kayit
Google Özel Arama
Sezer Nişancı Canlı Yayında!
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Kişisel Hikayeler

Doktorun Anıları


Doktorun Anıları

Tamamen yaşanmış bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum…
Yaşayan kendim olduğum için asla ekleme, değiştirme ve abartı yoktur. Bilmenizi isterim…

....
Tozlu topraklı bir köydeki ilk günlerim, çevreyi tanımakla geçiyordu. Topraktan duvarlar, su kuyuları, koyunlar, eşekler, köpekler, tavuk ve horozlarıyla tipik bir köydü, işte.
Köyün İlkokulu, Ortaokulu, Sağlık Ocağı ve lojmanları, PTT si, betondan kocaman bir su deposu, Tarım Kredi kooperatifi, iki tane camisi, pancar deposu , 8 tane kahvehanesi, 5 tane bakkalı, hatta benzin istasyonu bile vardı.
İnsanları hem sıcak kanlı, hem saygılı ve hürmetkar, ancak bir o kadar da meraklıydılar. Uzaktan takip etmeler, kimlerle oturup kalktığımı gözlemeler, konuşmalarım, camiye gidip gitmediğim, içki içip içmediğim, memleketim, okulum, babamın işi, kaç kardeşimin olduğu, vs… hep merak konusuydu.
Hatta bir seferinde eve aldığım ekmek sayısını ve hatta köyün tek bakkalından aldığım karpuzun büyüklüğünden ( pes artık dedim.!) evde misafirim olduğunu anlamışlardı. Artık köy muhtarı dayanamadı, yolda önüme geçti ve sordu.
-Evde misafirin mi var, toktur bey, diyerek beni şaşırtmıştı.
Sonradan anladığıma göre onların aklındaki, bekar doktor sağlık ocağı lojmanına bir bayan mı getirdi, düşüncesiymiş. Evet gerçekten de bir bayan gelmişti. Ama rahmetli babaannem ziyaretime gelmişti.
İşte, böyle bir köyde görev yapıyordum..
Köydeki tek yeşillik sağlık ocağı bahçesinde ve ilkokul duvarları boyunca bulunmaktaydı. Nedense ağaçları sevmezlerdi. Bir seferinde,
-Her su kuyusunun dibine salkım söğüt dikseniz ne güzel yeşillenir köyünüz, demiştim de. Yaşlılardan bir tanesi,
-Salkım söğüt hiç olmaz, ben öğrendim, bu salkım söğütten sepet örerlermiş. Sepeti kim örer.? Çingeneler. Sonra köye çingeneler dolar, demişti. Ağzım açık kaldıydı.

Hatırlıyorum da bir seferinde, ilkokulun duvarının dibine ağaç fidanı satıcıları gelmişti. Nasıl sıcak bir gündü. Ben söyle bir bakındım. Hiç satın alan yoktu. Satıcılara yaklaştım.
-Siz buraya ağaç fidanı getirmekle hata etmişsiniz, dedim. Satıcı hem şaşırdı, hem de canı sıkıldı. Ne diyor bu adam dercesine baktı. Ben devam ettim.
-Siz buraya bir kamyon tuğla getirecektiniz, bak nasıl satılıyordu , dedim. Satıcı iyice afalladı. Ben yine devam ettim.
-Baksana şöyle çevrene. Hepsi duvarın gölgesine sinmiş, çömelmiş oturuyorlar. Bunlara ağaç gölgesi dokunur, hasta olurlar. Bunlara duvar gölgesi lazım, dediğimde adam anladı benim derdimi. Gülse köylü kızacak. Ama ne yapacağını bilemediydi, kamyonun arkasına dolanarak uzaklaştıydı garibim.
Tabii bizim meraklı beni izleyen köylümüzün bir kaçı duydu dediklerimi. Fena bozuldulardı. Ama sonradan üçer beşer fidanları yüklenmişlerdi. Oh olsun onlara…

