kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Politik Hikayeler

Bu Millet Benimle Gurur Duyuyor


Bu Millet Benimle Gurur Duyuyor

BU MİLLET BENİMLE GURUR DUYUYOR

Müdürün emriyle günlük havalandırma ertelenmişti. Mahkümlar için hiç de olağan olmayan bu durum, hepsinin koğuş pencerelerine hücum etmesine neden olmuştu. 5. kısmın tamamen boşaltılması ve gardiyanların hiçbir şey söylememeleri, koğuş ağalarının olanlara bir anlam verememeleri, çeşitli dedikoduların çıkmasına yetmişti bile.
- Hazırlanın beyler, nakil başlıyor.
- Ne nakli aslanım, 5. kısım imamevi olacakmış.
- Adalet Bakanı teftişe gelecekmiş
- Ne teftişi haybeciler, hapishaneleri özelleştiriyorlar. Onun için bu hazırlıklar.
- Hapishane özelleşirse ne olacak?
- Bize gün doğacak be dayı.
- Niye ki?
- Yahu, özelleştirmeden buraları alan adam tasarruf genelgesi nedeniyle erken terhis yapacak. Adam enayi mi, bizi beslemek için para harcasın?
Koğuşlarda söylenenler şehir efsanelerine dönmüştü. Oysa durum hiçte öyle değildi. Yeraltı dünyasının en azılısı, sevgilisi takip edilerek yakalanmıştı. Bu haberi duyan müdür, bir taraftan Ağabeye karşı kusur işleme korkusuyla zangır zangır titriyor, bir taraftan da alacağı dolarları düşünerek seviniyordu. Soruşturma boyunca susma hakkını kullanarak hiçbir bilgi vermeyen Ağabey ise, tutuklu olarak konulacağı hapishaneyi bazı bürokratlar sayesinde ayarlamış, yardımcılarından Hamdi’yi koğuşları düzenlemesi için müdüre göndermişti bile. 5. kısmın boşaltılmasının amacı buydu. Ağabey içerde de, dışarıdaki kadar hür olacaktı.
Hamdi yanında getirdiği adamlarla iki gündür, 5. kısmın tefrişi ile uğraşıyor, Ağabeyinin rahat etmesi için elinden geleni yapıyordu. Bu durum hiçbir zaman değişmemişti. Ağabeyin her tutuklanmasında, hapishane yeniden donatılıyor, içerde kuş sütü bile eksik edilmiyordu. Ağabeyin geliş saati yaklaştıkça Hamdi’nin telaşı da artıyordu.
- Daha bitmedi mi ulan haybeciler? Birazdan ağabey gelecek.
-Bitti ağam, bitti.
-Bitmezse siz bitersiniz zaten. Daha etraf döşenecek oğlum, acele edin.
Diye emirler veren Hamdi, Ağabeyin yatağının yerini işaret etmeyi ihmal etmiyordu.
-Yatak buraya kurulacak
Diyerek kapı arkasını işaret etti.
- Tamam ağam.
- Mutfak takımlarını buraya yerleştirin.
- Baş üstüne ağam.
Bir içmimar havasıyla sıralıyordu emirleri Hamdi.
- Buraya masa ve oturma gurubunu koyun.
- Emredersin ağam.
Adamlar hızla eşyaları yerleştirmeye başlayınca Hamdi aklına bir şey gelmiş gibi koridora fırladı. Koridor Ağabeyin adamlarıyla doluydu. Hamdi’nin çıktığını görenler esas duruşa geçtiler. Aralarından muzaffer bir kumandan edasıyla yürüyen Hamdi, yan koğuşa girdi. Termosifon, küvet, çamaşır makinesi, lavabo ve klozet monte edilmiş, bornoz ve havlular asılmış, nargile de küvetin baş tarafındaki yerini almıştı. Gözü havluların asılı olduğu yere takılan Hamdi, kükremiş bir aslan gibi bağırmaya başladı.
