Diriliş Çanakkale 1915 Özet (3 Kısım)Diriliş Çanakkale 1915 Özet (3 Kısım)Çanakkale Savaşı ile beraber bir yandan da kadınların özgürlük savaşı devam etmekteydi. Mithat Bey’in eşi Hatice Hanım eşinden kendisini Sultanahmet Meydanı’na götürmesini istemiş bir türlü nasip olmamıştı… Güneşli bir gün Mithat Bey “Ben hazırım hadi çıkalım” dedi ve eşi hemen çarşafa dolandı… Mithat Bey ecel teri dökmeye gittiğini bilemezdi ki… Sultanahmet Meydanı’na vardıklarında Hatice Hanım “Mithat Bey, ben bu güzellikleri daha iyi görmek istiyorum… Peçemin arkasından çok puslu gözüküyor… İzniniz olursa çıkarabilir miyim?” Mithat Bey’in başından aşağı kaynar sular döküldü… Onca tanıdık vardı nasıl olurda peçesini açtırırdı. Ne de olsa bu günah, haramdı… Yada herkesçe öyle biliniyordu… Mithat Bey soğukkanlılığını korumaya çalışarak “Asla… Hayır… Sakın!” diyebildi… Eşi Hatice Hanım durumu kavramış ve açıklık getirmişti: “Meraklanmayın açmam… Ancak bir düşünün… Bu güzellikleri siz erkekler görebilmektesiniz… Biz bayanlar sadece bu peçe arkasından ne kadar görünürse… Gözümüze mil çekiyorsunuz… Ermeniler, Rumlar, Yahudiler bu güzellikleri seyrederken siz bize müdahale ediyorsunuz… Karşıya geçmek için vapura binebiliriz ama Boğaz’ı seyredemeyiz… Alt katta bizlere ayrılmış bir odaya kapanmak zorundayız… Açıkta eşimizle, babamızla, kardeşimizle oturamayız… Allah’ın emri mi bu? Kendini Allah’ın yerine koyan O yobazın emri… Peki iktidar olarak siz ne yapıyorsunuz? Oturmuş çarşaf eteğinin uzunluğunu tartışıyorsunuz…” Mithat Bey donmuştu… Kim bilir belki de bir düşman kurşunu canını bu kadar acıtmayacaktı… Başı önde arabaya girdi ve gittiler…Ve 18 Mart 1915, Perşembe… Denizin tutuştuğu gün… Koskoca bir armadaya karşı birkaç avuç Türk… Hah… Zafer kesindi… Ne de olsa düşmanın silahları ahım şahım şeylerdi… Bir avuç Türk bile boy ölçüşmeye kalkışamazdı… En azından kalkışılamaz sanılıyordu… Saat 11:45’te Deniz Savaşı başladı… Oldukça sert geçiyordu… Zaman amansızca, acımasızca ilerliyordu… Savaşın ilerleyen saatlerinde Rumeli Mecidiye Tabyası’nda bir şeyler oldu… Buraya dakikada 35 mermi düşüyordu… Tabya neredeyse susturulmak üzereydi… Yüzbaşı Hilmi Şanlıtop gözüne Bouvet Zırhlısını kestirdi… Ateşledi ama kıl payı sıyırdı… Keşke biraz daha mermi olsaydı yanında… Ama mermiler topa biraz uzaktı ve mermileri taşıyacak raylı sistem bozulmuştu… Edirneli Seyit Onbaşı buna göz yumamazdı… İçine gelen bir şevkle mermi başındakilere, vince bağlı mermiyi işaret etti… Mermi başındakiler yapma etme dedilerse de Edirneli Seyit’in gözü kararmıştı vurmalıydı o gemiyi… En sonunda hafif hafif indirdiler 275 kg.lık mermiyi Seyit’in sırtına… İlk ikisini dizleri çatırdaya çatırdaya, burnundan kanlar aka aka götürdü ama gıkını bile çıkarmadı… Üçüncüsü biraz ağır geldi… Bu üç mermi Bouvet’ın sonunun temelleri oldu… İlki geminin kulesine, ikincisi baş taretine ve üçüncüsü ise su kesiminin biraz altına isabet etti… Gemi hafif hafif yana yattı… Ama sonu bu üç mermi olmayacaktı… Nusrat’ın gece dizdiği mayınlar son darbeyi vuracaktı Bouvet’a… Denize düşenleri ve yaralıları toplasınlar diye Türk topçuları sanki hepsi aynı anda emir almış gibi ateşi kestiler. Savaş daha sonraları daha da şiddetlenmişti… Sanki ölmek her an nefes almak gibi zorunlu hale gelmişti… İki asker arkadaşı su içmek için bir sipere girdiler… O esnada bir top, toprağı havaya kaldırdı ve iki arkadaşa orayı mezar yaptı sularını içemeden… Sonunda yenilmez armada yenilmiş, Türk halkı sevinçten çılgına dönmüş sanki her yer bayram havasına bürünmüştü… Süleymaniye camisinin yaşlı mahyacısı iki minare arasına şöyle yazmıştı: “Çanakkale geçilmez” Bu artık milli bir parola haline gelecek ve dilden dile nesilden nesile aktarılacaktı. Fakat bir binbaşı şunu dile getirmeden edemeyecektir: “Türkler sevinmek için neden hep bu kadar ağır bedeller ödemek zorundadır?” Evet bu bir gerçekti… Türkler sevinmek için Çanakkale’de muhteşem bir bedel ödemişler ve ödemeye daha yeni başlamışlardı… Ancak bu Deniz Zaferi’ni kanlı bir kara savaşı izleyecekti… Düşmanlar kafalarında bir Türk benzetmesi yapıp buna “Korkak Abdul” adını takmışlardı… Pos bıyıklı, koca göbekli, hantal biriydi bu Korkak Abdul… Ama bu ismi çıkardıklarına çıkaracaklarına pişman olacaklardı… Gazete satışları patlamıştı… Okuma bilmeyenler okuma bilenlere kahvede yalvarıyorlardı okumaları için… Çünkü bu şanlı zaferin detaylarını bilmek onlar için adeta vatan borcuydu… Geçmişlerini öğrenmeden yaşayamayacaklarını biliyorlardı belki de… Savaş esnasında bir savaş muhabiri E. Ashmead Barlette yazısında şöyle diyordu: “Birkaç gün içinde kanlı savaşlarla karşılaşacağız. Sonunda ya Ayasofia Hıristiyan aleminin eline geçecek yada Hilal, İstanbul’a girdiği günden daha fazla şan ve şerefe kavuşacaktır.”
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Sudenaz’dan Mektuplar (ıv)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 13 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
2
Aralık
2
Ekim
30
Ekim
30
Eskiden Sakal Vardı Şimdi Ünlem
• Nail Asarkaya • Hayata Dair Denemeler • 35 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ekim
30
Ekim
30
Ekim
30
Temmuz
28
Ağustos
25
Diriliş Çanakkale 1915 Özet (1 Kısım)
• Nail Asarkaya • Kişisel Hikayeler • 804 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
15
Temmuz
31
Eylül
2
Okul Birincisi Bir Dostum
• Nail Asarkaya • Dostluk Hikayeleri • 416 kez okundu. • 2 kez yorumlandı. |
![]() |
Site Menüsü
Radyo Yayını
( Canlı Yayında )
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||