Çırpınış
13 / 2 / 2008 Çarşamba tarihinde Tuncer Şanal tarafından eklendi, 434 kez okundu...
“Domates kıpkırmızı... Dilim dilim.Sıcacık ekmek... Fırından yeni çıkmış... Taptaze.Beyaz peynir yumuşacık.Votka... Bira.Ortası güneş renkli kavun... Sulu mu, sulu.Bunları; yere yaydığımız gazete kağıdının üzerine dağıtmış; etrafına, kimimiz diz çökmüş, kimimiz de oturmuştuk.Bayılırdık böyle içki sofrasına... Kafalarımızı tütsüler, hayalimize g...” Okuyucu Puanı ;
ÇırpınışDomates kıpkırmızı... Dilim dilim. Sıcacık ekmek... Fırından yeni çıkmış... Taptaze. Beyaz peynir yumuşacık. Votka... Bira. Ortası güneş renkli kavun... Sulu mu, sulu. Bunları; yere yaydığımız gazete kağıdının üzerine dağıtmış; etrafına, kimimiz diz çökmüş, kimimiz de oturmuştuk. Bayılırdık böyle içki sofrasına... Kafalarımızı tütsüler, hayalimize giren şeytanın bir dediğini iki etmezdik. O anlar uyanık değildik adeta. - Şerefe !... - Şertefe !. Lıkır, lıkır... Bardağın yarısına kadar votka, üstünü doldur birayla. Çek bakalım, çek. Arkasından kavun... Sonra, eller uzanır diğerlerine. Ayıkken; bir yaprağın kudretini bile his edemiyecek kadar Ruhsuz Sami’nin, bu gece çenesi düşmüştü: - Arkadaşlar... Şu tabiatın yüksek, pek yüksek zevkiyle gökyüzünde yükselen aya bir bakın hele...Işıklarını ortalığa nasıl da tatlı tatlı yayıyor!... Bu gece ayın tam onbeşi... Önümüzdeki denizin koyumturak karanlığı, içimizdeki bilinmeyenleri kamçılamıyor mu?. Gönlümüzde akan çoşkuyu gidermiyor mu?.. Şu, biraz ötemizdeki çamların usul usul kımıldanışları , sizlere cennetten gelen müziği anımsatmıyor mu?. Coşmuştu bir kere zırvalıyordu. - Şerefe !... - Şerefe. Biz arkadaşlar hep böyleydik. Genizden çıkan bir ses, parça parça konuştu: - Se... sekiz dedi! Kekeme Nuri’ydi bu . - Se... sekiz ta... ta... tane, ka... kadın alacağım, e... eli... elime , pa... para ge... geçince. Alay ettik. - Zor olmaz mı yahu?. - U... uu... umurumda değilsiniz, hi... hiç bi... biriniz. Si... sizler bildiğğ... imden de a... aptal...mış. mışsınız. Hep... hepsini bi... birden a... alacak değilim ya. Bi... birisini boşar, ö...ötekisi ile evlenirim... Ta...tam se... sekiz ta...tatane. Faka basmıştık. - Şerefe !... - Şerefe. Arada sırada böyle olur olmaz şeyler söylerdi Nuri. Sağ taraftan bir ses yükseldi aniden: - Acı konuştun Fırça Zeki... Senin kız kardeşin , benim bacım sayılır!... Böyle bir kalleşliği bana nasıl yakıştırabilirsin?... - Valla kötü niyetle söylemedim be Kaşıntı Apti... Lakerda Hasan, ikinizi, uzun caminin taşlığında konuşurken görmüş... Hani dikkat et diyecektim... İyiliğine hani!. - Laf mı bu da yani!... Bırakalım bu konuşmayı burada. Bir daha olmaz... Mankafa Basri ortaya yepyeni bir mevzu attı: - Yeni şişeyi açalım mı?. Birkaç kişi sanki bu lafı bekliyormuşcasına bağırdılar: - Neden getirdik sanki. - Açalım. - Uzatın bardaklarınızı