Ecdadın Nefesleriyle Dem Bulan Şâir Sultanlar
Birkaç ay önce sohbetine iştirak ettiğimiz İskender Pala`dan da işitmiştim, ama bir türlü hatırlayamıyordum şâir sultanların adını ve sayısını. Zihnimi kurcalayınca yirmi dokuz sayısına itibar ettim, ama emin olamayınca küçük bir araştırma yapma gereksinimi duydum.
Sahi, siz biliyor musunuz kaç tane padişahın şâir, bestekâr, hattat... yani kısacası sanatkâr olduğunu? Âcizâne, taze bilgilerimi sizinle paylaşmak istiyorum bu hususta.
“ŞÂİR SULTANLAR *
Osmanlı hânedanı, diğer pek çok hânedandan farklı olarak tarih sahnesinde sanatkâr mizaçlı sultanlarıyla yer almıştır. İyi bir eğitimden geçen Osmanlı şehzadeleri ve sultanları, daha ziyade mû*îye ve şiire ilgi göstermişlerdir.
Osmanlı sarayının diğer Türk devletlerinde de olduğu gibi, sanatçıları ve ilim adamlarını desteklemesi, kültür ve sanat hayatını canlı tutmuştur. Osmanlı padişah, şehzâde, sultan ve diğer hânedan mensupları birçok sanat faaliyetini destekleyerek ve sanatkârları himâye ederek bu hususta adeta birbirleriyle yarışmışlardır.
Daha Anadolu Beylikleri döneminde, beyler arasında bir yarışa dönüşen himâye, teşvik ve takdir anlayışı, aynı nitelikte Osmanlı sarayında da devam etmiştir. Osmanlı sultanları devrin ünlü şairleriyle dostluklar kurmuş ve şiir sohbetlerinde bulunmuşlardır.
Daha ilk öğrenimleri sırasında kuvvetli bir dil ve edebiyat eğitimi alan sultanlardan pek çoğu şiir yazmış, bir kısmı da divân tertip edecek kadar şâirlik vasıflarını ön plâna çıkarmışlardır.
Osmanlı padişahları arasında ilk şiir söyleyen II. Murâd`tır. Murâdî mahlasıyla şiirler yazan II. Murâd hakkında Tezkireci Latîfî şunları söylemektedir: "Her ne kadar kendileri nadiren şiir söylerse de saltanatı süresince şiir ileri seviyede rağbet buldu.
Rivayet edilir ki haftada iki gün şair ve bilginleri toplayıp dikkat ve iltifatla, baştan sona dinler, tartışmayı başlatmak için de her hafta her konu için tartışmacılar tayin edermiş." (İsen, 1990:68 )
Güzel sanatların çeşitli dallarıyla ilgilenen Fatih Sultan Mehmed (1432-1481) de özellikle resme, şiire ve müziğe büyük önem vermiştir. Fatih, Avnî mahlasıyla şiirler yazmıştır. Fatih`in şiirlerinde Şeyhî ve Ahmed Paşa`nın etkisi görülür. Fatih’in şiirlerinde ön plâna çıkan en önemli husus, derin bir lirizm ve samimiyettir.
Fatih`in hâlefi II. Bayezid (1448-1512) de âlim ve sanatkâr bir sultandır. Adnî mahlasıyla şiirler yazan ve bir "Divân" tertip eden II. Bayezid, Türkçe`nin Çağatay lehçesini ve Uygur harflerini de bilirdi. Adnî Divânı, aynı zamanda Osmanlı padişahları tarafından tertip edilen ilk mürettep divandır.
Ünlü İranlı şâir Molla Câmî`ye her yıl bin filori gönderdiği bilinen II. Bayezid, Zenbilli Ali Efendi, Molla Latifî, Sâdî Çelebi, Müeyyedzâde Abdurrahman, Necâtî, Ahmed Paşa, Ca`fer Çelebi, Sâfî, Behiştî ve Zâtî gibi devrin ünlü âlim ve sanatkârlarını desteklemiştir.
Kardeşi Cem Sultan`la saltanat mücadelesine girişen ve uzun süre bu gâileyle uğraşan II. Bayezid`in, Cem Sultan`la manzum mektuplaşmaları da bilinmektedir. Bayezid`in oğlu olan ve "Harîmî" mahlasıyla şiirler yazan Şehzâde Korkut (1470-1512), klâsık edebiyatımızın şekil ve muhtevasını iyi bilen sultan şairlerdendir. Şehzâde Korkut`un şiirleri yakın zamanda yayımlanmıştır.