- Hangi pezevenk koydu ulan bunları buraya!
Adamlar ne olduğunu anlamaya çalışırlarken Hamdi bağırmaya devam ediyordu.
- Konuşsanıza ulan göt oğlanları!
İşi çözememişti adamlar. Biri cesaretle öne atıldı.
- Emret ağam, ne hatamız var hemen düzeltelim.
Hamdi adamın suratına okkalı bir şamar indirdi. Yere yıkılan adama bakmadan, eliyle havluları gösteriyordu. Yere yıkılan anlamıştı işi. Bunu nasıl yaptıklarına kendi de şaşırmıştı. Hışımla ayağa kalktı, kırmızı ve beyaz renklerden oluşan havluyu alıp ceketinin içine gizledi. Hamdi memnun olmuştu. Adamın suratına doğru uzattığı eliyle, yanağına iki ufak tokat atarak ödüllendirdi onu.
- Aferin ulan aslanım. Bir milliyetçi adam, bu renk havlu kullanır mı?
- Bizi bağışla ağam. Eşeklik etmişiz.
Ağabeyin gelişi yaklaştıkça sinir katsayısı artan Hamdi, geldiği hızla Ağabeyin yatak odası olarak kullanacağı koğuşa girdi. Adamlar, ağabeyin giysilerini yerleştiriyorlardı. Takım elbiselerin daha yeni alındığı -belki de birileri tarafından hediye edildiği- belliydi. Hamdi koğuş kapısından kafasını dışarı çıkararak bağırdı
- Halitttttt…. Ulan Halit… Sağır mı oldun, eşek oğlu eşek.
Hızlı ayak sesleriyle kapıda bitmişti Halit.
- Emret ağam!
- Ayakkabıları unutmadınız ya.
- Unutmadık ağam. Getirdik
- Kaç çift aldınız
- Hepsi otuz dokuz çift
Hamdi yine köpürmüştü. Halit’e tekme tokat girişti. Yere yıkılan adama, hem küfür ediyor, hem de vurmaya devam ediyordu.
- Ne halt ettin ulan sen. Eceline mi susadın. Bilmiyor musun ki ağabey on üçü ve katlarını sevmez.
- Dikkat etmemişim ağam. Şimdi alırım bir çift daha.
- Vakit mi var oğlum. Neredeyse gelecek ağabey. Bir çifti arabaya koy, geri götür.
- Emredersin ağam.
Odaya bir kez daha göz atan Hamdi’nin yüzünde, rahatlamış insanların ifadesi vardır şimdi. Hamisi, varlığının sebebi ağası için yapmayacağı hiçbir şey yoktur onun. Elini cebine atar, sigarasını çıkarır.
- Bana müdürü çağırın ulan göt oğlanları.
- Hemen ağam.
Koltuğa oturur. Ayaklarını sehpaya koyar. Müdürü, ayağına çağırmanın verdiği zevkle, ağzından çıkan dumanları halka şekline getirmeye çalışmaktadır. Koridordaki hızlı ayak sesleri müdürün koşarak gelmekte olduğunun işaretidir. . Hapsedildikleri yerin en yetkilisi, bir sözüyle, koşarak gelmektedir. Müdür kapıda dikilmiştir bile. Hamdi gözlerini ağzından çıkan dumandan ayırmadan konuşur.
- Bana bak Müdür, sen de bu adamlar gibi laçkalaştın mı?
Müdür korku içindedir.
- Ne yanlış yaptım ben.
- Ağabeye tutuklu muamelesi mi çekiyorsun.
Müdürün yüzü gözü dağılmıştır. Yaptığı hatayı anlamaya çalışmaktadır. Hamdi en aşağılayıcı tavrıyla devam eder.
- Pencerelerde demirler hala duruyor, bakıyorum söktürmemişsin.
- Kim demiş söktürmemişim. Aç pencereyi de bak bakalım, demir var mı orada?
- Buradan görünüyor oğlum, oraya gitmeye gerek var mı?
