DeliDeliHapishaneden henüz çıkmıştım. Memlekete gitmek için trene bindim. Kalkışa birkaç dakika kala kompartımana biri girdi. Koca kafalı, tıknaz ve göbekliydi. Bacakları iki ince çubuğu andırıyordu. Uzun siyah saçları ve kocaman "bir" gözü vardı. Evet, bir taneydi. Diğeri kapalıydı ve içinden, yanaklarına sarı irin akıyordu.Tam karşıma oturdu. Odada ben yokmuşum gibi davranıyordu. Bir ara kırmızı, küçük lekelerle dolu diliyle, burnuna dokunmaya çabaladı. Muhtemelen akıl hastasıydı. Pencereye doğru yanaşıp çaktırmadan onu izlemeye devam ettim. "Defol, lanet olası pislik!" diye bağırarak elinin tersini, birine tokat atar gibi, savurdu. Bir kaçıkla yolculuk etmeye hiç niyetli değildim lâkin tren çoktan kalkmıştı.. Bir ara sağlam gözünü yumdu ve kollarını bedenine çapraz dolayarak uyudu. Ne tuhaftır ki uyurken sayıklıyordu: "Şu dakika en uygun zaman. Azrail kucak açmış ruhuma. İnancım yok artık hiçbir şeye. Mutlak gerçek kapıda. Aklımı koparmalıyım yerinden. Unutmalıyım her şeyi, her şeyini! Ölüm kancalar atarak ilerliyor bedenimde. Cehennem senfonisi çalan. Gökten inen saydam damarlar ense köküme batıp ruhumu çekiyor. Gökteki anaforun ortasından bir ışık görünüyor, çekiliyorum. "Ruhlar vals ediyor etrafımda. Mat kırmızıya boyanmış dünya; gitgide kararıyor yaşam. Sen bir taneydin ama onlarca farklı yüzünü gördüm. Seni tanıyamaz oldum. Notaların şeytan aralığından çıkan duygular yüzümde tecelli ediyor. Tabutta gibiyim ve tırnaklarım yetmiyor sonsuzluğun kapısını açmaya. Yırtılan bedenimde çığlık çığlığa bağıran sinir hücrelerimi hissetmiyorum. Hiçbir şey hissetmiyorum. Salt bir sensizlik dalgası düşüyor dimağımın en ücra noktasına. Delilik bu olsa gerek ve ben delirdiğimin farkında bile değilim… "Ne zaman getirildim buraya? Bu ellerimi arkadan bağlayan gömlek ve tek yatak, penceresiz loş oda da neyin nesi? Ne vakit tıkıldım buraya? En son hatırladığım, arkandan bakakaldığım. Anımsıyorum: Cüzdanımdan küçük neşterimi çıkarıp kolumu boydan boya yarmıştım ve kanımla yıkamıştım ellerinin dokunduğu ellerimi. Ve gözyaşlarım akmıştı öptüğün dudaklarımdan. Korkunç bir yakarış duymuştum… Ben miydim o yakaran? "Ateş nehrimdin benim; sen benimdin! Sen benimdin! Sonu var mı bu bekleyişin? Yokluktan çıkıp gelebilecek misin bana? Açelya?" Bir anda uyandı. Tek gözünü boşlukta gezdirerek konuşmayı sürdürdü. "İlaç kokuyor oda, ama aralarından senin kokunu ayırt edebiliyorum, açelya… Ben uyurken mi geldin buraya? Aman Tanrım, duvardan nasıl geçtin? Niçin konuşmuyorsun? Demek bana döndün. O elindeki ne, bıçak mı? N’apıyorsun? Boğazımı mı kesiyorsun?" Ellerini boşluğa uzatıp birini engellemeye çalışır gibi hareket etti. İyiden iyiye ürperdim. Kompartımanda benim göremediğim biri vardı ve karşımdaki deli onu görüyordu. Ya saçmalık diyerek pencereden dışarıyı izleyecektim, ya da deliye inanacaktım. Çabucak bir karar vermeliydim. Birden hayatım boyunca rastlayacağım en tuhaf şey oldu: Adamın boynu arkaya doğru geriliyor ve gırtlağına bıçak dayanmışçasına kesiliyordu. Bir çığlık kopardım "Bu imkânsız!" diye bağırdım. Sonra boşlukta kahverengi saplı bir bıçak peyda oldu ve yere düşerek metalik bir ses çıkardı. Hızla koşup adamın boynunu tuttum. Bir yandan kanın durması için tampon uygularken, diğer yandan yardım çağırdım. Adam kendine gelmiş gibiydi. Ağzından kanla karışık sözcükler çıkıyordu. Beni kurtarın, diye yalvarıyordu! Sonra ne mi oldu? Adam kurtuldu ama ben hapishaneye geri gönderildim. Polisler adamı benim öldürmeye çalıştığımı zannetti! Adamın hayatını kurtardım ve karşılığında Bakırköy Deliler Hapishanesi’ne "geri" gönderildim! Lanet olsun! Serkan KÖSE
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
19
Kasım
16
Ayakta Kalırsam Gazi Kalmazsam Niyazi
• Gürhan Gürses • İronik Hikayeler • 89 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Kasım
14
Kasım
12
Kasım
8
Ağustos
30
Ağustos
30 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||