Efendim!
Biliyorum ki; huzurunuza durmak,
Size hitap edebilmek, açziyetimizi arz etmek bile bir liyakat gerektirir.
Bu liyakate sahip olmadığımın idraki içindeyim.
Ama ne çare ki, başka bir melce de bulunmuyor.
Değil mi ki, Siz ‘âlemlere rahmet olarak gönderildiniz’,
Değil mi ki Siz, merhamet Peygamberisiniz,
Değil mi ki Siz, affediciliğinizle övülmüşsünüz.
Size karşı yapılmış edepsizlik karşısındaki açziyetimizden, iki eli böğründe kalmışlığımızdan yine sizin şefaatinize sığınarak Allah’tan af ve merhamet diliyoruz.
Efendim!
Bugün yeryüzündeki milyarı aşan ümmetinizin evlatlarının yüreği kan ağlıyor.
Size karşı bir gurup soysuzun yaptığı çirkinliği içine sindiremiyor ve adeta kalbinden hançerlenmişçesine acı ile kıvranıyor.
Müslümanlar bu soysuzları ve onların mensup oldukları ülkeleri protesto ediyor, ürünlerini boykot çağrıları yapıyor. Saldırganları özür dilemeye davet ediyorlar... Efendim.
Ben asıl bizim Sizden özür dilememiz gerektiğini biliyorum.
Soysuzların yaptığı densizlikten dolayı değil, bizim yapmaya devam ede geldiğimiz şuursuzluktan dolayı binlerce kez özür dileriz Ey Merhamet Peygamberi.
Sana layık bir ümmet olamadığımızdan dolayı,
Seni bırakıp beyinsizleri lider ve önder bellediğimizden dolayı,
Senin aydınlık yolunu terk edip vahşi saldırganların yoluna baş koyduğumuzdan dolayı, Senin düşmanlarını dost ve müttefik kabul ettiğimizden dolayı,
Seni Hak din ile gönderen Allah’tan değil, Amerika’dan korkmaya başladığımızdan dolayı, Senin yolundan yürümeyi meşakkatli görüp kolaycılığa kaçtığımızdan dolayı,
Senin emrettiğin gibi dosdoğru olmayı bırakıp düşmanlarının hoşuna gidecek tavırlar sergilediğimizden dolayı,
Senin izinde yürümeyi bir iktidar yürüyüşüne feda ettiğimizden dolayı,
Senin emir ve yolunu az bir dünyalık için terk ettiğimizden dolayı,
Senin ümmetine mensup olma onurunu unutup bölük pörçük oluşumuzdan dolayı,
Senin ümmetinin birliğini kurma hedefini çağdaş firavunlardan korkumuz nedeni ile çağdışı ilan edip Avrupa Birliği diye tutturduğumuzdan dolayı.
Evet, Ey Merhamet Peygamberi bütün bunlardan dolayı biz Senden özür dileriz...
Zira bu şuursuzluğumuz, bu dünya perestliğiniz, bu iktidar şehveti bizim izzetimizi kaybetmemize ve soysuzların size hakaret etme cesareti göstermelerine neden oldu...
Zira biz adam olmayı becerebilseydik, biz dik durabilseydik, biz bölünüp parçalanmasaydık,
Biz izzet ve şerefi Beyaz Saray’da kabul edilmekte aramasaydık,
Biz ‘vahyin ismetini kirletmeseydik’,
Biz emperyalistlere avuç açmak mecburiyetinde bırakılmasaydık,
Biz Ey Allah’ın Resulü mübarek yol arkadaşların olan Sahabenin milyonda biri kadar gerçekten Müslüman olabilseydik bu hadsizlik, bu soysuzluk asla olmaz ve hiç kimse Size dil uzatabilme densizliğini gösteremezdi
Efendim!
İşte bunlardan dolayı size dil uzatanlardan çok biz suçluyuz.
Biz yeniden Müslüman olmak durumundayız.
Biz; ‘Ey iman edenler, iman ediniz’ buyruğuna muhatap olduğumuzu yeniden idrak ediyoruz.
Biz size dil uzatanları protesto ederken, asıl kendi ruhumuzda, yüreğimizde ve beynimizde farkında olmadan yer etmiş olan sünnetine aykırı her tutkuyu, sevgiyi, bağlılığı, isteği, arzuyu, beklentiyi protesto ediyoruz, edeceğiz...
Kâinattaki zerreler adedince salât ve selam Sana olsun Ey Allah’ın Resulü... Yer, gök ve ikisinin arasındakiler şahit olsun ki, Senin tebliğ ettiğin yüce hakikat kıyamete kadar yaşayacak, Seni sevmenin ibadet olduğunu asla unutmayacağız.
Böyle samimi ve itirafname gibi kimliğimiz ve aldığımız emanetlerimiz konusunda ne kadar acze düştüğümüzü saygıdeğer Ömer Vehbi Hatipoğlu hocamızın satırlarında müşahede edince sizlerinde istifadesine sunmak arzusunu duydum.
Bu vesileyle kandiliniz mübarek olsun, cihanı alem niyaz edelim huzur bulsun, gönüllere sevgi dolsun efendim.