Cennette `endam` Pazarı
Derler ki; cennette `endam` pazarı olacak ve o pazara gitmeye hak kazanacak olanlar, gönüllerinin dilediğince oradan endam seçebilecekler.
Olur, mu dersiniz?
Teknolojinin her geçen gün akılları şaşkınlığa uğrattığı 2000 li yıllarda tanıştıklarımıza- tattıklarımıza- bakacak olursak…
Olur, mu değil,
Oluyor! Bile.
Siyah saçlılar bir anda sarışın…
Ela gözler mavi…
İnce dudaklar, dolgun…
Saçı azalmışlar, saçlı…
Hatta, vücutların hatlarına bile müdahale edilip, istenilen şekle yaklaştırılıyor.
Olmalı mı olmamalı mı değil değinmek istediğim.
Olup bitenlere baktıkça; inanalara verilen müjdelerin ne kadar da yaklaştığını görüyor ve gayba imanın hiç de zor olmadığına şahit oluyorum.
‘İnsan’ içinde hep güzeli, mükemmeli, muhteşemi bulma, ona sahip olma duygusunu muhafaza eder.
Fakat her şeyin bir bedeli var.
Halk arasında söylenen hoş bir söz vardır. ‘ne kadar para, o kadar köfte’
Aklını kullanmada özürlü olanları bir tarafa bırakacak olursak; akıl sahipleri bilirler ki; tahterevalli misali, ya da terazi misali, yeryüzünde dengeyi sağlamak için her şeyin mutlaka bir karşılığı var.
Bu bazen dönüşüm –parayla eşyayı- şeklinde kendini gösterir.
Bazen fedakârlık,
Bazen iyilik vs.
Neticede, bedel bir şekilde hazırlanmış olmalı.
Hedefte, en iyi, ideal olan varsa; karşılığında da…
Emek olmalı,
Gayret olmalı.
İyiye, güzele doğru değişmek mümkün.
İster maddi, ister manevi
Yapılması gereken tek şey, bir şeyler yapmak. Sadece söylenmek, şikâyet etmek yetmez.
Biliyorsunuz ‘lafla peynir gemisi yürümüyor’
İçimizdeki iyiye ulaşmak için evvelindeki karşılığının –bedelinin- ne olacağını doğru tespit etmeliyiz.
Bence iki yol var:
1. Bizdeki nimetin farkına varıp, kıymetini bilip sürekli şükür halinde olmak. Nankör olmamak. Başkalarındakine hasetlenmemek.
2. bizdeki nimetten mahrum olan-daha başka nimetlerle mücehhez kılınanlara-karşı yardımcı olmak.