Geceden SonraGeceden SonraO gece hava ne kadar karanlıktı! bir cuma akşamı idi.her tarafta alışılmışın dışında bir karanlık vardı.yıldızlar fecrini kaybetmiş,ay;yıldızların bu görüntüsüne ortak olacak şekilde sönük,güneş zaten yoktu.şehrin göbeğindeki bu uzun sokak normalde,geceli-gündüzlü insan ve ses eksik olmazdı.ama bu sefer farklıydı.fırtına öncesi sesizliğin habercisiymişçesine bütün şehirde bir sukûnet hakimdi.bir anda herşey değişti.gece,sesizliğini çığlıklara bırakmıştı.yer sallanıyor,bu sallantı evleri beşik gibi bir o yana bir bu yana yatırıyordu.herşey birden bire olmuştu.yer birden bire sallandı,insanlar birden bire ayaklandı,cığlıklar birden bire,birden bire...bu sallantı insanları panik içinde koşturuyor,ne yapacağını bilmeyen biçare bir topluluk haline getiriyordu.artarak devam eden zelzele beşeriyeti bir böcek gibi eziyordu.ne dehşet bir görütü idi! sokakta ve tüm şehirde bir sis bulutu.az önceki gökyüzünün karanlık gölgesi yere düşmüştü sanki.yerden ateş fışkırsa,yıldızlar yağmur olup yağsa,güneş batıdan doğsa herkes kıyamet koptu sanacaktı ama bu çok farklı birşeydi! sukût lutfu dileyen insanlar tüm bu karmaşanın içinde biraz olsun teselli buluyorlardı.az sonra ortalık durulmaya başladı.yaklaşık kırkbeş saniye sonra herşey dümdüz vaziyetteydi.deprem yerini,kaygı ve hüzünle karışık bir heyecana bırakmıştı.insanlar sağ kurtulduğuna mı sevineceğini,evinin yok olup,ölen annelerine mi,babalarına mı,kardeşlerine mi üzüleceğini bilmiyordu.ne ibret verici bir görüntü! tonlarca beton altında can veren vücutlar ve o beton yığınları altında yardım eli bekleyen binlerce insan vardı.fatma da bu herşeyin bittiği anda hayatta kalan insanlardan birisi.üzerinde taş ve demir yığınları ile göçüğün altında.bir eliyle üzerine düşen taşları itiyor diğer eliyde de kucağında altı aylık bebeğini tutuyor,sarıyordu.sol tarafında eşinin sağ tarafında ise altı yaşındaki oğlunun cansız vücudu duruyordu.kafasını biraz kaldırdığında yanıbaşındaki eşyalara bakarak evin antresinde olduğunu anladı.deprem başladığında yerinden fırlayıp hemen küçük bebeğini almıştı.eşini ve oğlunuda uyarmıştı ama onların bulundukları yer fatmanın bulunduğu yer kadar koruyucu değildi.fatma deprem başladığında antredeki vestiyere kadar geldiğinden vestiyer üzerine düşenleri engellemiş ve hayatta kalmıştı.ama deprem diğerlerini duvar diplarinde yakaladığı için onlar fatma kadar şanslı değillerdi.hala üzerinden korkuyu atamamıştı.olup bitenlerin bilincinde olduğu halde üzülmek bile gelmiyordu aklına.tüm bu karmaşanın içinde bebeğiyle kadın başına ne yapacağını,bir saat sonra yaşayıp yaşayamayacağını,yaşasa bile hangi dala tutunacağını düşünüyor ve hüzünleniyordu.biraz sonra kendine gelmeye başladı.az önce ki hüzünlenmenin meyvası olan gözyaşları tozlu yanaklarından dudaklarına inmeye başladı.can havli ile kendi betonların arasından zorda olsa bir şekilde kurtardı.kumral şaçları toza,çamura bulanmış,elleri,ayakları,yüzü,gözü kan revan