Dostluk
Yaşadığı yer küçük bir tavan arasıydı. Bir öğrenci için dayalı döşeli de diyebiliriz. Köşede eski ama kullanışlı bir kanepe üstelik yumuşaklığını henüz kaybetmemiş. Kırmızı , gri karışımı renklerle işlenmiş kare kare biçimli kaplaması olan bir kanepe. Kanepenin önünde taşınabilir özellikte bir çalışma masası , masanın ayakları demirden üst kısmı ise sert plastikten , masanın üst kısmının bir köşesi erimiş. Bir gece yanan sobanın yanında sabahlaması bu erimenin sebebi. Masanın önünde bir plastik sandalye.
Uzun gecelerde ders çalışan kişiye işkence olabilen türden bir sandalye. Ali , çok çalıştığı gecelerde bu sandalyenin işkencesine katlanıyordu çünkü ondan ayrı yapılan her çalışma çabası istenmeyen bir uykuyla sonuçlanıyordu. İnsan gece geç saatlere kadar çalışınca uzanabileceği her şey gözünde ne kadar da güzelleşiyor. Örneğin kanepeniz eski olabilir hatta kirden iğrenç kokular da yayabilir ama göz kapaklarınıza uykunun o mamurluğu çöktü mü , ne koku duyarsınız ne de yattığınız şeyin kalitesini ararsınız. Bırakırsınız kendinizi ona ve o da sizi alır uçurur kimbilir hangi tatlı rüyalar diyarına.
Odanın en önemli eşyalarından biri de evkurdan alınan ve üzerinde önceki sahibinin verdiği her türlü zararı muhafaza eden kitaplık idi. Kitaplığın kapaklarında cikletten çıkma çıkartmalar vardı. Birinde pokemon , bir diğerinde arabalar hatta futbolcu resimleri. İnsan o çıkartmaları sökmek istiyor ama sökemiyorsun çünkü sökülen yerde iz kalıyor. Ali de çaresiz o çıkartmalara alışmıştı.
Tavan arasının diğer odası mutfaktı. Mutfağın hali daha sadeydi. Kapının hemen arkasında küçük tüp duruyordu. Mutfak dolabı yoktu ve kapkacak öylece tezgahın üzerine serpilmiş vaziyetteydi. Mutfak dardı ve onu eski bir buzdolabı daha da daraltıyordu. Dolap Ali’ye kendisine acıyan bir komşusu tarafından hediye edilmişti. Dolabın en önemli özelliği ise sadece buzluğunun soğutması idi , zaten Ali’nin de öyle dolaba koyacak çok yiyeceği de bulunmuyordu.
Mutfak ile oda arasında bir insan geçebileceği genişlikte bir hol vardı ve holün sonunda da hem tuvalet hem de banyo vazifesi gören bir bölme vardı. Holün diğer tarafı da giriş kapısıydı.
Bu mütevazi evin en yeni eşyası Ali’nin kitapları idi. Kitaplarına aşıktı , çalışırken onlara kesinlikle zarar vermezdi , işaret koymak için sayfanın bir bölümünü kıvırmak , önemli görülen yerin altını çizmek gibi. Kitaplara bu kadar titiz bakmasının sebebi cimrilik değildi sadece o kitaplardan birilerinin daha yararlanabileceğini düşünmesiydi sebebi.
Ali , okuldan eve dönünce çantasını masasının üstüne koyar , okul da giydiği kıyafetlerini, ütüsünü bozmamaya çalışarak özenle çıkarır , katlar ve kitaplığın üstüne koyardı. Tek derdi gömleği idi kış bile olsa gömleğinin yakasının kirlenmesine bir türlü engel olamazdı. Her akşam gömleğinin yakasını yıkamak zorunda kalırdı. Dolayısıyla yıkanmak ve ütülenmek gömleğinin yakasını tüy tüy etmişti. Yakından bakılınca fark edilebilecek tarzda yakaları tüylenen üç gömlek ve o kadar özene rağmen rengini kaybetmeye başlayan iki pantolon ve aynı şekilde rengi atmış iki ceket. Ali hiçbir zaman elbise dolabı olmadığına hayıflanmadı çünkü koyacak elbisesi yoktu ki dolabı olsundu.
