Evvel Zamanın İçinde
22 / 4 / 2008 Salı tarihinde Safiye Gölbaşı tarafından eklendi, 172 kez okundu...
“EVVEL ZAMANIN İÇİNDE Evvel zamanın içinde yaprakları bir türlü erimek nedir bilmeyen bir hasret takviminin sahibi, Karadeniz’in dar sokaklı bol yokuşlu bir şehrinde elleri ceplerinde, başı önünde, üşüye üşüye yürürmüş. Yalnız görünürmüş ama yalnız değilmiş. Yanından geçen arabanın içinde, önünden geçtiği evin penceresinde, köşesinden döndüğü ...” Okuyucu Puanı ;
Evvel Zamanın İçindeEVVEL ZAMANIN İÇİNDE Evvel zamanın içinde yaprakları bir türlü erimek nedir bilmeyen bir hasret takviminin sahibi, Karadeniz’in dar sokaklı bol yokuşlu bir şehrinde elleri ceplerinde, başı önünde, üşüye üşüye yürürmüş. Yalnız görünürmüş ama yalnız değilmiş. Yanından geçen arabanın içinde, önünden geçtiği evin penceresinde, köşesinden döndüğü duvarın dibinde, zilini çaldığı kapıların ardında, hemen arkasında biraz ötesinde uzatsa elini dokunabilecek kadar yakınında; birisi varmış. Ona da gösteriyormuş gördüğü her şeyi onu da götürüyormuş gittiği her yere onu da ortak ediyormuş yaşadığı her şeye. Kolay olmamalı herhalde bir insanı kendinle birlikte taşımak böyle her yere. Ancak onsuz olmak daha zor muhtemelen her hangi bir yerde. Yaprakları bir türlü erimek nedir bilmeyen bu hasret takviminin sahibi böyle tek başına iki kişiyle gezerken aynı kendisine benzeyen bir dost bulmuş günün birinde. Onun da içinde fırtınalar kopuyor o da hayatının kaybolan güneşi için gözyaşı döküyormuş. İki kişilik yalnız hayatına birini ortak etmekte mütereddit davrandıysa da başlarda, bu yeni dostla arasındaki su götürmez uyumu görünce boşta kalan elini de adının Kış olduğunu öğrendiği yeni dostuna uzatmakta bir sakınca görmemiş. Sahip olunanlar değil de yitirilmiş olanlar buluşturunca daha sahici oluyormuş sanki her şey. Yeni arkadaşıyla hasbıhal ettikçe sakinleşmeye, kendi mahrumiyeti gözünde olağanlaşıp hafiflemeye, hasreti daha bir çekilir olmaya başlamış. Dostu koskoca Kış bile değil bir şeyin bir sürü şeyin yokluğunu çekiyor ama yaşıyor ama takvimini eritmeye çalışıyormuş. Normalmiş kışın yanında hasrette olmak, aslında olmazsa olmaz olanın olmaması; onunla birlikte olmak kadar normalmiş. Zamanla şikâyet etmekten hatta onu olur olmaz her yere taşımaktan imtina etmeye başlamış. Uzun uzun evvel zamanlarından bahsediyormuş artık yeni dostuna. Anlattıkça geri geliyormuş sanki o günler. Tekrar gözünün önünde dönmeye başladıkça evvel zamanları, onları gerçekten gördüğü zamanlarda yaşadığı mutluluğa benzer şeyler hissetmeye başladıkça dostuna minneti, kurbiyeti artıyormuş. Dostu da pek çok sefer onu anladığını gösteren gözyaşlarıyla mukabele ediyormuş ona. Yine böyle evvel mutlu zamanlarına dair daha önce kim bilir kaç kez anlattığı bir şeyi anlatıyorken, dostunun yavaş yavaş değişmekte olduğunu fark etmiş. Eskisi kadar çok ağlamıyormuş artık mesela. Gittikçe kalabalıklaşıyormuş üstelik dostunun etrafı. Kalabalık gittikçe artan bir coşkuyla yavaş yavaş kuşatıyormuş çevrelerini. Gittikçe dostunun kendisini duyduğundan gördüğünden