kayit
Google Özel Arama
Hikaye AnaSayfa Deneme / Tutku Denemeleri

Çaça’nın Mektubuna Cevap

4 / 6 / 2008  Çarşamba tarihinde Deniz Yaşar tarafından eklendi, 84 kez okundu...

““Bir insanı tanımanın en güzel zamanları ilk günlerdir bence her kişi önce sonsuz engin bir deniz gibi gözükür gözümüze, ama tanıdıkça ulaşmak istediğinizi zannettiğiniz kara görünür... Oysa güzel olanı kişinin içindeki denizde çırpınmaktır, onun hayatında boğulmadan yüzebilmektir. Ya boğulursun... Ya karaya ulaşırsın... Ama ben karaya ulaştıkta...”

Okuyucu Puanı ;

 ADnet Reklamları Siz de reklam verin  adnet  

Deniz Yaşar

Deniz Yaşar







EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Çaça’nın Mektubuna Cevap


“Bir insanı tanımanın en güzel zamanları ilk günlerdir bence her kişi önce sonsuz engin bir deniz gibi gözükür gözümüze, ama tanıdıkça ulaşmak istediğinizi zannettiğiniz kara görünür... Oysa güzel olanı kişinin içindeki denizde çırpınmaktır, onun hayatında boğulmadan yüzebilmektir. Ya boğulursun... Ya karaya ulaşırsın... Ama ben karaya ulaştıktan sonra hayal kırıklığı yaşamaktansa boğulmayı tercih ederim... Varsın tanıyamadan güzel zamanlar yaşamış olalım... Tanıdığımda küçük bir adada hapsolacaksam okyanusta harap olayım derim...”

İçimizdeki denizin derin sularında kaybolan, yitirilen bir başka dünyanın en sedasız kelimeleriyle sesleniyorum. Aslında o biriken dalgalar öylesi şefkatli idi ki değil kıyıları tokatlamak, ince kumlarıyla bir prensesin pürüzsüz tenini andıran sahillere yumuşak dokunuşlar gönderiyordu. Dalgalarla mücadelen korkan hiç kimse bu denizde kulaç atamazdı elbet.

21. yüzyılın döngüsel artıklarının boşaldığı bataklıkta yaşama mücadelesi verirken sığındığımız kayacıkları birer mabet yapıp sevgi kırıntılarıyla iktifa ediyorduk. Oysa denizler dolusu sevgi tılsımı yüklü yaratılmıştı her yürek. İnsan bilmediğine karşı hep temkinli olur. Güvenlik problemi had safhada, ellerin ellerine teslim olmaktan ne kadar ürker olmuştuk. Kaçak yaşantının kapılarının bunca dövülmüş olmasının hikmeti bu olsa gerek. Kendimizden, sevmekten ve sevilmekten korkar olmuştuk. Hayal kurmaya dahi öylesi yabancılaşmıştık ki elimizin ulaştığı yerden, gözümüzün gördüğü ufkun sınırından bir adım ötesine geçemiyordu hiçbir düşünce. ‘Ama’lar üzerinde çelik çomak oynayan âmâlar idik. O günler için bundan daha ılımlı bir tabir düşünemiyorum.

Yaşamak mı? İki kelime olmuştu bizim için: Haz ve madde! Toplum jürilerinin değer yargıları içinde yakınlık-uzaklık gelgitlerinde mesanelerimizi şişirir, çıngıraklı çılgın bir yılan gibi zehir kusardık her akşam. Adeta başıkabak her sözcüğe takke niyetine derin umursamazlık örgüleri giydirirdik. Bıkmadan usanmadan tekrar be tekrar kutsanmış şarap yudumlar gibi mantık hoşafına kaşık sallardık. Her gün bir başkasının kıstası altında kendimizi kaybeder ve öyle de güzel kandırarak her şeyin yegâne yönlendiricisi tahtına bağdaş kurar, sıra gecesi havasında gıcırdayan beşik gibi bir öteye bir beriye sallana sallana etrafı seyre dalardık. Yataktan kalkar kalkmaz maskelerimizi takıp ‘bugün kimin kriterleri’ sorusunu kendimize sorar kimseler görmezken ayna karşısında şişer de şişerdik. Eli kalem tutan bir kâtip edasıyla parmaklarımızı şapır şupur yalayıp sarışın bir defterin yapraklarında sıkıntılar harmanının muhasebesini yapardık. Ve şairin ifadeleriyle;