Bir Pazar günü de yol boyunda kahvenin önünde oturuyoruz. Benden başka ortaokulun müdürü, ilkokulun müdürü, birkaç öğretmen, cami imamlarından bir tanesi, köyden birkaç kişi vardık. Derken, Ankara plakalı bir araba geldi. Yavaşladı, tam önümüzde durdu. Şoför bizlere dönüp ,
-Falanca şehrin, filanca köyünden bal getirdim, almak istemez misiniz, diye seslendi. Herkes kalktı, arabanın bagajına yöneldi. Bagajı geniş ağızlı plastik bidonlarda bal ile doluydu. Doğal olarak balın tadına baktık. Hatta üzerinde arı ölüleri falan da vardı. Doğulu bir öğretmen balın tadına baktıktan sonra,
-Şahhane bal.! Ben alıyorum. Ver oradan iki tane, dedi. Bunu duyan herkes birer ikişer aldık. Ben ve cami imamı da aldık. Hatta oradan benim lojmana geldik. Bir güzel akşamüstü kahvaltısı yaptık. Bal, peynir, yumurta, tereyağı… mükemmel bir kahvaltıydı.
Ben baldan anlamıyordum. Yedik , neyse. Ama ertesi gün balı kabın içinden almak için kullandığım yemek kaşığını baldan çıkartamadığımı fark ettim. Bir anlam veremedim. Kaşık günlerce bidonun içinde bala saplanmış halde kaldıydı. Sonradan aklıma geldi. Balı çok beğenip iki bidon alan öğretmene sorayım dedim.
-Hocam yaa. Ben balın içinden kaşığı çıkartamıyorum. Ne biçim şey bu, dedim. Öğretmen yüzüme bakamıyor, hem kızarıyor, hem gülüyordu. Meğerse hocam, aldığı balları evine götürdüğünde, evdeki yaşlı annesi balları hiç beğenmemiş, şeker ağdasını bal diye alıp geldin, diye bi güzel azarlamış.
-Doktor bey. Ne olur kusura bakmayasın. Benim yüzümden sahtekarlara para kaptırdınız. Adamlar bizi kandırdılar, diyerek üzülmüştü…

