş olduğu sarhoşlukla beraber 7/E’nin kapısının önüne gidip bir şeyler gevelemişler. Daha kötüsü küfür etmişler.(Terbiyesizler) Daha sonra soluğu bizim sınıfta almışlardı. 7/E’dekiler de bizim sınıfa küfür etmişler. Ben de o sırada:
—Ya siz ne yapıyorsunuz? Düşmesenize onların seviyesine, dediysem de kimse beni dinlememişti. Tam o sırada kapıdan Miyase Hoca girmiş ve bizimkilere kızmıştı. Yani bize değil. Bahar ile Selin’e.
İşte böyle olayların olduğu bir gündü bu gün.... Küfür ve hakaretlerin dışında her şey muhteşemdi. Ben “Küfür etmeyin, edebinizle yapın maçınızı, dediysem de ne kadar sözüm dinlendi bilemem. Beni soracak olursanız o kadar o kadar yorgunluktan sonra eve gidip direk yattım. Yaklaşık bir 5 saat uyumuşum. Her şey çok güzeldi…. Bizim sınıf ders olarak olmasa da arkadaşlık anlamında çok iyi bir sınıfa. Bizim kızlar hariç gerisini hocaların deyimiyle “At çöpe gitsin” yani. Bu gün… Ah evet bugün… Gerçekten çok güzeldi…