Çileli Yıllar (3)
Şeref, düştüğü yerden hızla kalktı, öğretmen Selim’in karşısına dikilip avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı;
“Sen kim oluyorsun lan! Kendini ne zannediyorsun lan! Benim kim olduğumu biliyor musun? Aptal herif! Al bakalım…” Büyük bir hırsla yumruğunu savurdu. Neyse ki diğer öğrencilerin çekiştirmelerinden yerini bulmadı. Şeref bu defa kendisini tutan öğrencilere ateş saçan gözlerle bakıp;
“Bırakın ulan; Yemin ederim hepinizi dağıtırım. Bırakın!...” diye bağırdı. Zaten baş belâsı olan bu serseriye bulaşmak istemeyen öğrenciler, hemen ellerini çektiler. Arada yine bazı iyi niyetli öğrenciler Şeref’e nasihat edip durdurmaya çalışıyorlardı. Öğretmen Selim ise bu anda öylece durmuş, sakin ama öfkeli gözlerle Şeref’i izliyordu. Kendisini tutan yoktu. Şeref, öğretmenin böyle hiçbir tepki vermeden izlemesini korktuğuna yordu. Etrafındaki öğrencileri dağıtıp anî bir hareketle yine saldırdı. Tam yumruğunu indirecekti ki beklemediği bir şey oldu. Öğretmen Selim daha önce davranarak çok şiddetli bir tokat patlattı. Şeref neye uğradığını şaşırmıştı. Yediği şamarın etkisiyle sağa sola yalpaladı. Beyni dönüyor, etrafında yıldızlar uçuşuyordu. Düşmemek için masalara tutundu.
Bunlar yaşanırken gürültüyü duyan tüm okul; öğrencileriyle öğretmenleriyle sınıfın önünde toplanmışlardı. Müdür daha önce geldiği için öğretmenin attığı tokadı görmüştü.
Az sonra kendine gelen Şeref, ağza alınmayacak küfürler ediyor, bağırıp çağırıyor, masalardan hıncını almaya çalışıyordu. Öğretmen Selim’e bir daha saldıracak cesareti kendisinde bulamadı. Sadece tehditler savurup duruyordu;
“Sen bekle burada. Bir yere ayrılma. Tekrar geleceğim ben; o zaman sana dünyanın kaç bucak olduğunu göstereceğim.” Bunları söyledikten sonra kapıya yumruğunu vurup müdür ve diğer öğretmenlerin önünden küfürler ede ede dışarı çıktı. O gittikten sonra bütün bakışlar öğretmen Selim’e çevrildi. Bu bakışların çoğunda da öğretmene duyulan hayranlık dikkati çekiyordu. Çünkü hiç soğukkanlılığını kaybetmemiş, öğretmenliğe yakışmayacak bağırma, sövme gibi hiçbir kötü fiil işlememişti. Gerçi az önce bir tokat atmıştı, ama o serseriyi de öğrenci olarak değerlendirmek imkânsızdı.
Herkes yavaş yavaş yerine geçerken müdür öğretmen Selim’e yaklaşıp kısık sesle;
“Selim bey! Hiç bulaşmamalıydınız bu belâya. Yarın göreceksiniz; bütün akrabalarını toplayıp okulu basacak. O zaman sizi ben bile kurtaramam…” Selim öğretmen uzun süren sessizliğini bozdu. Aynı şekilde sessizce müdürün yanına yaklaşıp; “müdür bey!” dedi, “benim dayanağım Allah’tır. O istemedikten sonra kimse kılıma bile zarar veremez. Siz hiç tasalanmayınız.”