Budala AşkBudala AşkBUDALA AŞK O gece kimsenin yatağına gidip uyumaya niyeti yoktu sanki. Ya da Fadime bunu çok istediği için ona öyle geliyordu. Sonunda istediği oldu. Aile fertleri teker teker yataklarına gittiler, ancak buda onun için yeterli değildi. Uyuduklarından emin olmalıydı. Bu gece onun için çok uzun gelmişti, zaman bir türlü geçmiyordu. Herkesin uyumuş olduğuna karar verdikten sonra, yavaşça yatağından kalkarak hazırlandı. Yanında yatan ablasının uyanmaması için çok dikkatli davranması gerektiğinin o da farkındaydı. Aslında mazereti hazırdı ,“Tuvalete gidiyorum” O zamanlar tuvaletler şimdiki gibi evin baş köşesinde değil, bahçenin en uzak köşesindeydi. Bu geç kızlar için bulunmaz bir fırsattı. Kim bilir kaç genç kız“Tuvalete gidiyorum” diyerek baba evinden koca evine transfer olmuştu. Fadime’de biriyle karşılaşırsa bu mazereti kullanacaktı Ama buna gerek kalmadan, istediğini gerçekleştirdi. Önceden planladıkları gibi Hasan’la buluşup kaçtılar. Buraya kadar bir gariplik yok. Ne de olsa bizim geleneklerimizde buna çok rastlıyoruz. Buna gelenek demek ne derece doğru bilemiyorum. Ancak bizim toplumumuzda ailelerin izin vermediği birliktelikler bu yolla sağlanıyor. Doğru veya yanlış, birçok genç bu yöntemle evleniyor. Yalnız Fadime’nin olayı biraz daha farklıydı. O başka biriyle evli görünüyordu. Ailesi onu, istemese de, Almanya da yaşayan bir gençle nişanlamıştı. Rızası olmadığı halde kabul etmek zorunda kalmıştı. Nişanlısı hem yakışıklı hem de zengindi. Onunla evlenirse rahat edeceği kesindi. Fadime’nin düğünden sonra Almanya’ya gidebilmesi için nişandan hemen sonra nikahı da kıyılmıştı. Fadime kanunlar önünde artık evli bir kadındı. Yaza düğünü de olacak, telli duvaklı Almanya’ya gelin gidecekti. Ancak kocası ile bir araya geldiklerinde, konuşacak bir şey bulamıyorlardı. Hasan’la öylemiydi? Onunla anlatırken zaman su gibi geçerdi sanki. Hasan’ın yanında hissettiklerini kocası olacak kişinin yanında hissedemediği için böyle bir karar almıştı zaten. Hasan’da kızların gözdesiydi. Yakışıklı bir gençti. Arkadaşları arasında sözü geçen biriydi. Delikanlı başıydı. Tek kusuru biraz sinirli olmasıydı. Çok çabuk parlıyordu. Sinirini yatıştırıp sakin olmayı beceremezdi. Sinirlendiği zaman gözü hiçbir şey görmez, eli ayağı titrerdi. Onun bu huyunu Fadime’nin ailesi de bildiğinden, kızlarını ondan soğutmak için çok uğraşmışlardı. Tam bunu başardıklarını sandıklarında bu olay gerçekleşmişti. Kaçtıkları gece Hasan’ın annesi onları ayrı yerlerde yatırdı Fadime’nin nikahlı olduğunu biliyordu, bunun başlarına iş açmaması için dualar ediyordu. Bu sebepten oğlunun sevdiğine kavuşmasına sevinemedi. Kadıncağız, o geceyi uykusuz geçirdi. Fadime’nin ailesi durumu ancak sabah kalktıklarında öğrenebildi. Korktukları başlarına gelmişti. Ancak kızlarının başını bağladıkları için bu ihtimalin azaldığını düşünmüşlerdi, hele de nikah kıyıldığı için böyle bir işe kalkışmayacağından emindiler. Fakat yanıldıklarını anladılar. Olan olmuştu artık, üzülüp ağlamaktan başka ellerinden gelebilecek bir şey yoktu. Çok sevdikleri her zaman iyiliğini istedikleri kızları, onların boynunu eğmiş, yüzlerini kızartmış, nişanladıkları aileye karşı mağçub etmişti. Annesi bu utancın altından kalkamayacağını düşünüyor, bir daha asla kızını görmek istemiyordu. Evden adeta cenaze çıkmış gibiydi. Babası esip gürlüyordu.”Benim Fadime diye bir kızım yok artık.”diye Annesinin gözleri ağlamaktan kan çanağına dönmüştü.”Bunu bize nasıl yapar” diye feryad ediyordu. Herkes birbirini suçluyordu.”Babası bir kıza sahip çıkamadın” diye annesini suçluyordu. Annesiyse öfkesini ablasından çıkarıyordu.”Kardeşin yanı başından kalkıp giderde sen nasıl duymazsın” diye söyleniyor, bir taraftan da kafasına