İşte böyle tatlı anlar yaşadığım köyde zaman zaman kötü anılarım da olmuştu tabii.
Köyde iki cami var demiştim ya. İşte camilerin imamlarından bir tanesi kravatlı, ceketli memur imam, diğer camininki ise sakallı, takkeli , cüppeli, şalvarlı imamdı. Kravatlı imam ile, o da bekar olduğu için pek sıkı fıkıydık. Hep gülerek hatırlarım kendisini. Beraber yemek yerdik. O yemek yapamazdı, benim yaptıklarımı paylaşırdık. Şehire beraber giderdik. Bizim yaşıtımız öğretmenlerle sohbet ederek güzel günler geçiriyorduk. Ama nedense diğer caminin, şu cüppeli takkeli hocasıyla bir kere bile konuşmamıştık. Nedense bu imam yolda benimle karşılaşsa , gözleri yerde, kaşları havada, sanki ona kötü laf söylemişliğim varmışçasına davranırdı. Ben bozulurdum, ama umursamaz görünürdüm…
İşte yine bir öğlenden sonra sağlık ocağındaki odamda kitap karıştırırken, kapı açıldı. Telaşla içeriye birisi girdi. Baktım ki bizim takkeli cüppeli imam efendi.
-Aman doktor beyciğim, karnım fena ağrıyor, diyerek , sanki bu güne kadar canciğermişiz gibi konuşuyordu.
-Aaa ! Merhabalar hocam. Geçmiş olsun. Hemen geçin uzanın. Karnınızı muayene edeyim, diyerek onun yatağa yönlendirdim. Hiç bozuntuya vermiyordum. Doktor olarak hastamın sağlığı daha önemliydi. Tabii ki köy yerinde en korkulacak şey, Apandisit (körbarsağın iltihaplanıp patlayarak hastanın hayatını tehlikeye sokan bir hastalık) olmasıydı. Eğer öyle bir durum varsa acilen şehre göndermeliydim.
Karnını açıp yatmış olan imamı güzelce ve dikkatlice bir muayene ettim. İçim rahatlamıştı. Bildiğim kadarıyla apandisit olamazdı.
-Korkacak bir şey yok, diyerek rahatlatmaya çalıştım. Olsa olsa idrar yolunda bir problem olabilirdi. İdrar şikayeti olup olmadığını soracaktım ki, lafı ağzımdan alıp,
-Zaten asıl aşşa tarafta ağrım var. Yumurtalarım fena ağrıyor , dediğinde iş değişmişti.
-O zaman orayı da muayene etmem gerekecek. Müsaade ederseniz, bakayım dediğimde. Sıkılarak çamaşırını indirmeye çaılşıyordu. Ben o rahatça hazırlansın diye perdenin arkasından çıkmıştım. Dışarıdan seslendim.
-Hazırsanız gelebilir miyim, diyerek yanına tekrar girdiğimde şoklardaydım. Nasıl anlatayım bilmem ki. Bizim imam efendinin yüzünde bir karış yoluk sakal, aşşşağı tarafında da aynı görüntü vardı. Beni asıl çıldırtan hal ise daha sonraydı.
Doktor olarak yapmam gereken muayenemi tamamlamak için yaklaşınca iç çamaşırının halini gördüm. İç çamaşırının hali bir felaketti. Burada anlatmak mümkün değil, inanın. Bir çamaşırın o kadar kirlenmesi için en az altı ay giyilmiş olması gerekir. Bu imam efendinin bilmemneresine değil su, tuvalet kağıdı bile değmemiş olmalıydı ki, böylesine parçalar halinde kirler çamaşırına bulaşsın. O derece rezil bir görüntüyle karşı karşıyaydım.
O andaki duygularım hayret, şaşkınlık, baygınlık, kızgınlık, ürperti, iğrenme, mide bulantısı karışımı halindeydi. Kesinlikle abartmıyorum. Bu duygularla başımdan aşağıya kaynar sular dökülmüşçesine muayenemi tamamladım. İşim bittikten sonra ellerimi kaç defa yıkadığımı hatırlamıyorum. Bir iğne yaptım, birkaç ilaç yazıp gönderdim….

Sonradan sonradan düşündüğümde,
-İyi ki o zaman o imamla samimi olmamışız, iyi ki bana selam vermemiş. Zaten selam verecek yüzü yokmuş ki, diye aklıma gelir. Bugün bile nerede yoluk sakallı, takkeli, cüppeli birisini görsem o “ rezil” ve “ zavallı” imamı hatırlarım. İşte “özü sözü bir olmayanlar”a çarpıcı bir örnek budur.

Şimdi bazıları bütün sakallıları aynı kefeye koyamazsın, diye itiraz edeceklerdir.
Hiç merak etmesinler. Her gün çeşit çeşit hastalar görüyorum. Onun kadarını görmedim ama yaklaşanları sayabilirim.
Vatandaşlarımızın bazılarının temizlikten bihaber olduklarını tesbit ettiğimi üzülerek söyleyebilirim .
Değerli okuyucularıma görüntüye aldanmamalarını, temizliğe özellikle dikkat etmelerini öneriyorum. Çünkü, dinimin temeli temizlik olarak biliyorum ve bunun en kötü örneğini bir din adamında görmek beni fazlasıyla yıkmıştır…

Doktor anıları çeşit çeşit olur, diyerek bitiriyorum…

Saygılarımla…


Doktorun Anıları
Yazı Sahibi
Haluk Namdar
Haluk Namdar tarafından 29.7.2007 tarihinde eklendi 1039 kez okundu.