-Onlar demir parmaklık değil, demirleri söktük, ama anlaşılmasın diye cama demir motifi çizdirdim.
Hamdi ağır ağır kalktı koltuktan. Pencereye gidip, elini camın üstünde okşar gibi gezdirdi. Mütebessim bir ifade ile geri döner. Yine ağır adımlarla yürüyerek müdürün yanına gelir. Elini kaldırır, müdür yiyeceği tokadı düşünerek gözlerini kısar. Hamdi yavaşça müdürün suratına indirir elini, yanağından makas alır. Müdür, mahkumların yanında yapılan bu davranışla iyice ezilmiştir
- Aferin be müdürcük.
Hızla bir gardiyan gelir. Nefes nefesedir.
- Geliyor Müdürüm
Hamdi hızla koridora çıkar. Arkasından gelen müdürü çekiştirerek önüne alır.
- Koş Müdür, koş. Kapıda sırala adamlarını. Ben burada olacağım. Koş hadi, uç bakayım.
Müdür koşarak gider. Hamdi ve diğerleri esas duruşa geçmişlerdir. Ayak sesleri gelmeye başlar. Herkes tek sıra olmuş, gözlerini yere dikmiş, sessizce beklemededir. Ağabey kapıda görünür, adamlarının önünden teftişe gelmiş komutan gibi geçmektedir. Ağabey son adamı geçince, Hamdi’nin sesi duyulur.
- Rahat…
Adamlar sağ ayaklarını açıp, kollarını arkada birleştirirler. Ağabey etrafı teftiş ederken, sırtındaki paltoyu tek hareketle yere atar. Paltonun düşmemesi için Halit uçarak atlar Ama geç kalmıştır. Ağabey geri döner ve yerdeki Halit’in üstüne basar.
- Ulan köpek. Bir paltoya sahip olamazsan, bizi nasıl koruyacaksın.
Halit’e arada bir tekme atar.
- Haklısın ağabey. Ben köpeğinim senin.
- Ulan, bu paltoyu ödeyebilir misin sen
- Haşa ağam, biz kimiz ki.
O sırada gardiyanlardan biri elinde tepsi ve içinde kahve fincanıyla gelir. Ağabey, Halit’in üstünden kalkar ve ikili koltuğa oturur.
- Buyur Ağabey.
Ağabey cebinden 100 dolar çıkarır. Gardiyan, Ağabeyin elini büyük bir saygıyla öper. Adamlardan biri, çay kaşığıyla kahveyi kontrol eder. Diyarbakırlının zehirlenmesinden beri bu kural hiç değişmemiş, hiç kimse Ağabeyi bu tuzağa düşürememiştir.
- Berberi çağırın bana.
Herkes birbirine bakar. Tedirginlik artmıştır. Ağabey kuşkulanır.
- Kim gitti berberi çağırmaya?
Diye bağırır. Hamdi yanına yaklaşır.
- Daha gelmedi ağabey.
- Ne demek gelmedi ulan köpek. Ağasından sonra dama giren berber nerede görülmüş?
- Haklısın ağabey. Hala adliyedeymiş.
- Ne işe yarar bu avukatlar. Bizim tutuklanmamıza mani olamıyorlar, kıçıkırık bir berberin tutuklanmasını yaptıramıyorlar. Bunların okuduğu okulun da, bunları okutan hocaların da…
Çok sinirlenmiştir. Ne yapacağını bilemez. Volta atmaya başlar. Durur. Etrafa bakar.
- Telefon nerede?
“Şimdi yandık” diye geçirir içinden Hamdi. Başını önüne eğer.
- Telefon nerede dedim, duymadınız mı köpek herifler.
Hamdi başını kaldırmadan cevap verir.
- PTT hat vermemiş ağabey.
- Benim istediğimi söylemişler mi?
Hamdi yaklaşan tehlikeyi sezmiş ve sessiz kalmayı yeğlemiştir.
- Cevap versene, köpek herif. Benim adımı vermişler mi?
Hamdi korkuyla cevaplar.