kafasına mosmaklıyordu. Kardeşin yemesi gereken dayağı Ablası afiyetle yedi. Annesi elinin altında onu bulmuş, hırsını ondan çıkarıyordu. Bu dayağın asıl altında yatan sebebi az çok ablası da biliyordu. Nasrettin hoca misali, testiyi kırmadan sopa yiyiyordu. Yoksa annesinin babasının kaçmasına engel olamadıkları kıza ablası ne yapabilirdi. Fadime bunları göze almıştı. Ailesinin ne kadar üzüleceğini o da gayet iyi biliyordu. Ancak, kalbine söz geçirememeşti. Boşuna dememişler “gönül ferman dinlemiyor” diye. Fadime’de ailesinin fermanını gönlüne dinletememişti. Aileleri sevdiğine vermeyen, birçok geç kız kaçar zaten. Ama Fadime’nin olayı çok farklıydı. O nişanlı olmasının yanısıra, birde nikahlıydı. Bu olayları daha da dayanılmaz kılıyor, tuz biber ekiyordu adeta. Allah’tan kaynanası akıllılık edip Hasan’la ikisini bir arada yatırmamıştı Olay kısa zamanda duyuldu. Doğal olarak boşanma davası açıldı. Ancak boşanma davası sonuçlanana kadar, Fadime’yi bir sürpriz bekliyordu. Mahkeme, Fadime’nin kız olup olmadığına dair rapor bekliyordu. İki ay boyunca her hafta, muayene olup doktordan ,”kızdır” “bekareti bozulmamıştır” diye rapor alıp mahkemeye bildirdiler. Bunu yapmadıkları takdirde, zina yapmış olacaklarında, ikisi de hapse girecekti, üstelik Fadime’nin yaşı henüz on sekiz değil, on altıydı, Hasan küçük kızın ırzına geçmiş sayılacaktı. Fadime’nin en çok zoruna giden, yaptırmak zorunda olduğu bu bekaret kontrolleriydi. Ancak her koşulda bu duruma katlanmak zorundaydı. Boşanma sonuçlanır sonuçlanmaz, Hasan’la evlendiler. Kayınvalidesi gelinini çok seviyordu. Ona her konuda destek ve yardımcıydı. Ailesi Fadime’yi uzunca bir süre affetmedi, ta ki üçüncü torunları dünyaya gelene dek. Zaman aşımı, acılarını biraz azaltmış olmalıydı. Aralarında hala bir soğukluk olsa da, en azından görüşüyorlardı. Artık kızlarıyla araları düzelmişti, Fakat damatlarını aradan yıllar geçmesine rağmen, bir türlü sevemediler. Evladının hatasını affetmek başkasının hatasını affetmekten çok daha kolaydı. Damatlarını sevmemelerinin başlıca nedeni, kızlarını mutsuz edeceği korkusuydu. Bu korkularında haklı çıktılar. Büyükler her zaman haklıdır zaten. İlk yılları gayet güzel geçen Fadime ile Hasan’ın evliliği, anneleri öldükten sonra üstesinden gelinemez bir hal almıştı. Annesi oğlunun hatalarını bildiği için, onu idare eder, mutlu olmaları için elinden geleni yapar, gelinine de her zaman destek olurdu. Onun ölümü, ailedeki dengeyi bozmuştu. Onların kavgalarında birbirlerini anlamalarını sağlayacak, lümsuz bazı hareketleri engelleyecek kimse yoktu. Annelerinin ölümünden sonraki ilk kavgalarında, Fadime tokat yemişti. İlerleyen zamanlarda, her kavgada dayak yer duruma gelmişti. Hasan’ı engelleyecek, hatasını anlatacak annesi de yoktu. Fadime’yi çok zor günler bekliyordu. Birçok şeyi göze alarak evlendiği Hasan, haklı haksız durmadan onu döver olmuştu. İçki içip eve geliyor, hem karısını hem malını mülkünü içkiye heba ediyordu. Uzunca bir süre olanları ailesinden gizledi. Onlar bu durumu evlenmeden tahmin etmişler, bu yüzden kızlarını ona vermek istememişlerdi. Ailesine derdini anlatacak yüzü yoktu. Anlatsa bile,”biz sana demiştik”sözünü duymak istemiyordu.”kendim ettim, kendim buldum”diye kendi kendini teselli etmeye çalışıyordu. Vücudunun çeşitli yerleri morardığı için artık olanları saklayamaz hale gelmişti. Şiddetin dozu gitgide artıyordu. Hasan’ın onu çok sevdiğini biliyordu, ancak insan sevdiğine bu derece nasıl zarar verebilirdi? aklı almıyordu. Artık ailesi de her şeyi biliyordu. Yediği şiddetli dayak sonucu, baba evine bir kaç kez kaçmıştı, her seferinde “belki düzelir “diye geri döndü. Bir defasında Hasan babasının duvarda asılı duran av tüfeğiyle çok sevdiği