Cemil BeyCemil Beymevsim kıştı aylardan şubattı hava soğuktu buz gibiydi keskin bir kılıç gibiydi ve köşe başında bir adam iliklerine kadar titremekteydi… eyüp’te bir kahvehanede çay ocağında kazan fokur fokur kaynamakta soba çıtır çıtır yanmaktaydı… ocakçı rasim sıra sıra dizdiği ince belli, altın yaldızlı bardakların üzerinde dolaştırdı tavşan kanı çayı… dumanını tüttüre tüttüre dizdi tepsiye daldı masaların arasına sormadan bıraktı taş oynayanların pişpirik oynayanların yanına… itiraz etti mustafa yanına bırakılan çaya bakmadan: "- ben içmeyeceğim" dedi. ocakçı rasim bardağı geri alırken: "- başka bir şey vereyim o zaman" dedi. mustafa, sıkıntıyla baktığı ıstakasından başını kaldırmadan; "- yok istemem, hiçbir şey içmeyeceğim" diye karşılık verdi. belli ki kaybediyordu hayatı gibi oynadığı oyunu da Mustafa… çaycı rasim terslendi: "- söğüt gölgesi değil oğlum burası dört saattir oturuyorsun burada hilâl i ahmer yararına çalışmıyoruz ya kirası var, elektriği var, suyu var evde ekmek bekleyen çoluk çocuk var nasıl döner bu çark; odunu var kömürü var nerden çıkacak bütün bunlar?.." "- tamam bırak o zaman çayı" dedi mustafa. ocakçı rasim yeniden bıraktı çayı mustafa’nın yanına… bir adam girdi içeriye şakaklarına kır düşmüş bir adam bir an durdu kapının ağzında ellerini ovuşturdu çenesi titriyor kesik kesik öksürüyordu… birisini arar gibi bakındı çevresine sobaya doğru yanaştı öyle bir uzattı ki ellerini sobaya handiyse kucaklayacaktı… ocakçı rasim durup adama baktı göz göze geldiler kır saçlı adam; "- cemil bey geldi mi" diye sordu. ocakçı rasim bir an düşündü hatırlayamadı cemil beyi: "- hayır gelmedi" dedi… kır saçlı adam hafifçe başını sallayarak ve öksürüğünü de beraberinde sürükleyerek çıkıp gitti… aradan yarım saat geçti geçmedi yeniden geldi aynı adam doğru sobanın başına yine uzattı ellerini kucaklarcasına… ocakçı rasim soran gözlerle baktı adama aynı soruyu tekrar etti kır saçlı adam: "- cemil bey geldi mi?.." "- yok gelmedi…" sonra seslendi diğerlerine: "- arkadaşlar cemil beyi gören var mı?.." kimseden ses çıkmadı… "- peki" diyerek çekti gitti kır saçlı adam yine… aradan yirmi dakika ya geçti ya geçmedi tekrar geldi kır saçlı adam doğru sobanın başına… bu defa yönünü ocakçı rasim’e ters döndü ocakçı rasim ardından tepeden tırnağa süzdü sonra yanaştı yanına ha bire öksüren adamın: "- buyur hemşerim, otur şöyle…" dedi "- yok oturmayacağım" diye karşılık verdi adam kesik kesik öksürerek: "- ben şeyi soracaktım acaba cemil bey geldi mi?.." ocakçı rasim dayanamadı sordu bu defa: "- kim bu cemil bey hemşerim kimse tanımıyor onu burada" dedi. kır saçlı adamın yüzü acıyla gerildi ve bir öksürük krizi tuttu yüzü morardı, pancar gibi oldu ocakçı rasim tuttu adamı kolundan oturttu bir iskemleye… kır saçlı adam derin ve titrek bir nefes aldı… "- haklısınız" dedi "kimse tanımaz onu burada" "- Ee, öyleyse kim bu cemil bey" gibisinden soran gözlerle baktı ocakçı rasim kır saçlı adamın yüzüne... daralan nefesini açmak için derin derin soluklar alarak konuşmaya çalıştı: "- cemil bey soğuk cemil bey işsizlik cemil bey yağmur cemil bey kar cemil bey yorgunluk cemil bey hastalık cemil bey iflas cemil bey çaresizlik… hasılı cemil bey benim…" dedi kır saçlı adam ve için için ağlamaya başladı… ocakçı rasim’in yüreği kabardı birden kızdı kendi kendine: "- ulan ne salağım ben ya" diye geçirdi içinden "- anlamalıydın işte, anlamalıydın ya…" hemen daldı ocağa ocakçı rasim kendisi için hazırlanan sefer tasını açtı aceleyle bir çay tepsisini kuruladı sefer tasını, ekmeğini, çatalını, kaşığını bir güzel servis yaptı… bir baş kuru soğana öyle bir yumruk vurdu ki parçalandı, gitti bütün acısı soğanın… yetmedi; elceğiziyle bir de kahve yaptı cemil beyi soran cemil beye şöyle bol köpüklü, yandan çarklı hani o hatırlı müşterilere yapılan cinsinden… sonra dışarıya baktı kar tipiye çevirmişti içine dağ gibi bir kaygı düştü "- acaba dışarıda daha kaç tane cemil bey var" diye düşündü… bir an koşmak geçti içinden dışarıya çıkmak ve haykırmak bütün cemil beyleri çağırmak istedi ama gücü yetmedi… dişlerini sıktı ağzını kilitledi ocağına geçti yumdu gözlerini başını önüne eğdi öylece durdu… kahır mı etmişti çaresizliğine mi yanmıştı yoksa utanmış mıydı ne ocakçı rasim insan olmaktan… bilinmez neden ama bir daha başını kaldıramadı yerden…
(Şiir Gibi adlı kitabımdan.)
Telif Hakkı Uyarısı Cemil Bey isimli yazı, Mehmet Beyazıt tarafından 5/25/2007 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
4
Aralık
3
Aralık
3
Sudenaz’dan Mektuplar (vı) (son)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 34 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
3
Aralık
3
Dünya Engelliler Gününü Saygıyla Anıyorum
• Zeliha Okan • Yaşamdan Hikayeler • 27 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Şubat
17
Temmuz
20
Temmuz
20
Temmuz
20
Temmuz
20
Ocak
12
Aralık
7
Ekim
2
Sevemez Kimse Seni, Benim Sevdiğim Kadar
• Mehmet Beyazıt • Hayata Dair Makaleler • 1510 kez okundu. • 5 kez yorumlandı.
Aralık
5
Kasım
24 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||