Sultan şâirler arasında şiirlerinde şahsî duygularını ifade etmede en başarılı sayılan şair, hiç şüphe yok ki Cem Sultân (1459-1495)’dır. Şiir ve edebiyatla çok küçük yaşlardan beri meşgul olmuş bir şehzâde olan Cem`in çevresinde, adına "Cem şâirleri" denen bir grup şâir bulunmuştur. Cem Sadisi, Haydar Bey, Sehâî, Kandî, Şâhidî gibi dönemin ünlü şairlerinden oluşan bu gruptan bazı şâirler, Cem`i gurbette de yalnız bırakmamışlardır.
Cem Sultan, şiirlerinde yaşadığı sıkıntıları, oldukça duygulu bir anlatımla dile getirir. Cem Sultân şiirlerinde, daha ziyade vatan hasretini, aşk, tabiat, dinî ve tasavvufî konuları işlemiştir. Şairin geniş kültürü, şiir bilgisi, hassasiyeti, onun şiirlerine, zengin bir muhtevayla birlikte güçlü bir dış yapı da kazandırmıştır. Cem Sultan`ın Türkçe Divânı`nın birçok baskısı bulunmaktadır.
Osmanlı Devleti`nin büyük hünkârlarından Yavuz Sultan Selim (1470-1520), Farsça`yı çok iyi bilen ve bir Farsça Dîvân tertip edecek derecede bu dilde şiirler yazabilen bir sanatçıdır. Yavuz, Arapça şiirler de yazmıştır. Felsefe, edebiyat, matematik ve dinî ilimler konusunda geniş bilgi sahibi olan Yavuz Sultan Selim`in Türkçe şiirler yazdığı söylense de bunda kesinlik yoktur.
Solak-zâde Tarihi`nde onun Türkçe şiirler de yazdığına dair şu bilgiler verilmektedir: "Hayatları boyunca, Türkçe şiir söylemediğini tarihçiler kaydetmişlerdir. Amma bazılarının rivâyetine göre -aşağıdaki- beyit kendilerinden sâdır olmuştur. (
...) Çaldıran sahrasında Şah İsmail ile karşılıklı saflar bağladığında, onu bozduktan sonra arkasından takip etmek istemesine yeniçeri taifesi mâni olmuş idi. İster istemez, kendilerini geri döndürmüşlerdi. Bu beyti ise orada söyledikleri sâbit olmuştur:
Cihânın gerçi nûş ettim yedi tasından geçen zehrin
Velâkin zehr-i katilden beter buldum meğer kahrin" (Çabuk, 1989:96)
Osmanlı sultanları arasında en çok şiir yazan sultan şâir unvanına sahip olan Kanunî Sultan Süleyman, şiirlerinde Muhibbî, Meftûnî ve Âcizi mahlaslarını kullanmıştır. Kanûnî Sultan Süleyman, biri Farsça olmak üzere iki Divân sahibidir. Muhibbî Divânı`nda 2799 gazel bulunmaktadır.
Şiirlerinin toplamı 15935 beyite ulaşmaktadır. Bu haliyle o, aynı zamanda Divan edebiyatının en hacimli divânını kaleme alan şairdir. Kanunî Sultan Süleyman devrinde Bâkî, Zâtî, Hayâlî ve Fuzûlî gibi büyük şairler yetişmiş ve bu şâirlerin birçoğu Sultanın yakın ilgisine ve himayesine mazhar olmuştur.
Muhibbî, dönemindeki şâirleriyle mukayese edildiğinde hiç de küçümsenmeyecek bir sanatkâr olarak karşımıza çıkar. Bilhassa Divan şiirinin zirveleri kabul edilen XVI. Yüzyıl şâirleriyle aynı sanat ikliminde at koşturması ve ortaya koyduğu eserlerin, bu yüzyılın ulaştığı estetik seviyeye uygunluğu, onun devlet idaresinde olduğu kadar, şiir alanındaki başarısını da ortaya koymaktadır.
Kanunî`nin şehzâdeleri olan Mustafa, Bayezid, Selim ve Cihangir de şiirler yazmışlardır. Çok iyi bir eğitim gören bu şehzâdelerin her biri talihsizlikler neticesinde Kanunî`nin gözleri önünde yok olup gitmişlerdir. Bunlardan bilhassa Şâhî mahlasıyla şiirler yazan Şehzâde Bayezid (1527-1562) ile Kanunî arasında cereyan eden manzum mektuplaşmalar gerek Osmanlı tarihi, gerekse Divan şiiri açısından türünün orijinal örnekleridir.
Osmanlı tahtında sekiz yıl oturan bir diğer sultan şair II. Selim (1524-1574)`dir. Alî, Sâmî, Hâtemî, Firâkî, Ferdî, Nigârî, Nihânî gibi dönemin şair, âlim ve musikişinâslarını koruyan II. Selim, Selimî mahlasıyla şiirler yazmıştır. Ancak II. Selim`in şiirleri oğlu III. Murad (1542-1595)`ınkiler kadar kuvvetli değildir.