- Evet ağabey…
- Ona rağmen vermemişler, öylemi?
Kimse cevap vermez. Yine köpürür Ağabey. Ayağa kalkar. Hamdi’nin üstüne doğru yürür.
- Bana ha… Büyük reise ha…
Hamdi cebinden cep telefonlarını çıkarır.
- Bunları getirdik ağabey.
- Şu mahpushanede cep telefonu olmayan mahkum var mı? Yok. .. Benim onlardan farkım yok mu ulan?
Hamdi sessiz, olacakları beklemektedir.
- Ulan köpekler, en zibidi mahkumda cep telefonu var. Ben ceple idare edecek olsaydım, odama hat çektirin der miydim?
Sessizlik. Kimse cevap vermez.
- Müdürü çağırın bana. Çabuk gelsin, kırarım ayaklarını…
Herkes çıkar. Ağabey yalnız kalmıştır. Kuşlarının kafesine önünde durur.
- Yine baş başa kaldık çocuklar… Bizi koğuşa koyunca hapsettiklerini zannediyorlar… Oysa biz, dışarıda da hapiste değil miyiz? Siz, altın kafesinizde, ben altın döşemeli odamda, hapiste değil miyiz? Tek farkı var buranın, benim çiftlikten. Gök görünmüyor… Karşımızdakini kollamaktan, göğe baktığımız yoktu ki zaten.
Kapı çalınır.
- Gel…
Müdür girer
-Beni emretmişsin ağabey…
-:Senin masada kaç telefon hattı var.
-Bir hat var ağam.
- O hattı buraya çek.
- Savcı bu konuda tedbir aldı ağam.
- Bana komple mi hazırladı ulan bu savcı?
- Çok değişik bir adam, bana yapmadığı eziyet yok. O zaman hapishanede kimde cep telefonu varsa toplayacaksın. Benden başka bir Allah’ın kulunda telefon bulursam, seni kulaklarından asarım. Anladın mı ulan?
Anlamıştır Müdür. Başka şansı var mıdır? Müdür muaviniyken tanımıştır Ağabeyi. O zaman babalar arasında adı yeni duyulan bir adamdır ağabey. Adamları, koğuş ağasını dövmüşler ve koğuşun idaresini ele almışlardır. Mahkumlar arasında itibar kaybeden müdür, bu işi düzeltme görevini vermiştir kendisine. Dört gardiyanı yanına alarak gitmiştir koğuşa. Sonra, gardiyanların arasında kendinden geçmiş bir durumda geri getirilmiştir Müdür odasına. O gün, bu gün, saygıda kusur etmemiş, onun sayesinde de müdürlüğe terfi ettirilmiştir.
- Yemekleri yapmaya her gün sabah sekizde bir kadın gelecek, biliyorsun değil mi?
Ağabeyin sesiyle hayal dünyasından geri gelmiştir Müdür.
- Biliyorum ağam…
- Zorlanırsan, kadını imamevine sok.
- Jandarma terslik yapıyor.
- Oğlum, komutanla değil, aşağıdakilerle hallet işini. Ne lazımsa çocuklar verir sana. Merak etme sen.
- Bilirsin ağam, ben sana her şeyimi borçluyum. Senin emirlerini yerine getirmek boynumun borcu.
- Yarın sabah bütün mahkumları dışarıda topla. Bana bir kürsü hazırla, onlarla konuşacağım. Sonra kendileriyle ballı, kaymaklı, sucuklu, pastırmalı, sütlü, portakal sulu bir kahvaltı yapacağız… Kürsüye bayrak asmayı unutma… Tamam mı Müdür?
- Anlaşıldı ağam.
- Hadi bakalım işinin başına. Bu vatana borcumuzu ödemek için hiç durmadan çalışmalıyız.
Müdür el öper ve çıkar. Ağabey cep telefonunu alır, çevirmeye başlar. O sırada ayağa kalkmıştır. Aynada kendini görür. Ayna, odaya girişte sola asılmıştır. Ağabey bu durumu fark edince var gücüyle bağırır.