Etiketler

Yazı İşlemleri

Okuyucu Puanı

Telif Hakkı Uyarısı
Doktorun Anıları isimli yazı, Haluk Namdar tarafından 7/29/2007 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...


Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
tebrik Kıvanç Oğuz Güventaç yazıyı tebrik etti...
tebrikler dosttum


13.06.2008 tarihinde yorumlandı.

Hayrettin bey kardeşim, Benim şu köy anılarım amma da ses getirdi... :))) Anlattıklarımda abartma, ekleme kesinlikle yok. Ben bu olayı belki 20 sene önce yaşamıştım. O zaman köydeki kravatlı memur hocayla aram iyiydi. Bu nedenle mi kimbilir, diğer sakallı, takkeli, krem rengi cübbeli, yoluk sakallı bu tip de yolda görse gözünü yerden kaldırmadan yanımdan geçer, selam bile vermezdi. Köy küçük yer tabi. Ben de o zamanlar gencim, heyecanlıyım. Bekarlık nedeniyle, köydeki bazı akranlarımla içki muhabbetlerim de olmuştu. ( Artık 5-6 yıldır içkim yok. Zaten sigara kullanmıyorum. ) Küçük yer olduğu için benim de çapkın- içen takımıyla arkadaşlığım duyulmuş olsa gerek, bu nedenle bana selam vermediğini zannederdim. Ben o zamanlar bu sakallının selamsızlığını buna bağlardım. Diğerlerine sorduğumda yukarı camiyde hocalık yapıyor demişlerdi. Tek bildiğim o kadar. Belki de o camide resmi hoca yoktu. Ortam icabı meydanı boş bulan bir cahil, dediğiniz gibi meczuptu, artık derinlemesine bilemem... Ama ben onu cami hocası olarak biliyordum. Onun camisine gitmişliğim, namaz kıldırdığını görmüşlüğüm yok. Zaten burada asla bütün hocaları karalamıyorum. Gözlerine bakınca , konuştuğunu dinleyince huzur veren hocalar da tanıyorum. Örneğin şimdi yaşadığım köyün hocası gayet aklı başında, sakalı sünnetli, tertemiz gömlekli, yanına gelince mis gibi kokular duyulan birisi. Benim o köyde rastladığım , asla aynı kefeye konacak birisi değil, yani... Sakın ola ki değerli cami hocalarım rahatsız olmasınlar... Üstelik şuna emin olmanızı isterim. O zamanlar memuriyetteki acemiliğim, toyluğum nedeniyle bu olayı sessizlikle ayıplamayla karşılamıştım. Amaaa şimdi karşıma çıksa aynı tipte birisi, emin ol başına çamaşırı geçirir bir güzel dayak atarım. Elimden kimse alamaz öylesine sersemi !!! Gazetelerde okursunuz, doktor pis hocayı dövdü, diye... Bazıları bu hikayeyi taraflı yazdığımı zannediyor. Asla taraflı ve amaçlı değilim. Sadece yaşadıklarımı yazdım. Ekleme, değiştirme yapmadan. İnanan inanır artık. Ne diyeyim ??!? Mesajınızdan sizdeki samimiyeti hissettiğim için paylaşmak istedim... Bilgilerinize...


1/7/2008 tarihinde yorumlandı.

Haluk bey kardeşim, yazınızı bizde bir kaç kez okuduk. Bwelki banada kızcaksın ama eleştirilerinde kızdığın o ziyaretci ile aynı düşündüm. Çünkü islam dini temizliği dünyaya öğretmiştir. Fransızların pislikten koktukları için parfümü icat ettikleride doğrudur. İslamda temizliğin dinin direği olduğu hep söyleni gelmiştir. Bütün bunlardan sonra o insan gibi fıtratı bende sevmem ama onun İMAM olduğunada inanmamı istemeyiniz. Çünkü bu anlattığın fıtrat olsa olsa köyün zavallı bir meczubudur... KUSURA BAKMA AMA BANADA İNANDIRICI GELMEDİ ABİM...