Murâdî mahlasıyla şiirler yazan III. Murad, Osmanlı şiir tarihinde en fazla gazel yazan şairlerdendir. III. Murad`ın Türkçe Divânı`nda 1566 gazel bulunmaktadır. Divanındaki mülemmâlar, şairin Türkçe`yle birlikte, Arapça ve Farsça`ya hâkimiyetini de göstermektedir.
Sultan III. Murâd`ın Türkçe Divânı dışında, biri Arapça ve biri Farsça olmak üzere iki divânı daha vardır. Osmanlı padişahlarının en bilginlerinden sayılan III. Murad, Şeyhülislâm Mehmed Sâdeddîn Efendi, Bekaî Efendi, Şeyh Şücâ Efendi, Tiryakî Hasan Paşa gibi devrin ünlü hocaları tarafından yetiştirilmiştir. Murâdî`nin birçok şiirinde tasavvufa temayülünü görmek mümkündür.
III. Murad`ın oğlu Sultan III. Mehmed (1566-1603) de şair olup Adnî mahlasıyla şiirler yazmıştır. Onun şiirlerinde de babasının şiirlerindeki tasavvufî birikimi görmek mümkündür.
Şiirlerinde Bahtî mahlasını kullanmış olan I. Ahmed (1590-1617), Mevlevî olmakla beraber, Şeyh Üftâde müridlerinden olan ve Bayramiyye`nin Celvetî kolunun pîri ünlü mutasavvıf Aziz Mahmud Hüdâyî (1543-1628)`ye bağlı idi. Bu bağlılık, aynı zamanda her ikisi de şair olan I. Ahmed ile Hüdâyî`nin şiirlerine de yansımıştır. Münâcât, Ramazaniye, İdiyye, Mersiye, Tarih, Tahmis, Murabba, Şarkı, Na`t, Gazel gibi şiirin hemen her şeklinde ve türünde örnekler vermiş olan I. Ahmed, bir kısmı bestelenerek tekkelerde okunan coşkulu şiirler yazmıştır.
Osmanlı tahtının talihsiz sultanlarından olan II. Osman (1604-1622) da şairdir. Aziz Mahmud Hüdâyî`ye bağlı olan II. Osman, Fârisî mahlasıyla şiirler yazmıştır. II. Osman`ın gazel, murabba ve müfredlerden oluşan divanı Topkapı Sarayı Kütüphanesi`ndedir.Tahta henüz 11 yaşındayken çıkan IV. Murad (1612-1640) da "Murâdî" mahlasıyla şiirler yazmıştır.
IV. Murad, kendi devrinde yaşayan Şeyhülislâm Yahya, Nef`î, Nev`izâde Atayî, Ganizâde Nadirî, Azmizâde Hâletî, Cevrî gibi şairleri desteklemiştir. IV. Murad`ın, Hâfız Ahmed Paşa`nın Bağdad`ı muhasara ettiği halde, şehri almaya muvaffak olamaması karşısında, Paşa`ya olan öfkesini nazmen kaleme alması orijinal bir örnektir.
Osmanlı şiiri, devletteki sosyal ve siyasî çözülmenin aksine, sürekli bir gelişme ve yenilenme hâli yaşamıştır. Divan şiiri, XVI. yüzyılda en parlak dönemini yaşadıktan sonra, sosyal, siyasal ve ekonomik düşüşe zıt olarak, yeni ve farklı bir üsluplar içerisinde gelişmesini sürdürmüştür.
Osmanlı sarayı, gerek Gerileme Dönemi`nin başladığı XVII. yüzyılda ve gerekse çözülmenin, artan gâileler ve ortaya çıkan sosyal buhranlarla iyice toplumu sardığı XVIII. yüzyılda, şiirin bu kendine has gelişmesinden bigâne kalmamıştır.
Bu dönemde ard arda tahta çıkan IV. Mehmed (1642-1693), II. Ahmed (1643-1695), II. Mustafa (1664-1703), III. Ahmed (1673-1736), III. Mustafa (1717-1774) ve III. Selim (1761-1808) gibi sultanlar da şiir yazmışlardır. II. Ahmed mahlas olarak "Ahmed" ismini tercih etmiştir.
Sultan II. Mustafa,"İkbâlî", III. Ahmed "Necîb" , III. Mustafa "Cihângîr" ve III. Selim de "İlhâmî" mahlaslarıyla şiirler yazmışlardır. III. Ahmed, aynı zamanda hattat idi. III. Ahmed, sarayın arz odası üzerindeki besmeleyi de bizzat kendisi yazmıştır. III. Ahmed devrinde İstanbul`da yapılan çeşmeler, şair ve hattat sultanın şehir mimarisine verdiği önemi de göstermektedir.
