Gece Sayıklamaları ( 2 )Gece Sayıklamaları ( 2 )( Şehrin güzel saatleri… Hüzzam makamında…)Şehrin en çok bu zamanlarını seviyorum. Derin sessizlikte evlere kapanmış yaşamlar. Karanlıkta sonu görünmeyen sokaklar. Fersiz şehir ışıkları altındaki kadim yalnızlığın, hükmünün hissedildiği anlar… Bir hüzzam makamındadır, bu vakitlerde yaşam. Mayhoş… Ay ışığı düşmüş, kırmızı şarap tadında… Bir de içindeki fırtına dinmişse, kendine çekilmişse deniz… Kalbine mehtap düşmüşse daha da güzel olur gecenin bu vakitleri. ( Zamandan tutunmak…) Evimin balkonunda zamanın bu tasvirlerinden tutunuyorum. Hava açık renkli, mevsimlik hırka serinliğin de. Gökyüzü az yıldızlı ve yeni bir mevsimin sancısını yaşıyor. Karşı komşudan çay kaşığının bardakla oynaşma sesleri geliyor. Çocukluğumdan beri bu sesi severim. İçimi ısıtır. Bu hoş tınının eşliğinde, detone sesimle, Aşık Veysel’in türkülerini mırıldanıyorum, suskunluğa. Koyun kurt ile gezerdi; fikir başka başka olmasa… Bir kez daha ozanıma hayran oluyorum. Hayatı anlamak, sırrını çözmek için görmek gerekmiyor dercesine fikirlerini kelimelerine, kelimeleri sazına işlemiş; bakıp ta görmeyen onca âmâya meydan okurcasına. Eğlenecek yer bulamazsın, şu gönlümdeki köşk olmasa… Gerçektende öyle değil mi? Biz izin vermedikçe kim gönlümüze girip hükmünü sürer? Biz değil miyiz, kişiyi köşkümüze davet eden? Kapılarını sonuna dek açıp, misafirperverliğimizi eksiksiz sunan? Hüsrana uğramamızdandır belki, gönlümüzdeki bir gün çekip gittiğinde kör bıçak sözlerimizin, suçlayıcı tavrımızın, delirmiş şiirlerimizin nedeni. Cümleler bir göktaşı misali hüzne kaymaya başlarken bir kedinin sesiyle irkiliyorum. ( Kara kedi…) Gece inmiş ve suspus olmuş sokaklara, kediler ne güzel yakışır. Bu saatler onlar içinde güzel olmalı. Çöp kovaları günün tüm verimliliğiyle kucak açmış, ölüm provaları kısa süreliğine durmuştur. Bunları düşünürken kedi kayıplara karışıyor. Başımı tekrar gökyüzüne kaldırıyorum. Ayla bakışıyorum bir süre. Çocukluğum aklıma düşüyor. Mahalledeki arkadaşlarımla ayın peşine düştüğümüz günleri anımsıyorum. ( Ay ile yarış… ) Yarışı her zaman o kazanırdı. Denizden çıkmış balık şaşkınlığıyla ay koşuyor, bizimle yarışıyor diye haykırır, bu durumu anlamaya çalışırdık. Ne zaman bu durumun dünyanın dönmesine bağlı olduğunu öğrendik, ayla yarışımız bitti. Aya bakmaz olduk, şiirlerde yalnızca adını andık. Çünkü dünya ayın önüne geçmişti. ( Dünya durmaksızın dönüyor…) Ay bizim dışımızda, dünya ayaklarımızın altındaydı. Varsa yoksa dünya olmuştu her şey. Dünya: tek yaşam alanımız, hayat bulduğumuz gezegendi. İki kapılı han/da, gidiyorum gündüz gece…/. Gelen gideni görmüyor, giden geleni… İnsanoğlunun girdabı, sancısı ÖLÜM. ( Kim bilir, ölmenin de kendine ait bir güzelliği vardır…) İnsan ölüyor, dünya dönüyor. Eteklerinde her daim mevsimler… Mevlana bu aşkla kendini meydana atmış, Şems’in aşkıyla/ki Şems güneş değil miydi ve dünya güneşin etrafında dönmüyor muydu?