Cennet
15 / 12 / 2007 Cumartesi tarihinde Oktay Ertuğrul tarafından eklendi, 374 kez okundu...
“amaç: anlık öykü denemesi başlık: cennet ..... Daha öğle vakti olmasına rağmen gökyüzü karanlıktı. Adımlarım korkaktı kapıdan içeri girerken... Meyhanenin o bildik meze-rakı karışımı kokusunu duymuyordu artık. Herkesin kendisine izlediği hissini veren çekingenliği yerine kabadayılığa bırakmıştı. Sandalye de oturuşu değişmiş, gözlerine "gelinde ç...” Okuyucu Puanı ;
Cennetamaç: anlık öykü denemesi başlık: cennet ..... Daha öğle vakti olmasına rağmen gökyüzü karanlıktı. Adımlarım korkaktı kapıdan içeri girerken... Meyhanenin o bildik meze-rakı karışımı kokusunu duymuyordu artık. Herkesin kendisine izlediği hissini veren çekingenliği yerine kabadayılığa bırakmıştı. Sandalye de oturuşu değişmiş, gözlerine "gelinde çatın," bakışı yerleşmişti. Kaçıncı kadehiydi bilmiyordu; bildiği şey tüm uzakların yakın olduğu ve ufacık bir rüzgarla koca bir hortuma dönüşeceği. Ortalığı dağıtması için elverişli bir yer değildi aslında Kars. İnsanları, soğuğun ve dağların etkisiyle midir nedir, keskin ve de acımasızlardı. Hele birde akşamın ilerlemiş olduğu bu saatlerde bir meyhanedeysen daha bir temkinli olmak gerekliydi. Yoksa bir oyuncaktan daha çabuk yok olabilirdiniz. Ama o tüm bunları aldırış etmeyen tavırlar içindeydi. Onun karşısında oturmak adamı korkutuyordu. Sandalyeme biraz daha gömülerek; -Orhan gidelim artık, dedim. O, hiç aldırış etmeksizin su karıştırılmamış rakı kadehini bir dikişte bitirdi. Yüzünü ekşiterek; -Nereye, daha yeni başladım, dedi. Bir dilenci gibi "allah rızası" demek için yüzüme yalvarır bir ifade vermeye çalıştım. -Hadi yeter artık, misafirhanede içeriz. -Hahaha, misafihanede mi? Oğlum orada içersem amına koyarım oranın. -Şişt, bağırma! -Ne bağırmıcem ulen, sikerim dünyayı! Tam o sıra garson masamızın başında bitti. "Aha, boku yedik," dedim içimden. Bizi bu hale sokan Orhan`dı. Ben bir şekilde kaçardım bu meyhaneden, bana ne garsonla o konuşsun. -Bir şey mi istediniz efendim? diye sordu garson. İriyarı ve heybetliydi. Orhan yeni fondiplediği rakı kadehini göstererek: -Ne ulan bunlar, kaçak mı? bir boka yaramıyor, diye sordu. Garson birden telaşlanarak; -Yok efendim, tekelden aldık, dedi. -Sikerim böyle rakıyı, adam gibi bir rakı getir, dedi Orhan kadehi masaya hızla çarparak. Şaşkınlıkla Orhan`a bakıyordum. Onunla bu meyhaneye gelmek isteyen bendim. Yapıştım ona. Şimdi pişmandım, dövülmek veya öldürülmek istemiyordum bu çürümüş meyhanede. Uzun ve rahat bir ömür istiyordum. Değişik bilgiler aradığım doğruydu ama aptallık aramıyordum. Orhan her ne kadar büyüleyici bir etkiye sahip olsa da, bir güç gösterisinde benim gibi orta güçte bir adama yenilirdi. Bunu herkes anlardı. Sadece tanıdıklarını söz geçirebilecek bir adamdı. Burada kimseye söz geçiremezdi bundan emindim. Ama yinede garsonun arkasından şaşkınlıkla izledim. Bu arada Orhan`ın eliyle önümdeki rakı kadehini işaret ettiğini gördüm; -İçecek misin onu, diye soruyordu. -Sen sek içmez misin? -Şimdi sekin sırası mı? diye cevap verdi. Nedense bu cevap çok anlamlı gelerek daha hiç yudum almamış kadehimi ona uzattım. Ve merakla ona bakmaya başladım. Çünkü bana rakıyı sulu içtiği zaman kustuğunu söylemişti. Bir dikişte bitirdi. Yüzü pancar gibi kızardı, birkaç yutkundu ve o akşam yediğimiz salatadaki sebzeleri ve de hamsi tavaya bulamaç şeklinde meyhanenin orta yerine serdi. Yutkundum. Herkes bize bakıyordu. O ise kendine gelmeye çalışıyordu. Garson koşarak yanımıza geldi. Güç bela özür diledim. Garson olur böyle şeyler manasında mırıldandı. Orhan ise sigarasını yakmaya çalışıyordu. Meyhanedekiler iyice huzursuzlaşmaya başlamıştı. Tam bırakıp