bakalım... - Doldur kardeşim benim!... Doldur da gerçekleşemeyen düşlerimizi, düşüncelerimizi, sonsuz ufuklarda arayarak bulalım!... Biraz olsun serseri gönüllerimizi avutalım... - Şerefe!... - Şerefe. *** Dumanlar... Dumanlar... Dumanlar. Arkasından boğuk bir sis yükseliyor. Bulanıklığın içinde insanlar var!... Çok konuşan, gözleri fırıl fırıl dönen insanlar... Hepsinin dilleri çözülmüş... Abuk sabuk şeyler söylüyorlar. Hoşlarına gidenleri gören, gitmeyenleri es geçen mahluklar. - Bırak bunları, diye bir ses gürledi aniden!... Su, dört taraf su!... Adacıklar... Palmiye ağaçlı, sıcacık. Kumsalında hamaklar, salıncaklar... Yarı çıplak kadınlar... Ellerinde kadehler... Şarap sunuyorlar. - Geç!... dedi ses gene. Hazineler... Gümüşler... Altınlar... Elmaslar... Yakutlar... Sandık sandık. - Oyalanma devam et, diye yankılandı emir. Girdap... Durmadan dönüyor... Sonra bir rehavet. Aniden parıl parıl parlayan bir yıldız... Gittikçe yaklaşıyor... Gözüm kamaşıyor. Kalbime bir ok saplanıyor, kanıyor... Uzakta yedi göğün ardında , sarı yuvarlak halkalar. Ortalarındaki pek büyük. İçerisinde !... - Hii... Sevgilim!. Bana gel diye işaret ediyor... Çağırıyor beni... Koşayım. Kızgın volkan lavlarının üzerlerine basıyor, soğuk, merhametsiz dalgalı denizlerde yüzüyorum. Mırıldanıyorum: - Koş... Koş daha hızlı... Daha hızlı. Fakat ne oluyor?.Ben yaklaştıkça, o uzaklaşıyor. Bu kez bağırıyorum: - Kaçma. Allah aşkına... Bırakma beni!... Gayret... Daha hızlı... Daha hızlı. Nefes alamıyorum. Kalbimdeki yara kanıyor, sızlıyor... Duruyorum. Önümdeki duvar yüksek, geçit vermiyor. Her şey yavaş yavaş kayboluyor. Darbeler... Sert ve acı. *** - Ne oluyorsun yahu?. Gözlerimi zorlukla açıyorum. Tanıdık yüzler... Arkadaşlar. - Amma da terlemişsin birader. Kalkıyorum. Dost canlısı Lakerda Hasan: - Dün akşam bu kadar olmamıştın diyor. Dolduruyorlar bir bardak votkayı... Ağlıyorum: - İstemem... Allah belasını versin... İçkiye tövbe. - Yanlız bırakın açılır... Her akşam ayni şeyi söylüyor, diye mırıldanıyor Mankafa Basri. Çekiliyorlar. Tek başımayım. Kendimi tutamıyorum, istemeden, boğuk bir ses çıkıyor ağzımdan: - Ah... Neden öldün sanki?.
Tavsiye Et :
Tuncer Şanal yazıyı tebrik etti...
Tuncer Şanal yazıyı tebrik etti...
Tuncer Şanal yazıyı tebrik etti...
Erturan Elmas yazıyı tebrik etti...
Eylül
1
Haziran
4
Karagöz İle Hacivat Oğulları
• Serdar Yıldırım • Kültür ve Sanat Hikayeleri • 524 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mayıs
18
Mayıs
7
Siyahların Müziği
• Zeynep Akıllı • Kültür ve Sanat Hikayeleri • 490 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mayıs
7
Mart
14
Şubat
29
Şubat
21
Şubat
13
Şubat
5
Arkadaşlığın Böylesi
• Tuncer Şanal • Kültür ve Sanat Hikayeleri • 434 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
5
Aralık
16
Ekim
11
Ekim
21
Haziran
18 |
![]() |
|
||||||