Ders Almak
Türkiye’nin zamanını alan, parasını çalan, gençliğini yok eden şeyler yaşadı bu millet. Önce sağ-sol davası meşgul etti halkımızı. İnsanımızın can güvenliği tehdit edildi, kendi insanımız tarafından. Ne sağcı, kim için, kimi vurduğunu biliyordu, ne solcu… Şunu ezberlemişlerdi. Sağcı faşist, solcu komünist… İkisi de aynı sokaklarda büyüdüler, aynı tüp kuyruğuna, yağ kuyruğuna girdiler, aynı kızları sevdiler, aynı takımı tuttular ama biri sağ tarafından tuttu biri sol tarafından… Biri yolun sağından yürüdü, sınıfın sağındaki sıralara oturdu sağcı oldu, biri tam tersini yaptı, solcu… Evet, bu kadar basitti. O zaman sol tandanslı bir gazetenin başyazarı, Hitler’in doğum günü münasebetiyle gittiği faşist Almanya’dan, köy kentleri devşiriverdi. Hatta bu sıkıntılı dönemde yurtdışına kaçan solcular, yani faşistlerin deyimiyle, komünistler, nedense kendilerini desteklediği ileri sürülen o zamanki S.S.C.B’ne değil de, ne hikmetse Fransa, Almanya gibi liberal ekonomiye sahip ülkelerde yaşadılar. Türkiye’ye geri dönenlerse, “liberal” döndüler. Ne mi oldu? Birileri halkımızla , oyun oynadı. Türkiye’de demir - çelik sanayini kuran Ruslarla düşman olduk, ABD ile kanka… Gece uyuyana kadar geçen on yıl boyunca karneyle aldığımız ekmek, yağ, çay vs. gibi gıda maddelerini, ertesi sabah uyandığımızda her yerde ve karnesiz… Garip değil mi?
Sonraki süreçte, pkk olayları patlak verdi. Bununla beraber alevi-sunni çatışmaları başlatılmak istendi. Alevi –sunni çatışmaları madımak otelinin yakılmasıyla zirveye çıktı. Ancak, özellikle alevi vatandaşlarımızın sağduyulu yaklaşımı ile bu olay son oldu. İran yada Irak’taki gibi alevi ve sunileri birbirlerine düşürmeyi başaramadılar. Ama pkk olayı maalesef öyle olmadı. Bazı kürt kökenli vatandaşlarımız, pkk nın asıl meselesinin kürt halkı olmadığını göremediler. Bazıları pkk terör örgütüne katılmak için dağa çıkıp, kendi öz kardeşini (türk yada kürt ayırmıyorum) acımasızca katlettiler. Bazıları da sempatizan oldular. Kirli oyunun emellerine alet olup, pkk terör örgütünü desteklediler. Hem de, hemen hemen bütün Güney Doğu ve Doğu Anadolu’da bulunan köylerimizde çoluk, çocuk, genç, ihtiyar, kadın, erkek demeden sözde halkımız dediği insanları, hunharca katletmelerine rağmen desteklediler. Pkk bir taraftan kürt kökenli vatandaşlarımıza sizi cahil bırakıyorlar, size sağlık hizmeti vermiyorlar, bu topraklara yatırım yapmıyorlar propagandası yaptı, diğer taraftan da Doğu Anadolu’ya ve Güneydoğu Anadolu’ya yapılan hastane, sağlık ocağı ve okulları yakıp, yıktılar, tayin olup söz konusu bölge il, ilçe ve köylerine atanan öğretmen, doktor hemşirelerimizi şehit ettiler, iş makinelerimizi yaktılar. Yani sözde halkım dediği halkımızın, cahil kalmasına ve sağlıksız koşullarda ve yoksulluk içinde yaşamak zorunda kalmasının sebebi, pkk terör örgütüdür. Bu oyunun ve hain terör örgütünün arkasında kim olduğunu söylememe bile yok. Bununla ilgili söyleyeceğim son cümleler şunlardır. Kandırılarak veya zorla dağa çıkıp/çıkarılıp pkk terör örgütüne katılan kardeşlerimiz var ve bu kişiler vatandaşımızın canına, malına, namusuna, Türkiye Cumhuriyetinin toprak bütünlüğüne kastettikleri, hata devletimizin bekasına göz diktikleri sürece er yada geç ya teslim olacaklar yada öldürüleceklerdir. Çünkü Türklerde devletin bekası için kardeş katli vaciptir.
