En Büyük Tehdit Milliyetçilik 1
EN BÜYÜK TEHDİT MİLLİYETÇİLİK
1-MİLLETLERİN ORTAYA ÇIKMASI
Dünyada ilk kez 1789 Büyük Fransız İhtilali ile evrensel ölçekte gündeme gelen ve milletlerin milli devletlerini kurarak, haklarını koruması, hür ve bağımsız olarak mutlu yaşaması gibi, kutsal ve insani öğeler içeren milliyetçilik kavramı, hemen 1800’lü yılların başlarındaki ilk uygulamalarından başlayarak çıkarlar doğrultusunda sapmalar göstermiştir. Ondokuz ve yirminci yüzyıl uygulamalarının genel değerlendirmesinden insanlık yararına çıkan sonuçlar, bence zararından daha azdır.
Bu gün soğuk savaş sonrasında gelinen durum ise, Silah teknolojisinde ileri ülkelerin milliyetçiliğe dayanarak, dünyayı vilayetler ölçüsünde bölüp çatıştırarak, silah satmak ve keyfine bakmak aşamasına dek düşmüştür. Ulus devletlerin bile bölünerek yeni devletler üretilmeye çalışılmaktadır. Bu yüzden milliyetçiliğin, artıları eksileri ve tüm yönleriyle masaya yatırılması ve herkesin kendi milliyetçilik anlayışıyla yüzleşmesi, kendisi, ülkesi, dünya ve insanlık adına bir yarar-zarar hesabı yapması gerekmektedir.
Fakat milliyetçilik millet kavramında yükselen bir değer olduğundan, milliyetçiliğe geçmeden ilk iki yazıda, millet kavramı üzerinde biraz durmak istiyorum. Millet kavramının bulunmadığı, neolitik dönemden bu güne, milletler nasıl oluştu ve nasıl bir gelişme gösterdi ve günümüzde millet kavramı, ne denli bağlayıcıdır? Şimdi bunlara kısaca bir bakalım.
Belki çok genel bir tanım ama, bence en kaba tanımıyla: aralarında ortak özellikler oluşan insan topluluklarına millet deniliyor. Nedir bu ortak özellikler derseniz; burada ilk akla gelen şey etnik özellik, yani ırktır.
Türküm, İngiliz’im, Arap’ım diyen insanlar, bu milletlerin kökeninden geldiklerini ve bu soyun özelliklerini taşıdıklarını ima ederler. Yani millet kavramına baktığınız zaman ilk göze çarpan husus, etnik köken gibi görünür.
Fakat aslında etnik köken milletlerin oluşumunda, manevi ve sembolik bir kavram olmanın ötesinde bir anlam taşımaz. Çünkü binlerce yıldır insanlar karışıp kaynaşarak, ne Arap’ın Arap özelliği, ne Türkün Türk özelliği, ne de İngiliz’in İngiliz özelliği kalmıştır. Hani mutlaka saf ırk diye bir şey aranır ise, bunu belki Amazon ormanlarında ve Afrika’daki, çok küçük gruplar halinde taş devrini yaşayan ilkel kavimlerde, ya da belki Avustralya yerlilerinde bulmak mümkün olabilir. Yani millet kavramı etnik olmaktan çok bir kimlik kavramıdır. Bu yüzden insanların, kendisinin ait olduğunu düşündüğü kimlik, onların milletidir.
Yapılan gen incelemelerinde, değişik ırklara ait olduğunu ileri süren insanlarda başka ırklara ait pek çok genlere rastlanmaktadır. Örneğin Karadeniz bölgesinde yaşayan bir Türk’te Hitit genine rastlanabilmektedir. Oysa Hititler İsa’dan bin sene önce tarih sahnesinden silinmiş, Türkler ise Anadolu’ya İsa’dan bin sene sonra gelmiştir. Arada iki bin yıllık bir zaman vardır. Bu yüzden bu gün, “Ben Türküm” diyen bir insanda Hitit geni bulunuyor ise, bunu: Hititlerle birlikte yaşamış olan, Anadolu’nun yerli halkları, Ermeniler, Kürtler, Asurîler, Kilikyalılar, Psidyalılar vs; ya da Hititler ve Anadolu ile ilişkili Kafkas ve Ege Halkları –Lazlar, Çerkezler ve Rumlar- da aramak gerekir.
