Deli Murat (bölüm 10)
İkisinin de yorgunluğu yüzlerinden belli oluyordu. Murat nerdeyse ayakta uyur gibi gözleri kapanır vaziyette cevaplar veriyor kısacık cümlelerle geçiştiriyordu. Biraz zaman alacak diye düşündü. Sen uzan biraz, masayı hazırlanınca kaldırayım seni olur mu dedi… Sevgi dolu bakışı, yumuşacık ses tonuyla kız. Peki dedi adam… Günün yoğunluğu, kırklı yaşların yorgunluğu koşturması uzandı somyaya... Sırtı dönük, sağ kolu üzerine, duvara yakın... Üstüne bir şey örtüldüğünü fark etti. Kapadı gözlerini.
Yemyeşil gözleriyle içinde yer eden kadının yanında olmak, aynı havayı teneffüs etmek, gözlerindeki ışıltıyı görmek ve de sıcaklığını hissetmek ona iyi gelmişti.
Mutfağın kırık camından akşamın soğuğu giriyordu içeriye. Küçük elektrik ocağı ancak bu kadar ısıtıyor dedi… Mayıs soğuğu… Aslında bahar geldi… İklimler mi dedi değişen, iklim dedi. Devam etti işine. Bir yandan eli ayağı birbirine dolaşırken düşünceleri gidip gidip geliyor, çoşup koşup düşten düşe dalıyordu. Önce çayı koydu… Su kaynayana kadar oturdu, seyretti… Buharın sesiyle kendine gelirken fokurdaması suyun çayı demlemesi gerektiğini hatırladı. Acaba yumurtaları pişirirken sucukla karıştırmalımıydı? Belki de yumurta ayrı sucuk ayrı mı yapmalı, yoksa göz göz mü olmalıydı? Nasıl severdi? Aklı karıştı. Genişçe tavanın yarısında sucuk yarısında göz göz yumurta pişirmeye karar verdi.
Murat masa hazır diye seslendi, ses yok. Bir daha, bir daha ses yok. Murat uyumuş sanki hafiften inliyor gibi sesler çıkarıyor uykusunda. Seyre daldı Koca Adamı. Bir ara sıçramıştı uykusundan, sanırım rüya görüyor dedi. Dokunmak istemişti saçlarının akına. Yüzüne, burnuna dudaklarına, eğildi göğsüne doğru kokladı birazcık irkildi... Toparladı kendini... Bir iki yiyecek birşeyler atıştırdı yemekle yememek arasında, bir bardak çay içti. Vazgeçti yemekten. Masayı olduğu gibi bıraktı, üşüdüğünü hissetti birden, tebessümüne kendiside şaştı. Pijamasını giydi, sokuluverdi sırtına. Murat sağ yana dönük yüzü duvarda, Sevim sırtından kucaklamış, uyanmamış, uyandırmakta istememiş üstü başıyla uyuyup kalan adamın yanı başında düşlere dalmıştı.
Yatakta döndüğünde, dönemediğini farketti, sırtında bir el vardı. Öylece sarılmış, sarmış yapışmış nefesi sırtında ve de kokusu burnunda. Hafifçe başını çevirdi bukleli saçlarını yüzünü kapatmış, sırtında sıcaklığını nefesini hissettiği bir kadın. Yavaşca doğruldu yataktan, uyandırmadan ses etmeden. Masanın üzerinde sanki sabah kahvaltısına hazırlık yapılmış yiyecekler duruyor biri çay içilmiş diğeri tertemiz duran bir bardak, ekmek dilimleri birkaç domates maydanoz kahvaltılık malzeme, küçük bir tava da pişimiş kenarından birazcık yenilmiş yumurtalı sucuk. Kendi kendine güldü ne yani biz akşam yemek yemedik mi diye sordu, düşündü. En son birazcık uzandığını hatırladı Sevim yiyecekleri hazırlıyorken.
Saate baktı yediye geliyordu, günlerden cumartesi yer taksim, ev ilk defa geldiği beş on dakıka uyanık kalıp sonra uyuya kaldığı bir ev. Midesi kazınıyordu, bir zeytin attı ağzına çekirdeğinide yiyecekti nerdeyse. İyiyse zeytinin cinsi bayılırdı zeytine. Hatta dişlerinin arasına sıkıştırıp bir diş hareketiyle çekirdeği fırlatmakta ona özgü bir garip davranıştı. Hayırdır Murat dedi kendine, sabahın köründe tebessüm etmektesin ve hemen şuracıkta yatan varlığı dünyalar değer bir kıymet bilinmemiş felek çemberinden geçen bir kadının evinde ne aramaktasın. Yanlış bir şeyler var duygusuna kapılıverdi. Açlık ve on saat uyumak iyi gelmemişti. Baktı hala kız uyuyor. Biraz daha uzansam diye düşündü. Vazgeçti zaten üst baş hazır yatıp uyumayı hiç sevmezdi. Gecede nasıl uyudum böyle diyerek yüzünü buruşturdu. Zaten hazır olan kahvaltıya çay yapayım diye düşündü. Saat erken, Sevim uyuyor, yorgun perişan, kötü bir gün ertesi zaten bugün tatil diyerek ayakkabılarını giyip kapıya doğru yöneldi. Sessizce açtı, eşiği atladı ve dışardan sessizce kapattı kapıyı .
Devam edecek
Mozan Aras 2008