Ali , pek semiz bir çocuk değildi , bunun sebebi de yeterli beslenememesiydi. Yumurta ve patates öğrencilerin favori yemeği olarak bilinir ama bizim Ali’nin ziyafet yemeğiydi yumurta ve patates. Ali genelde , anneciğinin köyden koyduğu bulgurları haşlar bazen de tarhana çorbası yapar içerdi. Menü basitti , bir gün bulgur haşlaması ertesi gün ise tarhana çorbası. Ekmek ise annesinin köyde pişirdiği yufka ekmeklerdi. Ali kuru halde onları eve getirir yiyeceği zaman da su çiler , yumuşatır ve onları yerdi.
Ali çok yemezdi çünkü biliyordu ki , annesi ona her zaman bulgur ve tarhana gönderemezdi. Ali türlü yemekler yemiyor olsa da halinden şikayet etmezdi. Zaten insan çok yediği zaman üzerine bir gaflet çöker ve çalışamaz. Bunu herkes tecrübe etmiştir. Az yemek insanı dinç tutar. Ali’nin uzun süre çalışabilmesinin sırrı belki de okuldaki başarısının en önemli sebebi dinç kalabilmesiydi. Mahrumiyetler ilk bakışta kötü bile görünse de insanı kötü alışkanlıklardan uzak tutabilme gibi bir işi başarabilirler. Ali’nin içkisi , sigarası yoktu çünkü en azından bunları alacak parası yoktu.
Bir gün Ali okuldan eve dönüyordu. Yolda arkadaşı Serkan’la karşılaştı. Serkan çok üzgün görünüyordu. Bir elinde bavulu diğer elinde ise kıyafetleri vardı. Serkan onu görmüyordu. Serkan’ın yanından geçenler ona şöyle bir bakıyor kısa bir selamla yanından çabucak sıvışıyorlardı. Görünen o ki , Serkan yurttan atılmıştı ve hiç kimsenin ona yardım etmeye niyeti yoktu. Serkan’da şaşkın şaşkın gelip geçenlere bakıyor ama kimseye kalacak yer aradığını söyleyemiyordu. Hali hakikaten perişandı gidecek yeri olmayan biri nasıl olabilirdi ki zaten.
Ali , Serkan’a yaklaştı.
- Serkan , bu bavul ? Ne iş , dedi.
Serkan’da ;
- Yurttan atıldık Ali.
Sonrasında Ali , misafir edecek yeri olmadığını bile bile Serkan’ı evine götürdü. İkisi de beş parasızdı. Ali Serkan’a evinde kalan son bulgurla bir pilav yaptı. Yalnız bir sorun vardı , pilav iki kişiye yetmeyecek kadar azdı. Ali , Serkan’a sofrayı kurdu ve evin anahtarını bırakarak bir akrabasına gitmek için ayrıldı.. Serkan Ali’nin sadece o rahat edebilsin için bir akrabasına gitmesini hiçbir zaman unutmadı.
Ertesi gün Serkan başka bir yurda kayıt oldu ve Ali’ye teşekkür ederek yurda geçti. Serkan’ın bilmediği bir gerçek vardı ; Ali’nin şehirde kalacak akrabası yoktu. Ali sadece arkadaşı rahat etsin diye , geceyi sokaklarda geçirmişti. Okulda akşama kadar uyuklamasının ,kesik kesik öksürmesinin ve midesinden gelen guruldamaların sebebi uykusuz ve aç geçirilen o geceydi.
Ali , bu olaydan hiç kimseye bahsetmedi , bir dostuna yardım edebilmesi ve dostunun gözlerindeki minnettarlık ifadesini görmesi onun için her türlü teşekkürden değerliydi.
Kısaca Ali’nin tavan arasına sığmayacak kadar geniş bir yüreği vardı ve bu yürek bir dostta aranacak en önemli özellikti.
Bitti