/delice dönmemiş miydi? Mevlana dönmüş…döndükçe ermişti, kendine. Kendine kavuşmuştu. Kendine kavuşmak!... Şu yaşadığımız kayıp zamanlarda ne kadar da zor bir iş. Her birimiz uzak düşmüşüz, kendimize. Sağ şeritte bedenlerimiz, sol şeritte ruhlarımız. Kavuşmalar imkansız olmuş. Neden? Bu soru dipsiz bir kuyu. Yusuf’un güzelliği buna yetmez… ( Kimse bilmez…) ‘Bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye…kimse bilmez…kimse bilmez’ demiş, Hayam. Kimse bilmez nedenin, nedenlerini. İç içe geçmiş her şey. ‘Her şey birden bire oldu’ diyor ya Orhan Veli, her şey birden bire değişmişte. İnsanoğlu yabancılaşmış kendine. Ne bu yalnızlık sancısı, ne ölüm gerçeği hiç değişmemiş. ( Kadim yalnızlık ve ölüm…) Hayat buradan, balkonumdan ne kadar da yalın görünüyorsun. Yalnızlık ve ölüm! Yalnız doğar insan ve yalnız ölür. Ama her doğan insan bu gerçeğe meydan okur. Kabul etmez. Savaşır. Ve hep bu savaşta yenilir. Yalnızlık korkusu/ sendromu değil midir, insanı yabancılaştıran daha da yalnızlaştıran? Bu duygu değil midir, çevremizi kuşatan, bizi egomuza yenik düşüren, gri hayatlara hapseden?... Kabullenmek gerek bazen. Olduğu gibi… O zaman kendimizle kavgamız biter ve kelebeklerin yaşamı kadar kısa olan yaşamlarımızı huzurlu ve erdemli yaşarız. ( Düşünceler, varacağımız yere tıpkı istasyon durakları gibi götürürler bizi…) Düşünce… Düşünmek… İnsanı nerelere sürüklüyor. Şehrin bir sokağına sokup, başka sokağından çıkarıyor. Sürekli bir seyir hali… Zaten evren, her şey bir seyir halinde değil mi? Arifler seyrana çıkmış, seyir var seyir içinde… Hava serinledi mi ne? Üşüdüm. Şehirde daha bir ışıksız olmuş. Dağların dorukları kayıp. Alacakaranlık. Ay dede yüzüstü yatmış, yıldızlar geceye sarılmış… Masallar uykuda. Gece, güne sancılı. Dünyanın bu yarısı uykuya dalmış. Diğer yarısı güne uyanmış. ( Uyku vakti… ) Sıcak ramazan pidesi gibi uyku, yatağımda beni bekliyor. İyi geceler sevdalım Türkiye.
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kadir Bıyıklı yazıyı tebrik etti...
Aylin Başdemir yazıyı tebrik etti...
Deniz Oğuz yazıyı tebrik etti...
Ayfer Aslan yazıyı tebrik etti...
Firdevs Göktepe yazıyı tebrik etti...
Aralık
2
Bugün Benim Doğumgünüm
• Sabriye Nişancı • Hayata Dair Denemeler • 8 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Aralık
2
Gidenlerin Ardından Son Duraklarda Beklemeler
• Dila Emral Aydın • Hayata Dair Denemeler • 19 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
2
Aralık
2
Vazgeçtim (sadakatten)
• Hilmi Nevruzpul • Hayata Dair Denemeler • 11 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Aralık
2
İstedik mi Yaparız Arkadaş /izmir /11
• Lutuf Veli • Hayata Dair Denemeler • 37 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Ekim
27
Eylül
6
Eylül
6
Gece Sayıklamaları ( 2 )
• Hülya Ayrılmaz • Hayata Dair Denemeler • 91 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Eylül
5
Eylül
4
Haziran
17
Haziran
12
Eylül
6
Ağustos
29
Eylül
2 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||