1/6/2008 tarihinde yorumlandı.

SAyın ziyaretçi!!! Erkek ol ! Erkek ! Adınla çık karşıma ! Bugüne kadar yalan söylemeyen bir MÜSLÜMANIM ben. Yorumunuzda yazdıklarınızı ben biliyorum zaten. Köy konyanın bir köyüydü. Sendn mi korkacağım. Tehditvari yazarak nereye varacaksınız. Ateş olsan oturduğun yer kadar yakarsın. Erkek ol da adınla sanınla gir yorumlara !!! Gel ben buradayım. Bilgilerimden ulaşırsın bana. Bn senin gibi gölge müslümanları cebimden çıkartırım. HEpinize temizliği de dini de müslümanlığı da ÖĞRETİRİM. Bütün sakallı cübbeli hocaların çıksın karşıma ! Senin gi,bi Korkak, gölge ve zavallı değilim. MÜSLÜMAN TÜRKÜM !!!! HODRİ MEYDAN ...


12/23/2007 tarihinde yorumlandı.

"Tıp fakültesinden aldığım bu diplomanın bana kazandırdığı hak ve yetkileri kötüye kullanmayacağıma hayatımı insanlık hizmetlerine adayacağıma insan hayatına mutlak surette saygı göstereceğime ve bilgilerimi insanlık aleykine kullanmayacağıma mesleğim dolayısıyla öğrendiğim sırları saklayacağıma hocalarıma ve meslektaşlarıma saygı göstereceğime din, milliyet, cinsiyet, ırk ve parti farklarının görevimle vicdanım arasına girmesine izin vermeyeceğime mesleğimi dürüstlükle ve onurla yapacağıma namusum ve şerefim üzerine yemin ederim." Sayın Haluk Bey kardeşim, Yazdıklarınızın tamamen gerçek olduğunu söylersiniz. Doğruysa POROPLEM YOK, Eğer uydurmaysa "SAKAT" kalıp SÜRÜNESİNİZ Mİ? Çünkü anlattığınız birinin yaptığını değil imam, en avami bir müslüman bile yapmaz.Çünkü İSLAM ÖĞRETİSİNDE İLK ÖĞRETİELNLERİN BAŞINDA...GUSÜL ÖĞRETİLİR. "Temizlik dinin yarısıdır" (h.ş.) her daim tekrarlanır. Bahsettiğiniz bölgenin kıllarının arpa boyu geçmeyeceğini, suyun olmadığı bir yerde bile kıçın taş,yaprak gibi şeylerle silinmesi gerektiği izah edilir. BUNU BİR İMAMIN BİLMEMESİ VE YAPMAMASI İMKANSIZ. SANIRIM BİRAZ DÜŞÜNCENİZE HİZMET ETSİN DİYE HAYALİ BİR YAZI İLE SARIK,ŞALVAR,CÜBBE,SAKAL GİBİ SÜNNET OLAN ŞEYLERE DÜŞMANLIK YAPMIŞSINIZ. BU İSE SİZE YAKIŞMAMIŞ. Sözünün eriysen o bahsettiğin kişi İMAM değilse "SAKAT" KALMAYA RAZIMISIN? Ya hocam güldürme beni...Bunları parfümü icat eden fransızlar yada ataistler için yazsan inanırım, ama bir müslüman dersen İNANMAM. Çünkü FARANSIZ KIÇININ KOKOSUNDAN RAHATSIZ OLDUĞU İÇİN PARFÜMÜ İCAT ETMİŞTİR. BAK TARİH BİLGİN VARSA BİLİRSİN. MÜSLÜMAN İSE KIÇ YIKAMAYI MECBUR KILMIŞ BİLESİN... BU KADAR CAHİLANE YAKLAŞMANIZ HOŞ OLMAMIŞ.Ayrıca siz doktorsanız hipokrat yeminini yukarı yazdım, yazdıklarınız doğruysa bile yemininize sadık kalmamışsınız demektir. Anlattıklarınızdan sonra değil o köyü, sizi bulmak bile kolay be hocam...TABİKİ GERÇEK İSMİNİZ VEDE CERAH PAŞALIYSANIZ. BİLMEM ANLATABİLDİM Mİ...