- Kim ulan bu aynayı asan salak!
Hamdi koşarak girer içeri
- Buyur ağabey.
- Oğlum, sen benim ölmem için mi çalışıyorsun?
Hamdi şaşırmıştır.
- Sana canım feda ağabey. Emret, kendimi öldüreyim.
- Beni öldürdükten sonra mı kendini öldüreceksin, pezevenk. Bu ayna ne arıyor ulan burada? Girenin kim olduğunu görmeyelim, herifçioğlu elini kolunu sallayarak içeri girsin, beni temizlesin diye mi buraya astırdın bunu?
Hamdi, aynayı yerinden alıp, kapının tam karşısına asar.
-Affet ağam. Aceleden hata yapmışım. Cezama razıyım. Sen emret yeter.
Ağabey düşünür…
- Sağ kulağını istiyorum. Ama kavanoza, ilaçlı suya koy getir. İbret olsun millete.
- Emredersin ağabey.
- Mühendisi yolla bana.
Hamdi, ağabeyin elini öper ve çıkar.
Kapı vurulur. Mühendis diye çağrılan genç girer.
-Beni emretmişsin ağam.
- Yarın, ahaliye bir nutuk atacağım. Dışarıda kürsü kurulacak. Sen, ses tertibatını ayarla. Tek cızırtı olmayacak. Her cızırtıda bir sigara söndürürüm, ona göre.
- Ne zaman falsomu gördün ağam.
Mühendis el öperek çıkar. Meydancı girer. Kulağı sargıyla sarılmıştır. Ağabeye Kavanozu uzatır. Ağabey onu alnından öper
- Aslanım benim. Bunun karşılıksız kalmayacağını biliyorsun değil mi. Duygulandırdın ulan beni. Senin hakkını nasıl öderim ben?
- Canımı iste, gözümü kırparsam namerdim ağabey.
- Kokoreç hazır mı?
- Neredeyse hazır ağabey
- Berber?
- Geldi ağam.
- Oda servisi hazır mı, buldun mu birini?
- Kapıda bekliyor, beğenirsen işe başlayacak.
- Gelsin, bir görelim.
Hamdi, oda servisi için geleni içeri alır. Bir oğlandır bu. Çocuğa, ağabeyin elini öpmesini işaret eder. Çocuk gelir el öper, kırıtmaktadır.
- Adın ne senin
- Fatih
Ağabeyin yüzü allak bullak olmuştur.
- Ne? Fatih mi? Nereden buldunuz ulan bunu.
Hamdi şaşırmış ve korkmuştur.
- Müdür tavsiye etti.
Ağabey, oğlana bakar.
- Bu ismi sana verende, hiç mi milli şuur, vatan sevgisi, tarih bilgisi yok oğlum… Kim koydu sana?
- Bizim köyde oldu efendim.
- Onu sormuyorum ulan, adını kim koydu.
- Babam efendim.
- Olur mu ulan böyle baba?
Hamdi’ye döner ağabey.
- Al bunu götür, adını değiştir, imam bul, kulağına üflesin, iyice ezberlesin, sonra başlasın oda servisine.
- Adı ne olsun ağam
- Ne bileyim ulan. Vaziyetine uygun olsun… Civan olur, Tanju olur, Selim olur. Fatih olmaz, Mehmet olmaz, Efe, Mert, Aslan olmaz… Anlaşıldı mı?
- Anlaşıldı ağabey.
- Büst geldi mi?
- Geldi ağabey.
- Yarın sabah erkenden onu kürsüye koyun. Ben buradan nutuk atarken herkes büstüme dönük olarak dinleyecek beni. Anlaşıldı mı aslanım?
- Anlaşıldı ağabey.
Oğlana döner.
- Sen de anladın mı?
Durur. Yutkunur…
- Şuna çabuk bir isim bulun ulan. Ne diyeceğimi şaşırıyorum. Oğlum mu, diyeyim, kızım mı, diyeyim? Hadi durmayın.
Hamdi ve oğlan çıkar. Ağabey telefonu çevirir
