Dikiz Aynasında Bir Buluşma
Yumuşak bir kahve kokusu geçiyor tenimden
Erik ağacının dallarında açılmış bir dolu beyaz bahar, camdan içeri başını sokuyor.
Tenimdeki kahveye bulaşıp kahverengiye dönüyorlar.
Bir baktım ki kahverengi en sevmediğim renk
Bakamadım hatta. Bir kere göz göze geldim kahverengiyle
sonra anladım ki bakamayacağım,
bakarken kusacağım
Bir dikiz aynasındaydım erik ağacının beyaz baharlarına dalmadan evvel:
İki pazartesine bölüştürülmüş yarımşar saatlik zaman dilimi,
Bir araba;
İçi kadın dolu,
sarışısın yeşil gözlü..
Bir tanesi de benim üstelik;
ancak yer yok, araba tıklım tıklım.
O yüzden ben dikiz aynasındayım.
Orada bir de adam var,
Benden başka diğer bütün kadınları doğuran annenin bir oğlu.
O da aynı onlar gibi yeşil gözlü.
‘Yer yok.’ diye fısıldıyorum kulağına
‘O yüzden ikimizde dikiz aynasındayız’ diyor usulca.
Dikiz aynasının içinde
Bir koca çizgi, jimnastik tahtası gibi, hani şu üzerinden çocukların takla attığı.
Bir ucunda ben diğer ucunda o adam.
Gözlerimizden akan yeşil sıvı o çizgiyi boyuyor.
Araba sallandıkça dengemizi kaybediyoruz ve yeşillik etrafa dağılıyor.
Aynı anneden doğmuş birçok kadına çevriliyor bakışlar ister istemez.
Hızla bir kıtadan diğerine geçiyoruz.
Trafik yok; iş çıkışı ama sanki bir kadın dolusu şu araba dışında hiçbir şey yok
Bir aralık duruyor tekerler.
Araba nefes alıyor, sakinliyor kadınlar
Ben de rahatlıyorum.
Doğruluyorum aynanın kenarına
Yine o adam,
Az önce yeşile boyanan o denge çizgisinden gözleri,
Gözlerime doğu ilerliyor.
Tam ortada buluşunca kaşı oynuyor, gökyüzüyle buluşuyor.
Başım dönüyor ve dengemi kaybediyorum.
Aynı anda araba hızlanmaya başlıyor ve dikiz aynasından düşüyorum.
Elime yüzüme bulaştırıyorum.
Her yer her yer, yeşile boyanıyor bu sefer
Utanıyorum kadınlardan.
Düzeltmeye çalışıyorum, kelimelerimle süpürüyorum, siliyorum
Yok, olmuyor.
Bakıyorum o adam da gitmiş dikiz aynasından
Kendine, annesinin doğurduğu kadınların arasında bir yer bulmuş.
Beni de atıyorlar arabadan.
CEYDA DEMİRCİOĞLU