12/23/2007 tarihinde yorumlandı.

YAZINIZIN İLK BÖLÜMÜNÜ KAHKAHALARLA OKUDUM; ANLATTIĞINIZ İKİNCİ ANI İÇİN SADECE"ÜZÜCÜ" DİYECEĞİM. SAYGILAR.


10/17/2007 tarihinde yorumlandı.

temizlik imandar gelir diye atasözlerinin olduğu bir ülkede ne üzücü bir durum bu..


7/30/2007 tarihinde yorumlandı.


Kasım
30
Gereksiz İnsan
Hatice TaşdelenKişisel Hikayeler • 58 kez okundu. • 8 kez yorumlandı.
Kasım
25
Zencefil
Tuğba MartinKişisel Hikayeler • 82 kez okundu. • 12 kez yorumlandı.
Kasım
20
Sevmeler Hep Ağır Gelir İnsana
Serpil EmirKişisel Hikayeler • 64 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
19
Big City Life(büyük Şehir Yaşamı)
Gökhan DemirağKişisel Hikayeler • 112 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
19
İnsanlar Hep Tersine Hep Tersine
Gökhan DemirağKişisel Hikayeler • 75 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
17
İdealist Olmak Zor mu ?
Haluk NamdarToplumsal Makaleler • 170 kez okundu. • 6 kez yorumlandı.
Kasım
16
Hüzün
Haluk NamdarSevgi Şiirleri • 67 kez okundu. • 12 kez yorumlandı.
Kasım
11
Artık Sizi Okumuyorum
Haluk NamdarEleştiri Makaleleri • 208 kez okundu. • 17 kez yorumlandı.
Ekim
23
Ölüm
Haluk NamdarHayata Dair Makaleler • 231 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Ekim
13
Başımıza Gelenlerden Kim Sorumlu Dersiniz ?
Haluk NamdarGüncel Makaleler • 205 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Mart
6
Hamam Hikayeleri
Haluk NamdarYaşamdan Hikayeler • 3212 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Ağustos
16
İnsan Nedir?
Haluk NamdarGüncel Makaleler • 2908 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Ağustos
29
Sağlıklı İnsan Denince
Haluk NamdarBilimsel Makaleler • 1989 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Ağustos
24
L İ D E R
Haluk NamdarSiyasi Makaleler • 1047 kez okundu. • 23 kez yorumlandı.
Temmuz
29
Doktorun Anıları
Haluk NamdarKişisel Hikayeler • 1040 kez okundu. • 16 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Doktorun Anıları, Doktorun Anıları hikayesi, Doktorun Anıları hikaye, Doktorun Anıları nedir?, Doktorun Anıları hakkında bilgi, Doktorun Anıları hikayeleri, Haluk Namdar hikayeleri, Doktorun nedir, Doktorun hikayesi, Doktorun hikayeleri, Anıları nedir, Anıları hikayesi, Anıları hikayeleri,

edebiyat
Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Nedir... Kimdir...
Edebiyat Atatürk Köşesi


Radyo Yayını ( Canlı Yayında )
Sezer Nişancı İstek Paneli
Siteden Dinleyin
Winamp Dosyası Media P. Dosyası



ADnet Reklamları

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Minik Kuş

Erol Sunat
Bizi De Bu Hikayeler Hikaye Etti!

Sezer Nişancı
Kızıyorum Ama Bak

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?


Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | İletişim
Text Reklamlar : Loans | Watch One Piece | Asia Travel Forum | Credit Report | Debt Consolidation | Gazlıgöl | Saat | Videolar Arkadaş Bul