- Bu sefer hata yapıp kapamadın herhalde avukat bey…… aferin sana, yoksa öbür parmağını da kırarım … Ne oldu hisse devri… Hala direniyor mu herif… Yok ulan, yok. Beni dinle. Sağ elinin ilk üç parmağını kesin… Evet, başparmaktan başlayarak kesilecek ki, imza atamasın pezevenk… Parmak bastırırız sonra olur biter… Bu hafta bitmeli bu iş… Bu gece dışarı çıkmak istemiyorum. Okşan’ı al, saat 11’den sonra buraya getir… Ben müdürle konuşurum, sen merak etme. Hadi bakayım aslanım.
Telefonu kapar. Zile basar. Kapıda korumalar ve Hamdi durmaktadır. Ayakla basılan ve yere monte edilmiş olan düğme, dışarıda kapının üstündeki ampulü yakarak işaret vermektedir. Ampulün yandığını gören Hamdi kapıya vurur, ağabeyin “gel” emrini duyunca içeri girer..
- Bu gece yengen gelecek. Şimdi ben istirahat edeceğim. Saat tam 11’de duşu hazır isterim. O saate kadar kimse rahatsız etmesin beni.
- Tamam ağabey.
Hamdi çıkar. Ağabey aynada yüzünü seyreder. Kendi kendine konuşur.
- Aslanım benim. Yine ortalığı birbirine kattın. Anlasınlar senin gücünü. Önünde diz çöksünler… Oğlana bak ulan. Fatih ismini kullanmaya cesaret ediyor. Fatih kim, sen kimsin? Bu ülkede bundan böyle bir tek Fatih var… O da benim… Güç bende şimdi.
Sağ kolunu “Hitler” selamı verir gibi kaldırır. Aynadan seyreder. Kaz adımlarıyla geri döner ve yatağa bırakır kendini.
*
Berber, koltuğu içeri sokmuş ağabeyi traş etmektedir. Elinde kahve tepsisiyle oğlan içeri girer. Siyah pantolon ve beyaz gömlek giymiş ve bir servis elemanına dönmüştür. Önce masa örtüsünü serer. Sonra kahvaltıyı hazırlar. Peçete bile unutulmamıştır. Berber işini bitirir.
- Saatler olsun ağabey.
Ağabey 100 dolar verir berbere. Berber eşyaları alarak çıkar. Ağabey masaya oturur. Zile basar. Hamdi girer.
- Emret ağabey.
- Okşan’ı aldı mı avukat.
- Saat altıda aldı ağabey.
Oğlanı işaret eder.
- Bunun adı ne oldu.
- Civan yaptık ağam.
- İmam üfledi mi kulağına.
- Her şey senin istediğin gibi, örf ve adetlerimize uygun yapıldı ağabey.
- Mahkumlara kahvaltı dağıtıldı mı?
- O işte bitti.
- Dua ettirildi mi?
- Hep bir ağızdan dua ettiler ağabey.
- Duymak isterdim be oğlum.
- Seni uyandırmaya cesaret edemedik.
- Kim ettirdi duayı.
- Bizim imama yaptırdım.
- Nasıl bir dua yaptırdı.
- Allahıma ham dolsun, ağabeyimiz sağ olsun, afiyet olsun.
- Bu dualarla ayakta duruyoruz. Ne yapıyorsak, bu millet için yapıyoruz zaten.
- Kürsü hazır mı?
- Hazır.
- Heykeli koydunuz mu yerine?
- Evet ağam.
- Ses düzeni?
- Hazır.
- Millet nerede?
- Kahvaltıdan sonra hepsi, heykelin karşısında, esas duruşta bekliyorlar ağam.
Ağabey ayağa kalkar, pencereye gider, dışarıya bakar. Heykel ve kürsüyü görür. Yerine oturur.
- Mikrofonu verin.
Mühendis elindeki Mikrofonu ağabeye verir.
- Buradan açılıyor ağabey. Konuşma bitince, içerdeki sesleri duymasınlar diye tekrar eski yerine getirmek gerekir.
- Hadi bakalım, uyar milleti de başlayalım nutka.