Bu yüzden insanlarda başka insanlara göre farklı özellikler aranacak ise, bu etnik özellik olamaz. Örneğin: yaşanan coğrafyada, birlikte bir geçmişe sahip olmalarından dolayı oluşturdukları kültürel özellikler, soy özelliğinin çok daha ötesindedir. Ancak, kültürlerin de ilk insandan günümüze, birbirinden etkilenerek ve birbirlerinin kazanımları üstünde yükselerek geldiği düşünülürse, dünya insanlarını birbirinden ayıracak önemde hiçbir ayraç yoktur.
Tüm ayrımlar temelsiz, yapay ve keyfidir. İnsan her yer ve zamanda, her durumda, tek bir ağacın dallarında oluşmuş meyveler kadar birbirlerinin aynısıdır. Yani elma ile armut kadar bile ayrı olmayıp, ya hepsi de elma, ya da hepsi de armuttur.
“Her İnsan ayrı bir dünyadır, hiçbir insan bir diğerinin asla aynısı değildir” derseniz buna katılırım. Ama bu tanım: aynı milletten insanlar arasında ve hatta aynı ana-babadan doğma iki kardeş için de geçerledir. Bu durum insanlar arası tasnife konu olacak bir durum değildir. Çünkü zaten tüm insanlar bu dünyanın ürünü olup, uzaydan ve farklı yıldızlardan getirilmemiştir. Bu yüzden de aralarında öylesine köklü ayrımlara, tasniflere konu olacak bir farklılık aramak: onları bölüp, parçalayıp, parçalardan birisinin başına geçerek, belli grupların çıkarlarını gözetmekten başka bir şey değildir.
Devletler kendi varlık nedenlerini devam ettirmek için insanlar arasında ayrımlar yaratmaya çalışırlar. İlk kent devletleri siteler ortaya çıkmadan önce, Mezopotamya’da yaşayan herkes, çiftçi veya çoban olarak birer insan iken, siteler kurulduktan sonra, aynı insanların bir kısmı Ur’lu, bir kısmı Uruk’lu, bazıları da vatandaşı veya kölesi olduğu, başka sitelerin adıyla birlikte anılmaya başlamıştır.
DEVLET
Tüm insanlar insandı Neolitikte
Ama kurulunca devlet
Devlet kendi adını verdi yönettiklerine.
Onlar artık insan değil
Onlar: Urlu, Babilli, Asurlu
Onlar soylu avcılar,
Ötekiler: Fenikeli, Mısırlı
Onlar avlanacak koyundu.
Ve onlar artık düşmanlar
En büyük avcılar bizim avcılar
Bizimkiler aslanlar, kaplanlar
Düşmanlar alçak, korkak
Düşmanlar fareler, çakallar.
Ötekiler Çinliler, Hintliler, Persler, Hititler
Onlar avlanacak tavşanlar, geyikler
Onlar yılanlar, akrepler
Onlar insan bile değil, onlar düşman
Onlar öldürülmesi gerekenler.
Düşmanı öldürenler cennete gidecekler
Öldürmezsen onlar seni öldürecekler.
(Tarihin Tanımı’ndan)
Yani devletlerin ortaya çıkışıyla insanlar, topluluk anlamında insan kavramının daha alt gruplarına ayrılmaya başlamıştır. Yani devletten önce insanlar arasında millet ayrımı yokken, devletler yönetimleri altındaki insanlara kendi adlarını da vererek, onları başka devletlerin insanlarından ayırmak istemiştir.
Aslında etnik özelliklerin daha saf ve katıksız olduğu dönemlerde insanlık bir bütün iken, karışıp kaynaşarak etnik özellikler kayboldukça bütünleşecek yerde, daha fazla parçaya bölünerek ve parçalar birbirine ötekileştirilerek, aralarında kuşla balinadan fazla farklılıklar varmış gibi, akıl ve bilim dışı oyunlar sergilemişlerdir. Çünkü günümüzde devletlerin en temel varlık nedeni, millet kavramıdır. Onun için neredeyse millet ve devlet kavramları eş anlamlı sözcükler gibi kullanılmaktadır.