dahi şüphe etmeye başlamış. Aralarına giren kara kedinin nasıl olsa birbirlerine bu kadar benzeyen iki dostun arasında fazla kalmayacağını düşünüyormuş ki bu yaprakları bir türlü erimek nedir bilmeyen hasret takviminin sahibi bir sabah uyanıp da pencereden araları bir süredir limoni olan arkadaşı Kış’a baktığında onun bütün yitirdiği şeyleri bulduğunu görmüş. Gözlerine inanamamış. Gökyüzü bulup getirmiş güneşini, mutluluktan masmavi kesilmiş. Yapraklarına çiçeklerine meyvelerine kavuşan ağaçlar sevinçten yemyeşil olmuş. Arkadaşının üzerindeki bu cıvıl cıvıl vuslat elbisesini görür görmez öyle kuvvetli bir kıskançlık hissetmiş ki hemen pencereleri perdeleri sıkı sıkıya örtmüş. Artık bu hain arkadaşı bir daha ne görmeyi ne sesini duymayı istiyormuş. Lakin geri gelen arsız güneşi perdelerinden sızıyor arkadaşının süründüğü kokular pencerelerini aşıyormuş. Ne büyük hata etmiş ne kadar pişmanmış şimdi, Kış’tan utanıp, hasretini her yere taşımaktan bir ara çekinir olduğuna. Kış denen hain, kış denen unutkan dostun ihaneti de göstermiş ki onun sahip olduğu yegâne gerçeklik hasretiymiş. Kış onu terk edince daha bir sıkı sarılmış hasretine. Ve kendisini karşılaşmaya hazır hissettiği an hasretini koluna takıp çıkmış eski dostunun karşısına. Ne var ki gizlemeye çalışsa da hala kıskançlık ve şaşkınlıkla bakıyormuş kendisini çok çabuk unutan bir zamanki haldaşına. Durulabilecek hiçbir yeri kalmamış içinde hasret çekilebilecek hiçbir yerin olmadığı, içinde en ufak bir hasret kırıntısının kalmadığı bu arkadaşın yanında. O da kuş cıvıltılarının, kuzu melemelerinin, düğün konvoylarının, çiçek kokularının, çocuk bağırtılarının, tertemiz sıcacık havanın içinden, bu kolay, bu canlı akan hayatın her bir metrekaresine onun hayalini koyarak gidip geliyor, yollar aşıyor, ormanlara giriyor, tepelere çıkıyor, evler camiler dükkânlar geçiyor, kalbi önde hasreti dört bir yanda eski dostuna meydan okurcasına yürüyor yürüyor yürüyormuş. Neyse ki geç gelmeye başlamışsa da geliyormuş geceler nihayet. Ve o, artık geceleri de var olan tek şeyinin; hasretinin kucağına sokulup gözlerinde biriken damlaların üzerine çekerek göz kapaklarını birkaç saatte olsa unutmanın kollarına bırakıyormuş kendisini. Elinde artık yaprakları bir türlü erimek nedir bilmeyen bir hasret takvimiyle birlikte bir de apansız yarıda kalan bir dostluk hikâyesinin eksik sayfaları varmış.
Tavsiye Et :
Ekim
2
Ekim
1
Bitmeyen Bir Öykü Sil Baştan !
• Mehmet Acar • Ayrılık Hikayeleri • 70 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Eylül
23
Eylül
6
Eylül
4
Temmuz
4
Kelime İpliklerinin Yapılışı
• Safiye Gölbaşı • Kişisel Hikayeler • 116 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mayıs
8
Çok Konuşan Sinirli Adamın Akıbeti
• Safiye Gölbaşı • Kişisel Hikayeler • 294 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mayıs
8
Mayıs
8
Mayıs
8
Mayıs
8
Mayıs
8
Çok Konuşan Sinirli Adamın Akıbeti
• Safiye Gölbaşı • Kişisel Hikayeler • 294 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Mayıs
8
Mayıs
8
Nisan
22 |
![]() |
|
||||||||