Mühendis mikrofonu açar, deneme için konuşmaya başlar.
- Deneme, ses kontrol, ses kontrol…
Aşağıdan alkış sesleri yükselir.
- Kader mahkumu sevgili arkadaşlarım. İşte beklediğiniz an geldi. Varlığımızı
muhtaç olduğumuz ağabeyimiz sizlere seslenecektir. Buyurun sayın ağabeyim.
Ağabey kalkar camın önüne gelir. Kimse görmediği halde, ceketini ilikler.
Öksürür ve konuşmaya başlar. Sevgili dostlarım. Aranıza tekrar gelmekten
duyduğum mutlulukla sizlere sesleniyorum. Allah bana zeval vermesin. Dün
müdürünüzle yaptığım ikili görüşmeden, sizlerin nelerden şikayetçi olduğunuzu,
hangi hizmetleri istediğinizi öğrenmiş bulunmaktayım. Dün itibariyle cep
telefonlarınızı toplatmamım sebebini, size daha sonra anlatacağım. Ama ne yapıyorsam, sizin iyiliğiniz için olduğunu bildiğinizi bilmekten ne kadar gurur duyduğumu bilmenizi isterim. Yarından itibaren sizi huzuruma sırayla kabul edeceğim. Aş, iş ve eş durumundan dolayı uradan gitmek isteyenlerin genel sekreterime, basın danışmanıma, genel müdürüme, yazı işleri müdürüme ve koruma müdürüme adını, soyadını, koğuşunu ve tayin olmak istediği mahpushaneyi yazdırmasını istiyorum. Hepinizin gözlerinden öperim, sevgili kader mahkumu kardeşlerim. Sizler, önce Allah’a sonra bana emanetsiniz.
Alkışlar, bağırışlar birbirine karışır. Ağabey, kaş göz işaretiyle nasıl diye sorar Mühendise. O da mikrofonu kapayarak cevap verir.
- Çok etkili bir nutuktu ağabey.
- Söyle şunlara da fizyoterapist ile basın danışmanını alsınlar içeri.
Mühendis çıkar. Ağabey ayağa kalkar. Gömleğini çıkarır. Koltuğa oturur, başını arkaya yaslar, gözlerini kapar ve bekler. Kapı açılır, elinde dosyalarla basın danışmanı Ve arkasında fizyoterapist girer.
- Günlük haberler okunmaya hazırdır sevgili ağabeyim.
Fizyoterapist hemen alın masajıyla işe koyulmuştur.
- Önemli haberler var mı?
- Sekiz gazetede üç haber çıkmış sizle ilgili.
- Haber yapmayanlara bu gece cevap verilsin. Ekip oluştursunlar. Binaların önünden geçerken sekizer el ateş edilecek. Anlaşıldı mı ulan.
- Anlaşıldı ağabey.
- Devam et.
- İhracat ve İthalat Bankasına devlet el koydu.
Sinirle ayağa fırlar. Masaya vurur.
- Kaçırdık ulan voliyi. Biz el koyacaktık, devlet el koydu Bu bürokratların ipiyle kuyuya inilmez. Bunlarda namus kalmamış be. Bana söz vermişlerdi, el koymayacaklardı. Çantayla para verdik heriflere, bir de kurana el bastırdık. Namussuz herifler. Ahlak kalmadı bu toplumda. Devam et
- Şike komisyonu sizi dinleme kararı almış.
- Tabii, ben de onlara hangi hakemi, hangi maçı, hangi başkanı, kaça, nerede ve
nasıl aldığımı anlatacağım çünkü. Aptal bunlar yahu. Ulan her şey gözleri
önünde oluyor, şahit olanları çağıracaklarına, yapanları çağırıyorlar. Olur,
görürsem söylerim. Devam et.
- Almak istediğiniz kuruluşun hisseleri anormal şekilde artmış.
- Hayırlı bir haber bu.
