Fadime’yi vurmaya bile kalkmıştı. Fadime yalınayak, başı kabak ardına bakmadan kendini sokağa atmış, canını zor kurtarmıştı. Bu olaydan sonra bile, hatasını anlar, belki düzelir diye geri dönmüştü. Senede bir ayı, dayaksız, mutlu geçiriyorlardı. Ramazan ayı boyunca Hasan ağzına içki koymazdı, dolayısıyla kavga ve dayakta olmazdı. Sahurda sofrayı hazırlamasına yardım bile ederdi. O zaman hayran hayran kocasını seyreder, adeta mutluluktan uçardı. Bütün yanlışlıkları unuturdu onu öyle görünce. Çektiği acıları hiç düşünmeden yaşanmamış sayacak kadar çok seviyordu onu. Onun sevgisi kayıtsız şartsız her şeye rağmendi. Bütün yıl ramazan olsaydı keşke, böylece mutlulukları daim olurdu. Dışardan bakıldığında aptalca görünüyordu. İnsan kendine bu derece zarar veren birini nasıl bu kadar çok sevebilir? Bırakıp baba evine dönse ailesi kol kanat gerecekti. Buna rağmen o adama katlanmaya devam ediyordu. Hasan onu terk ederse öldüreceğini söylüyordu ama Fadime bunlara pabuç bırakacak biri değildi. O tehdit yüzünden değil, sevgisi yüzünden onu bırakamıyordu. Keşke bunun farkına varabilseydi. Birçok kişi Hasan’ın bu fedakarlığı hak etmediğini düşünsede, Fadime yaşadığı küçük mutluluklardan büyük paylar çıkararak mutlu olmaya çalışıyordu. Bazı geceler eve gelmediği olurdu. Buda o gecelerden biri diye düşündü Fadime. Yanılmıştı. O gün evden dönmemek üzere çıktığının, Hasan bile farkında değildi. Sabah erken saatte kaza yaptığı haberi geldi. Arkadaşlarıyla içki içmişler, kullandıkları araba kaza yapınca, hepsi ölmüştü. Fadime bu haberle yıkıldı. Genç yaşta üç çocukla dul kalmıştı. Taziyeye gelenler, Fadime’den çok çocukları için üzülüyorlardı onun çektiklerinden herkes haberdardı Öksüz kalan üç yavru için gözyaşı döküyorlardı. Üstelik kazayı başka kadınlardan dönerken yaptığı söyleniyordu. Günahı boynuna . Aradan geçen zaman içinde alacaklılar kapıya dayanmıştı. Hasan mal varlığını içki sayesinde tükettiği için çaresiz babasından para alıp kocasının borçlarını ödedi. Allah’tan başını sokacak evi vardı, ya oda kalmasaydı? Fadime babasından kalan mal varlığı, kocasından kalan emekli maaşıyla, üç evladını da evlendirdi. Hasan’la evliyken neler çektiğini çok iyi biliyordum. Yaptığı bu evlilikten pişman olduğunu düşünüyordum. Alacağım cevaptan emin sordum . ___Tekrar dünyaya gelsen? Bu defa nişanlınla evlenirdin herhalde, dedim. ___Hayır. Dedi. Tekrar dünyaya gelsem, yine Hasan’la evlenirdim. Çok şaşırdım. Bunu hiç beklemiyordum.” Bu kadın ya aptal, ya da hala aşık “diye düşündüm Aptal olamayacak kadar akıllı olduğuna göre kesin aşıktı. Zaten böyle aptalca bir cevabı verse verse seven bir kadın verebilirdi. Ailesinin evlendirdiği biriyle böyle bir yaşam sürseydi tekrar o kişiyle bir evliliği asla düşünmezdi. İşte aşkın gücü böyle bir şey. Hissedilebilecek her duygunun üzerinde, diğer bütün duyguları, azaltabilir, hatta belki yok edebilirsiniz. Hissettiğiniz aşk ise bu mezara kadar sizinle beraber heyecanınızı paylaşmaya devam edecektir. Bu dünyada herkes aşık olacak kadar şanslı değil, Eğer aşık olduğunuzu düşünüyorsanız bu duyguyu doyasıya yaşayın, yaşadığınız gerçek aşksa, asla pişman olmazsınız. Aşk yaşıyor olmak budalalığı göze almaktır.
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
2
Nesr(i) Şiir (son) (kadir Bıyıklı)
• Necla Güney Alptekin • Aşk Hikayeleri • 39 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Aralık
2
Aralık
1
Aralık
1
Nesr(i) Şiir 2 (kadir Bıyıklı)
• Necla Güney Alptekin • Aşk Hikayeleri • 89 kez okundu. • 10 kez yorumlandı.
Kasım
30
Kasım
29
Kasım
29
Kasım
28
Kasım
28
Kasım
28
Haziran
19
Ağustos
9
Eylül
16
Ocak
21
Mayıs
7 |
![]() |
Site Menüsü
Radyo Yayını
( Canlı Yayında )
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||