gideyim diye düşünürken Orhan hiç beklenmedik bir şekilde garsona; -Duvardaki resim kime ait, diye sordu. Garson hoşnutsuz bir tavırla zemini temizliyordu. Orhan, garsonun elindeki paspası tuttu, ona dönen garsonun gözlerinin içine bakarak; -Bu resim kime ait? diye tekrar sordu. Şaşkınlıkla olanları seyrediyordum. Kim bu kadar rezillikten sonra böyle aptalca bir soru sorabilirdi? Ama ne zaman Orhan`ın gözlerine baksam hiçbir şeye aldırmadığını hissederdim. O gece de öyle olmuştu. Garsona sakın gözlerine bakma demek geçti içimden, geç kalmıştım ve diyemezdim zaten. -Bilmiyorum efendim, dedi. Akıllıymış biraz sonra şunları ekledi; Sanırım şu birayı üreten firmanın, dedi. Orhan normal bir şeymiş gibi; -Doğru, dedi ve ekledi; Başka hiçbir akıl bu çocuğu denizin üzerinde gerçekmiş gibi veremez, ama yinede bu meyhanede kalmamalı. -Anlamadım efendim, diye cevap verdi garson. -Yani kaç para bu resim? dedi Orhan. Ben iyice görünmez olmaya çalışıyordum. Garson; - Bilmiyorum efendim, derken yeri hemen hemen temizlemişti. Orhan ağzında kusmuk kalıntıları ile o kadar rahattı ki, sanki güzel bir öğleden sonra bir piknik yerinde dinlenen birisi sanabilirdiniz. -Kim biliyorsa onu çağır, dedi Orhan sertçe. Garson hızla uzaklaştı. Hemen ona doğru eğilerek; -Hadi gidelim, dövecekler bizi burada, diyerek herşeyi anlatmak istedim. -Kes sesini, diye bağırdı. iyice pustum. İri göbeği ve iri bir gerdanı olan meyhanenin patronu korkunç bir rüyada ortaya çıkan dev gibi birden tepemizde bitiverdi. -Buyurun efendim, dedi. Sesindeki soğukkanlılığa bakılırsa yıllardır bu meyhaneye işletiyor gibiydi. -Şu resim kaç para, diye sorarken eliyle duvardaki çocuk resmini gösteriyordu Patronun gözlerinde beni şaşkınlığa uğratan bir ışıltı belirdi. Fiyatını söyledi resmin. Orhan cebinden çıkan parayı masaya bırakarak; -Hesapla beraber bu kadar var, dedi. Patron, mırın kırın ederken Orhan atıldı; -Sarhoş değilim, dedi. Bir anda para orta yerden kayboldu ve duvardaki resim rulo şekline getirilerek Orhan`a verildi. Orhan son getirilen rakı kadehini kusanlar bir daha içemez diyenlerin inadına bir dikişte bitirdi. Ayağa kalktı, bende başımı eğerek onun gölgesini sindim. Meyhaneden çıktık. Orhan gülümsüyordu. Belliydi ilk yudumdan beri sarhoştu. Alkol ilk yudumda sarhoş ediyordu onu, bunu hemen anlamıştım ama çok şaşkındım. Bı sıska, çelimsiz adam nasıl kendi hayatını umarsızca yaşayabiliyordu? Rulonun kalbinin üzerinde olduğunu gördüm; arada bir heyecanla eline atarak resmi çıkarmak ister gibi hareket ediyor, sonra gülümsüyordu. Gözlerinin içine baktım, o an ne ben umrundaydım, ne de dünya! Mutluydu, sanki bir vapur dolusu esiri ya da çocuğu kurtarmış peygamber gibi azametle yürüyordu. Her adımında bir mucize bekler gibi hissettim kendimi. Gülümsedim. Misafirhaneye giderken gökyüzünün bulutsuz olduğunu fark ettim. Orhan bir dikişte ne çok şey içmişti. ... Ölüp ölüp dirildiğim o günden sonra bir daha Orhan`la meyhaneye hatta beraber dolaşmaya bile cesaret edemedim. Ben zaten içkiyi bıraktım. O hala içer, bir sebebi yok ki; o içer sadece bu kadar. Ha bu arada meyhanedeki o resmi bana verdi. Bir sandığın içine attım. OKTAY ERTUĞRUL
Ekim
1
Ağız Tadında Bırakılan Mutluluklar
• Banu Güçerdem • Başkaldırı Hikayeleri • 97 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Eylül
25
Ağustos
22
Babaoğul ve Kutsal Ruh Nerede
• Kubilay Koçak • Başkaldırı Hikayeleri • 210 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
20
Ağustos
14
Karmaşık Düşünceler Sağanağı
• Mozan Aras • Başkaldırı Hikayeleri • 223 kez okundu. • 17 kez yorumlandı.
Mart
27
Şubat
14
Şubat
7
Ocak
29
Ocak
28
Şubat
7
Aralık
24
Ocak
28
Aralık
15
Ocak
29 |
![]() |
|
||||||