Günümüzde ise; bu olaylarla birlikte maalesef Türkiye’nin gündemini meşgul eden, hatta zaman zaman tamamiyle gündeme oturan bir başka konu var ki; hiç kimseye faydası yok. Tabiî ki laiklik… Sakın yanlış anlaşılmasın. Burada sorun olan laiklik ilkesi değil. Çünkü laiklik ilkesi, temel hak ve özgürlükler sıralamasında, kişiden kişiye değişmekle beraber, her insan için bu sıralamada ilk üçe girer. Laiklik; anlam olarak, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması, halkın din ve vicdan hürriyetinin devletin garantisi altında olmasıdır. Bu tanımı herkes yapıyor ve kabul ediyor zaten. Ancak bu tanımdan ne anladığımıza gelince halk neredeyse kutuplara ayrılıyor. Bir kere kişiler laik olamaz, her insan ya bir dinin mensubudur veya ateisttir. Bu konuyla ilgili olarak son yıllarda gündemi meşgul eden en önemli konu türban konusu oldu. Benim üniversite yıllarımda türbanlı bayanlarla, başlarını örtmeyen bayanlar aynı sınıfta oturuyorduk ve herhangi bir sorun olmuyordu. Birden bire türban siyasi simge ve irtica tehdidi oluverdi. O zamanda türbanlı bayanlar başlarını türban tarifine göre örtüyordu. Benim bu konuyla ilgili görüşüm net, isteyen istediği gibi giyinsin. Yukarda laiklik tanımını yaparken insanların laik olamayacağından bahsettim. Devletler laik olur. Buna rağmen bazı kesimler, laiklik din vicdan hürriyetinin teminatı olmasına rağmen, türbanlı bayanların türbanından rahatsız oluyor, türbanın din ve vicdan hürriyeti olduğunu unutuyor. Bana komik gelen bir hususta şu: vay efendim analarımızda başlarını örtüyorlardı, türban nerden çıktı. Başlarını örtecek olan analarımız gibi örtsün. Bir kere böyle bir şey söylemek kara mizahtır, ayıptır. Benim annemin annesi şalvar giyiyordu, başını örtüyordu. Annem etek giyiyor ve türbanlı. Ablam pantolon giyiyor ve başını örtmüyor. Teyzemin kızları türbanlı… Benim eşimde başını örtmüyor. Ne eşimle kuzenlerim arasında ne de ablamla kuzenlerim arasında sen laiksin, sen anti-laiksin tartışması var ne de sen daha az veya çok dindarsın… Keza üniversite yıllarımda da, sınıf arkadaşlarım arasında böyle bir tartışma veya gerilim yaşanmadı. O zaman da üniversiteler kamu kurumuydu, şimdi de… O halde bu gerilim nerden çıktı?
1980 öncesinde halkımız, bıyıkların şekline göre giydiği parkanın rengine göre, postal giyip giymediğine göre birbirini sağcı-solcu, faşist-komünist olarak değerlendirmişti. Keşke burada kalsaydı, maalesef kalmadı. Gencecik insanlar, yaşıtları tarafından dövüldü, öldürüldü. İnşallah halkımız geçmişte yaşananlardan ders almıştır da, bu türban meselesi ile başlayan laik, anti-laik meselesinden kimsenin canı yanmaz ve umarım henüz böyle bir tehlike yokken, devleti yönetenler bu işi çözerler. Şayet siyasi menfaat kavgasına devam ederlerse bir nesil daha yok olur gider.
Mutlu, huzurlu, güzel günler Türkiyem.