Deveci İle Yılan (beydeba`dan Masal)
Bir deveci uzaktan
Şehir, köy, kasabadan;
Dolaşmış diyar diyar,
Ticarette yapmış kâr.
Bir mağara önüne,
Gelip girmiş içine.
Yorgunmuş ve susuzmuş,
Biraz da uykusuzmuş.
Demiş: “Az dinleneyim,
Yorgunum gitmeyeyim.
Mağarada devem, ben
Korunalım güneşten.”
Yükünü indirirken,
Bir ses duymuş içerden.
Dikkat kesilmiş bir an,
Anlamış ki bir hayvan.
İyice merak etmiş,
Sesten tarafa gitmiş.
Görünce bir hoş olmuş,
Hayretten donakalmış.
Tam ateşin içinde,
Hem de orta yerinde,
Bir yılan çabalıyor,
Ateşten çıkamıyor.
Ne delik var girecek,
Ne bir yol var gidecek!
Durumuna acımış,
Biraz da telâşlanmış.
Ah, vah! etmiş, üzülmüş.
Kafa yormuş, düşünmüş.
Şöyle demiş yılana:
— Yardım ederim sana.
O ateşin içinden,
Bekle kurtarırım ben.
Şu torbayı atayım,
İçine gir bakayım.
Torbasını fırlatmış,
Mızrağını uzatmış.
Yılan girmiş torbaya,
Mızrağıyla havaya,
Deveci kaldırarak,
Yanmaktan kurtararak,
Ona iyilik yapmış.
Torbasından çıkarmış.
Yılan, yerde diklenmiş.
Dişlerini göstermiş.
Islık çalmış, seslenmiş.
Adama şöyle demiş:
— Dostum biraz dur öyle,
Acelen neden böyle?
Çok teşekkür ederim.
Hazır açık dişlerim,
Seni bir ısırayım,
Şükranımı sunayım.
İyilik gördüm senden,
Kurtuluşun yok benden...
Deveci, şaşıp kalmış.
Pek kızmış ve bağırmış:
— Bu mu senin şükranın?
Ne kötüdür ahlâkın!
Ahlâklı ve erdemli,
Teşekküründen belli...
Batsın şu huyun senin!
Sabret birkaç hâkimin,
Fikrine başvuralım,
Kararına uyalım...
Razı olunca yılan,
Dışarıya mağaradan,
Çıkmışlar, yürümüşler.
Bir ineği görmüşler.
Çayırlıktaymış inek,
Deveci göstererek:
— Gördün mü şu ineği?
Kum gibi onda bilgi...
Gel gidelim yanına,
Bakalım kararına.
Anlatalım, soralım,
Ne söylerse uyalım.
Anlatmışlar sonunda,
— Hangimiz haklı bunda?
Ben kurtardım yanmaktan,
Isırmalı mı yılan?..
İnek, yılana dönmüş:
— Yılan, haklısın demiş.
Her yıl bir buzağıyı,
Süt doldurup kovayı,
Verdim, yaranamadım.
Bunları anlamadım!..
Dün sabah su yolunda,
Kulağımla duydum da,
Bir kasaba sahibim,
Dedi: “Besiye çektim.
İnek biraz semirsin.
Getiririm kesersin...”
Be hey nankör, vicdansız!
Duygusuz, acımasız,
İyiliğime karşılık,
Bu mu eline sağlık?
İnsanoğluna iyilik,
Bence yapmak delilik...
Yılan buna sevinmiş.
Deveci şöyle demiş:
— Sabırlı ol, dur, bekle...
Bitmez ki bir inekle.
Şu ağaca soralım,
O ne söyler bakalım?
Yılan anlatmış ona.
Yaprağına, dalına
Ağaç şöyle bir bakmış.
Neler çekmiş, anlatmış:
— İnsan denen o mahlûk,
Bir acayip yaratık!
Geldiğinde yanıma,
Yaprağıma, dalıma
Mutlak zarar verirler;
Bir yerimi keserler...
İnsanoğluna iyilik,
Vallâhi bu delilik!
Evet haklıdır yılan,
Isırsın topuğundan...
Sözü tam bitmişti ki,
Sanki bitmiş bir tilki!
Deveci, son umutla,
“Ancak tilki yılanla,
Başa çıkar ve yener.
Yardım ederse eğer,
Kurtulurum yılandan,
Selâmetle belâdan.
Tilki göreyim seni,
Haklı çıkar sen beni.”
Tilkiye bir göz kırpmış,
Olayı da anlatmış.
O, başını sallamış,
Mesajı iyi almış.
Şöyle demiş onlara:
— İnanamam, palavra.
Kocaman, iri yılan
“Çıktı” dedin torbadan!
Bu yalana hiç kanmam.
Ben görmeden inanmam…
Küçücük torbaya mı,
Koca yılan sığar mı?
İnsaf deveci, insaf
Vallâhi biraz tuhaf!..
Yılan çok öfkelenmiş:
— Gel gözünle gör, demiş.
Sığar mı, sığmaz mıymış;
Görelim kim yalanmış?
Cinsim yılandır yılan,
Bizde olmaz hiç yalan...
Girmiş torbaya yılan.
Tilki demiş ki: — Davran!
Çabuk bağla ağzını,
Ver onun cezasını!
İyiliğe, kötülük
Böyle olmaz yiğitlik.
Deveci bir hamleyle,
Torbayı elleriyle,
Yakalayıp bağlamış;
Kayalıktan fırlatmış.
Yılan gibi insanlar,
İyilikten ne anlar!..