Her gece bin bir duyguyla etrafı süzerken
Ümit inkisarına sebep hep yapayalnız
Ne çığlıklar duyarım böyle yalnız gezerken
Çevre alacakaranlık dört bir yanım ıpıssız

demekten kaçar, kendimizi ‘‘Ömer Hayyam’larla’’ sarmaş dolaş bulurduk. Her sarhoş gibi çakırkeyif halde omuz omuza yürürdük bazen sokaklarda. Ümitsizliğimize atfen ‘sıkıldım yaşamaktan’ naraları savurur, kelime hörgücüne binmiş dilsiz develer gibi uçsuz bucaksız sefa çöllerine atardık kendimizi. Denizlerden kaçarken sahralarda susuz kalır ve kan emerek hayatta kalma mücadelesi verirdik. Bunca derd-i maişet ve dünyalık meşgale arasında sevgiden sadece söz etmekle yetinir ne kadar çok sevdiğimizle övünmeyi vazife bilirdik. Bize göre en sevgili dahi biz idik. ‘Ben’ ve ‘Sen’ler havada uçuşurken ‘O’na asla sıra gelmezdi. Bir günden bir güne kendimizi hiç kabullenmemiştik oysa.

Serzenişlerimizi dile getirirdik sanatlarımızda. Her zaman suçlu birisi muhakkak bulunurdu. Sevmenin suç olmadığını bilirdik ama sevmemenin günah olduğuna aklımız ermezdi. Seveni suçlamaz ama kullanır, sevmeyi denemeden evvel sevgiyi tüketirdik. Sancılarımız tutardı her gece ve melankoli krizlerinde sarsılmalar yaşardık. Altı üstü bir sevgi şırıngası vurmakken dertlerimizden sıyrılmanın yolu biz acı çekmeyi yeğlerdik. Adeta acıdan doğardık her sabah ve gece acının beşiğine yatardık yeniden. Aslında bizler de birer kurt adamdık. Gündüzün mayışık kedileri, gecenin yılışık kurtlarıydık. Kimse bizi farketmezdi; çünkü herkes aynı telden çalardı. Herkes dışında birileri olduğumuzu varsayar, kadimden beri her dizimize vuruşta ‘Ah ulan! Bir anlaşılmadık gitti’ derdik. Bu bizim tevatür derecesindeki tek bilinmezimizdi.

Ümit inkisarında yol alırken sendelemeler dikey düşüşleri takip eder, düştüğümüz yeis bataklığından kurtulmayı denemek yerine ‘battı balık yan gider’ özdeyişine kanca atar, denizin içindeki mercanlar, denizyıldızları ve denizkızlarını bırakıp bataklık sülüklerini kendimize dost edinirdik. Kaybolduğumuz çöllerde bir maşrapa su arar ve aslında çöllere bile kar yağdırırdık. Çöllere kar yağdığında güneşler dahi bizim için artık serap olurdu. Önce irkilir, sonra afallar ve bir adım ötesinde yine melankoli sancılarına tutunurduk. Mutlu olmayı hiçbir zaman bilemedik ve ellerin elinde medet diye tepinip durduk, derman deyip inledik.

Derman arardım derdime
Derdim bana derman imiş

diyenlere kulak tıkadık, görmezden geldik. Adeta hissetmekten yoksun, yosun bağlamış yorgun birer taş kütlesiydik. Derdimiz ‘sevgisizlik’ dermanımız ise sevmekti, sevemesek de sevmeyi denemekti. Bir damla baldıran zehriyle bir kazan çorbayı zehirlemekte ne kadar ustaysak bir damla sevgi mayasıyla bulanık bir denizi berraklaştırmakta o kadar ameleydik. Nefret dağlarımıza yağan karları eritmeyi bir türlü beceremedik.

Gece sürüp gidemez şafak söktükten sonra
Kar buz böyle kalamaz cemre düştükten sonra

Karşısında bir dünya dururken dünyaya meydan okuyabilen kaç kişi vardır? Kaç kişi vardır onca aksakalına rağmen bastonsuz ayakta durabilen? Gecelerimizden, uykularımızdan uyanmanın vakti gelmedi mi hala? Bir külahtan tavşan çıkarmamız istenmiyor ya! Bu kadar zor mu bir yürekten sevgi çıkarmak? Uzakta dahi olsak, yeni bir ümidin doğduğu her sabah aynı vakitte merhaba demiyor mu bize güneş? Yüz ile sırt arasında döndürmemiz gereken kaderin çemberi değil mi? Renkler içinde yeşilden kaçışımızın hikmeti nedir? Maviler ve yeşiller hayatımız değil mi bizim. Hayatımızdan neden kaçarız. Neden her sabah hayata veda eder ve ‘beni intihar ettiler’ sözünün arkasına saklanırız?

