Doğru Bilgiyi Bilmek ve Onu Kullanmak HakkındaDoğru Bilgiyi Bilmek ve Onu Kullanmak Hakkındaİlim ilim bilmektirİlim kendini bilmektir. Efendim, Ramazan aylarında her camide olduğu gibi bizim mahallenin camisinde de Kuran-ı Kerim(in) mukabelesi yapılır. Geçen sene camide Kuran-ı Kerim’i okuyan hafız, Tevrat’ı bilmelerine rağmen, O’nun emir ve yasaklarına tabi olmayan Ehl-i kitap âlimlerini kitap yüklü eşeklere benzeterek onları eleştiren ayete geldiğinde durmuş. Bunun Türkçe açıklamasını yapmıştı. Düşünmemiz için söylediği şeyi düşünmediğimizden olsa gerek, bu ayette bahsedilen insanlardan olmuştuk. Bildiğimiz şeyleri eğer hayatımızda kullanmıyor isek, o zaman bilmemizin ne manası olabilir ki? Ben NTV yayınlarından çıkan Cahillikler Kitabı’nı hatmetsem bu benim ne işime yarayacak? İnsanlarla sohbet ederlerken ya da bir yerde insanlarla otururken fark ettim ki, insanlar grupta ilgi odağı olmak için ellerinden geleni yapmaktalar. Bütün lüzumsuz bilgiler ortaya dökülür, asla işimize yaramayan bilgileri ediniriz. Elbette bu kötü bir şey değil. Belki de sosyalleşmenin gereği, belki de insanın kendini iyi hissetmesi için yaptığı bir şey. Konu dışına çıksak da, aslında anlatmak istediğim şeyin sonucu şu: Gerekli bilgilerimizi hayatla özdeşleştirdiğimiz zaman (ahlakla, yaşayışla ilgili olan), yaşadığımız dünya olsun, iç dünyamız olsun bir ferahlığa eriştiğimiz kesin. Otobüslerde yaşlı insanlara yer vermenin (belki zorunluluğu) iyi bir şey olduğunu düşünüyorsak, çok fazla yorgun olduğumuzda eğer bu düşünceyi (bir bakıma bilgiyi) uygulamıyorsak, kendimizi kötü hissedeceğimiz malum. Farz namazlarında rüküyu kaçırmışsak, cemaat secdeye giderken biz namaza katılmışsak eğer, bizim içimizden “farz et ki rüküyu rekâtın gereklerinden biri kabul etme” diyip, o rekâtı kaçırdığımızı bilerek sonradan namazı tamamlamak için bir rekâtı kılmadığımız takdirde bu namaz, nasıl bir namaz olur? İslam kültüründe her şeye olduğu gibi bilgiye de daha çok amacına ve yaradığı işe göre bir değer biçilmiştir. Hz. Mevlana bu konuda mealen şöyle diyor: “İnsana bir çıkış yolu göstermeyen fikri, bilgiyi, ilmi ne yapayım ben! Bilgi ve fikir bir işe yaramalı ki değeri olsun. Diğer taraftan bir fikrin ve bilginin değeri gördüğü hüsn-ü kabulle de ölçülür. Bilginin açtığı yoldan bir padişah geçmeli ki o bilginin değeri belgelenmiş olsun.” Mesnevi’den şu nükteyi de aktaralım: Kibirli bir lisan âlimi bir gemiye binmiş ve gemiciye dönüp: —Sen hiç nahiv (söz dizimi) okudun mu arkadaş, diye sormuş. Beriki; hayır, deyince aşağılayıcı bir üslupla: —Vah, vah! Ömrünün yarısı boşa gitmiş dostum, demiş. Gemici üzülmüş ama sabredip susmuş. Bir müddet sonra fırtına çıkmış ve girdaba yakalanan gemi batmaya başlamış. Kaptan can telaşına düşen dil âlimine: —Hey nahivci, demiş, sen yüzme biliyor musun? Beriki; hayır, cevabını vermiş. Bunun üzerine gemici: —Desene, demiş. Şimdi senin de ömrünün tamamı gitti. Hz. Mevlana bu hikâyeden birden fazla ahlaki sonuç çıkarıyor. Ve şu manalarda şöyle diyor: “Şayet denizdeysen gramer bilmenin sana hiçbir yararı yok. Diğer taraftan bilgi bir varlık iddiasıdır, oysa denizde olana varlık değil, yok olma bilgisi lazım. Nasıl ki su önce öldürür sonra ölüyü başında taşırsa, sen de ölü gibi ol ki su seni taşısın. Yoksa kendi bilgi ve kabiliyetine güvenen kişinin bu deryadan kurtulması zor.( 1/112 diye not düşülmüş, fakat Mesnevi Şerif’te 1/112’de böyle bir şey bulamadım. Yanlış not düşülmüş ya da biz bakamadık.) Burada söylenilmek istenen şeyi elbette benim idrak gücüm açıklamaya yetmez. İdrakimle şunu söyleyebilirim ki, bilgi edinilirken ya da bir şeyleri bildikten sonra sakın bildim deme deniliyor. Her ne öğrenilirse öğrenilsin. Ne konuda uzman olursak olalım, eğer biliyorum der isek, bir çok şeyden mahrum kalır, yeni veya gözden kaçırdığımız bilgileri edinemeyiz. O halde hayatın karmakarışık kombinasyonlarından geçerken, işleri daha da karıştırmak yerine (aklımızı), doğruyu, doğruyu kullanmayı, doğru olanı bulduktan sonra, ondan yüz çevirmemeyi bilmeliyiz.
Telif Hakkı Uyarısı Doğru Bilgiyi Bilmek ve Onu Kullanmak Hakkında isimli yazı, Emre Sahin tarafından 04.09.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
2
İstedik mi Yaparız Arkadaş /izmir /11
• Lutuf Veli • Hayata Dair Denemeler • 28 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
1
Aralık
1
Kasım
29
Kasım
29
İstanbul`da Soğuk Bir Sonbahar Günü Sabaha Karşı
• Emre Sahin • Hayata Dair Denemeler • 33 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
22
Filozofların Evrenin Yaratıcısını Kanıtlayamamalarına Dair (1) ve Sorular
• Emre Sahin • Felsefi Makaleler • 159 kez okundu. • 8 kez yorumlandı.
Ağustos
24
Bilgi/felsefe ve İlim Teorisi Hakkında
• Emre Sahin • Felsefi Makaleler • 118 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Eylül
6
Gülüşlerimin Hüznünün Hikayesi
• Emre Sahin • Sevgi ve Aşk Denemeleri • 73 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
30
Ağustos
25
Doğu`nun Nasıl Olması Gerektiği Hakkında
• Emre Sahin • Hayata Dair Denemeler • 67 kez okundu. • 2 kez yorumlandı. |
![]() |
Site Menüsü
Radyo Yayını
( Canlı Yayında )
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||