Osmanlı padişahları, sadrazam, vezir ve devlet ricali saray, konak ve evlerini her türlü sanat etkinliklerine açarak sanatın gelişmesinde önemli rol oynamışlardır. Bu bakımdan, Osmanlı şiirinin gelişmesinde padişah ve diğer devlet ricalinin destekleriyle oluşturulmuş "edebî muhitler"in önemi büyüktür.
Necip mahlasıyla şiirler yazan III. Ahmed aynı zamanda, "Lâle Devri" olarak anılan kültür ve sanat hareketinin de baş mimarı olmuştur. Nedîm gibi, Divân şiirinin usta sanatçılarından birinin yetişmesi, Lâle Devri`nin sanatçıya sunduğu imkânlar neticesinde gerçekleşmiştir.
Osmanlı Devleti`nin musikişinas sultanlarından IV. Mehmed ve III. Selim`in besteleri bilinmektedir. Özellikle III. Selim`in "Sûz-ı Dil-ârâ" makamını icâd ettiği, devrin ünlü şairi Şeyh Gâlib`le yakın dostluğu neticesinde, Galata Mevlevihanesi`ne sık sık giderek Gâlib`le şiir sohbetlerinde bulunduğu bilinmektedir.
Şeyh Gâlib, bu dostluğun nişânesi olarak III. Selim için on kaside, yirmi altı tarih, bir terci` ve bir kısa mesnevi kaleme almıştır. III. Selim`in nakış yürük semai sûzidilârâ bestesi olan : "Âb ü tâbıyla bu şeb hâneme cânân geliyor" bestesi ünlüdür.
Bir padişahın, ümmi olduğu bilinen şair Mürekkepçi Enverî`nin şu beyitini de bestelemiş olması, Osmanlı sultanlarının engin sanat kültürünü ortaya koymaktadır: N`ideyim sahn-ı çemen seyrini cânânım yok / Bir yanımca salınır serv-i hırâmânım yok. III. Selim`in pek çok makamda 103 civarında beste yaptığı bilinmektedir. Padişahın yirmi eserinin güftesi, bizzat kendisinin yazdırdığı tek nüshası bilinen "Güfte Mecmu`ası"nda bulunmaktadır.
Osmanlı sultanlarından II. Mahmud (1784-1839) ve kızı Âdile Sultan`ın da sanatçı kişilikleri üzerinde durmak gerekmektedir. Hat ve musikî ile de uğraşan II. Mahmud, Adlî mahlasıyla şiirler yazmıştır. Mahur, Hicaz ve Hisarbuselik şarkıları bilinmektedir.
II. Mahmud`un kızı Âdile Sultan, Osmanlı hânedanında Divan tertip etmiş yegâne kadın şairdir. Hece vezniyle de şiirler yazmış olan Âdile Sultan`ın şiirlerinde, Yunus Emre, Fuzûlî ve Şeyh Gâlip gibi şairlerin etkisi görülür.
Osmanlı Devleti`nin sanatkâr sultanlarından biri de II. Abdülhamîd (1842-1918)`dir. Onun şiir ve musikiyle ilgilendiği, gerek kendi hâtırâtında gerekse yakınlarının naklettiklerinde dile getirilmiştir. II. Abdülhamîd`in 1909`da tahttan indirilmesinden sonra yerine geçen Sultan Mehmed Reşâd (1844-1918)`ın Çanakkale zaferi üzerine yazdığı şiiri de Osmanlı sultanlarının şiir serüveni bakımdan önem taşımaktadır.
Osmanlı padişahlarından Sultan Abdülaziz (1830-1876), Batı müziğiyle ilgilenen ağabeyi Sultan Abdülmecid`in aksine, Türk müziğini tercih etmiştir. Ney üflemede de mâhir olan Sultan Abdülaziz`in besteleri arasında Şevkefzâ şarkı: "Ey nevbahâr-ı hüsn ü ân" , Evcârâ şarkı: "Ettiğinden utanmaz mısın", Muhayyer şarkı : "Bî-huzurum nâle-i mürg-i dil-i dîvâneden", Hicaz sirto gibi sevilen eserler yer almaktadır.
Osmanlı Devleti`nin son sultanı VI. Sultan Mehmed Vahîdeddîn (1861-1926) de sanatçı bir kişiliğe sahiptir. Kanunî ve bestekâr olan Vahîdeddîn`in bu yönü yakın zamana kadar teferruatıyla bilinmemekteydi. Vahîdeddîn`in bestelerini yayınlayan Murat Bardakçı, son Osmanlı padişahının bu hususiyetini de ortaya koymuştur. Vahîdeddîn`in çeşitli makamlarda toplam 41 beste yaptığı bilinmektedir.”
* Bu çalışmayı değerli Dr. Ali FUAT`ın "Sultanların Şiiri / Şiirlerin Sultanı" adlı yazısından yağmur dergisi için derlenmiştir.