Dağlardan sökün edipte ırmaklar gibi coşkun bizi karşılayan sevgiye kucak açmak varken sırt dönmek… Sevgi selinde boğulmak varken bataklıkta yaşama mücadelesi vermek… Ay ışığının güzelliğini seyre dalıp besteler yapmak… Yakamozlardan bulutlara yol bulup sek sek oynamak. Yıldızların sırtından kayıp dilek tutmak… Güneşin şuleleriyle bezenmiş gökkuşağının gergefine sevda türküleri işlemek… Filizlere şehrayin olup mesut olmak, nizam-ı âleme teslim olmak, aklının iplerini salıvermek ve cemal-i beşerde kendi güzelliğini seyretmek. Çillere şiir yazmak, ayva tüylerinden gökdelenler inşa etmek… Hepsini bize yaptıran o mübarek baharda kalbinin içindeki tohumu yeşertme düşüncesi değil mi ki?

“Bir insanı tanımanın en güzel zamanları ilk günlerdir bence her kişi önce sonsuz engin bir deniz gibi gözükür gözümüze...’ İlk günler hep geride kalır birkaç gün sonra. Elbette denizler de kurur. Sonra içimizdeki denize döneriz. İçimizdeki denizde yaşamak mı daha kolaydır yoksa karaya çıkmak mı? Mavinin sevgilisi deniz, denizin sevgilisi mavi içimizde hala yer etmedi mi? Renk körlüğümüz geçmedi mi hala? Yoksa hislerimizi mi yitirdik? Kalbimiz atarmış gibi mi yapıyor? Halen karanlığa kan mı veriyoruz? Geç mi kaldık sevmeye? Yoklayın derim kendinizi. Sevebiliyorsanız yaşarsınız. Sevginiz sizinle birlikte denizde yaşar…

İstanbul, 05.10.2006
Deniz Yaşar

*‘Çaça’nın Yeşili Denizin Mavisi’ adlı kitabın önsözü



Yazı İşlemleri


Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :

Eylül
4
Adamakıllı
Tuğba MartinTutku Denemeleri • 66 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Ağustos
31
Yaz Bitimi Hüzün
Deniz GöktepeTutku Denemeleri • 37 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
29
Oğul Tadında!
Nesrin Göçtürk KayaTutku Denemeleri • 71 kez okundu. • 8 kez yorumlandı.
Ağustos
27
Neden Yalan Söyledin Baba?
Nesrin Göçtürk KayaTutku Denemeleri • 113 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Ağustos
24
Bize Lost Degil Dost Lazım !!!
Murat AkdenizTutku Denemeleri • 93 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Eylül
4
Günlerden Perşembe
Deniz YaşarAşk Şiirleri • 14 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
30
İpek Tüylü Afgan Güvercini
Deniz YaşarDostluk Hikayeleri • 29 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
25
Soğuk Sözlü İlık Yüzlü Sıcak Japon
Deniz YaşarDostluk Hikayeleri • 131 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
23
Sallanan Sandalye
Deniz YaşarYaşamdan Hikayeler • 55 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
22
Midye Kabuğu
Deniz YaşarKişisel Denemeler • 33 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mayıs
12
Kayıp Kuzu
Deniz Yaşarİronik Hikayeler • 301 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Mart
1
Özlemek İyidir Bazen
Deniz YaşarSevgi ve Aşk Denemeleri • 278 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Haziran
17
Gülsümün Köpüklü Kahvesi
Deniz Yaşarİronik Hikayeler • 250 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mart
1
Hediyeleşme Merasimi
Deniz YaşarSevgi ve Aşk Denemeleri • 225 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mayıs
19
Boşluğa Dokunmak
Deniz YaşarBaşkaldırı Denemeleri • 215 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Çaça’nın Mektubuna Cevap, Çaça’nın Mektubuna Cevap denemesi, Çaça’nın Mektubuna Cevap deneme, Çaça’nın Mektubuna Cevap nedir?, Çaça’nın Mektubuna Cevap hakkında bilgi, Çaça’nın Mektubuna Cevap denemeleri, Deniz Yaşar denemeleri, Çaça’nın nedir, Çaça’nın denemesi, Çaça’nın denemeleri, Mektubuna nedir, Mektubuna denemesi, Mektubuna denemeleri, Cevap nedir, Cevap denemesi, Cevap denemeleri,

edebiyat

Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Edebiyat Atatürk Köşesi


Radyo Yayını ( Playlist Yayını )
Siteden Dinleyin
Winamp Dosyası Media P. Dosyası


Yeniler
Yeni Hikayeler Yeni Denemeler
Yeni Şiirler Yeni Makaleler
Yeni Yorumlar

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Eğitimde Reform
Erol Sunat
Taş Helvası

Sezer Nişancı
Coğrafyam Karıştı

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?



Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | Künye | İletişim
Text Reklamlar : Loans | Mortgage | Loans | Savings | Send Telegram | Video | Arkadaş | Saat