Bu Millet Benimle Gurur Duyuyor
Yazı Sahibi
Tunca Aykut
Tunca Aykut tarafından 8.12.2007 tarihinde eklendi 539 kez okundu.

Etiketler

Yazı İşlemleri

Okuyucu Puanı



Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
İlginç bir çalışma olmuş. Ancak sonu biraz yarıda kesilmiş gibi. Ellerinize sağlık.


8/17/2007 tarihinde yorumlandı.


Kasım
26
Asil Kim
Bahattin KonukoğluPolitik Hikayeler • 42 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
11
Bir Kürt Genci İle Msn Sohbeti
Sabit İncePolitik Hikayeler • 0 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ekim
22
Erotik Kaos
Bertol DemirPolitik Hikayeler • 897 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Eylül
24
Son Bu Son
Alper ErtugayPolitik Hikayeler • 130 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Eylül
12
Balık Tutma Yarışması
Tunca AykutYaşamdan Hikayeler • 314 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Eylül
12
Esnaf Kahvesi
Tunca AykutYaşamdan Hikayeler • 402 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Eylül
12
Aile Piknikte
Tunca AykutYaşamdan Hikayeler • 775 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Eylül
12
Politikacı Atıyor
Tunca AykutYaşamdan Hikayeler • 106 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Eylül
12
Delikanlı Yüksel Stajda
Tunca AykutYaşamdan Hikayeler • 605 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ocak
8
Kabare Oyun Denemeleri
Tunca AykutHayata Dair Denemeler • 811 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Eylül
12
Aile Piknikte
Tunca AykutYaşamdan Hikayeler • 775 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Eylül
12
Delikanlı Yüksel Stajda
Tunca AykutYaşamdan Hikayeler • 605 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Eylül
12
Doğumhane
Tunca AykutYaşamdan Hikayeler • 553 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
8
Bu Millet Benimle Gurur Duyuyor
Tunca AykutPolitik Hikayeler • 540 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Bu Millet Benimle Gurur Duyuyor, Bu Millet Benimle Gurur Duyuyor hikayesi, Bu Millet Benimle Gurur Duyuyor hikaye, Bu Millet Benimle Gurur Duyuyor nedir?, Bu Millet Benimle Gurur Duyuyor hakkında bilgi, Bu Millet Benimle Gurur Duyuyor hikayeleri, Tunca Aykut hikayeleri, Millet nedir, Millet hikayesi, Millet hikayeleri, Benimle nedir, Benimle hikayesi, Benimle hikayeleri, Gurur nedir, Gurur hikayesi, Gurur hikayeleri, Duyuyor nedir, Duyuyor hikayesi, Duyuyor hikayeleri,

edebiyat
Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Nedir... Kimdir...
Edebiyat Atatürk Köşesi


Radyo Yayını ( Playlist Yayını )
Siteden Dinleyin
Winamp Dosyası Media P. Dosyası



ADnet Reklamları

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Minik Kuş

Erol Sunat
Bizi De Bu Hikayeler Hikaye Etti!

Sezer Nişancı
Kızıyorum Ama Bak

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?


Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | İletişim
Text Reklamlar : Debt Help | Loans | Company Reports | Direct TV | Electricity Suppliers | Gazlıgöl | Saat | Videolar Arkadaş Bul