içindeydi.bunca eziyetin içinde tek tesellisi,kulağına gelen bebeğinin o kalp atışları ile orantılı nefesinin sesiydi.artık saracağı tek varlık kucağına bastırdığı altı aylık bebeğiydi.bir yandan bebeğinin kurtulduğuna dua ediyor,diğer yandan ise bebeğinin tüm bu olup bitenler içerisinde hala beşiğindeymiş gibi uyumumasına şaşırıyordu.bir an aklından onunda öldüğünü geçirdi ama bebeğinin o hızlı kalp atışları ta kulağına kadar geliyordu.oysa ki onlar için gün ne güzel başlamıştı! sabah kahvaltıdan sonra hep beraber çarşıya gidip alışveriş yapmışlardı.bebeğine küçük küçük elbiseler,mini mini patikler almıştı.nerden bilebilirdi ki ondan on iki saat sonra küçük bir kıyamet kopacağını.kafasını sol tarafa çevirdiğinde eşinin cansız vücudunun yanında bebeğine aldığı o elbiseleri gördü.hepsi bir beton yığının altında daha paketleri açılmamış şekilde duruyorlardı.bu görüntü acısını ikiye katladı.beklediği günlerin gelmediğine isyan mı edeceğini yoksa Hak`tan gelene razı olacağını mı düşünüp duruyordu.tabiki de Hak`tan gelene razı olacaktı.sonuçta bu bir takdir-i ilahi idi.vücudu aşırı derecede kan kaybetmişti.kendinden umudu zaten çoktan kesmişti.tek isteği,bebeğinin kalp atışlarını kendisinin duyduğu gibi başkalarınında duyup onun kurtulmasıydı.uzaktan ambulans,itfaiye arabalarının seslerini duyuyordu fakat hala kendilerinin olduğu göçüğe çok uzaklardı.dikkat çekecek,onları kendilerine getirecek birşeyler arıyordu fakat bunu yapacak hiçbir materyali ve yoktu.zaman geçtikçe umudu azlalıyordu.derken bebeği;karanlık bir günün üzerine doğan bir güneş mahiyetinde o mavi gözlerini araladı.olan bitenden habersiz acıktığını belli edercesine hafiften ağlamaya başladı.bu durum karşısında ne yapacağını şaşıran fatma,bebeğin ağlayışlarına kayıtsız kaldığından onun bu ağlayışlar içinde açlıktan öleceğini düşündü ve birşeyler yapmaya çalıştı.fakat parmağını kıpırtadacak dermanı yoktu.çok kan kaybettiğinden halsiz düşmüştü.az sonra son gücünü toplayıp ayağı ile üzerindeki demirleri itip diğer tarafa düşürmeyi başardı.böylelikle bebeği emzirmek üzere eli boşa çıkmıştı.vakit kaybetmeyip göğsünü araladı ve bebeğini emzirmeye başladı.bebek sütü,çölde susuz kalan bir bedevinin suyu kana kana içtiği gibi içiyordu.az sonra karnının doymasıyla beraber tekrar annesinin sıcak kucağında uykuya daldı.bebeğin uyuması fatmayı hem sevindiriyor hemde üzüyordu.sevindiriyordu çünkü;ne kadar çok uyursa o kadar geç acıkacaktı,üzüyordu;uyuyupta uyanmayacağından korkuyordu.iki gün böyle acılarlarla geçmişti fakat hala bir yardım eli uzanmamıştı.hala hayatta olduklarına buruk bir heyecanla seviniyordu fatma.uzaktan bir itfaiye sesi duymaya başladı.ses gittikçe yaklaştı bulundukları yere kadar geldi.panik içinde gözleriyle duayı ima edip duası kabul olduğu için şükrediyordu.itfaiyeerleri göçük altında insan arıyorlardı.fakat moloz yığınları fatma ile bebeğinin üzerini öyle kapatmıştı ki bir insan evladının görebileceği gibi değildi.tam itfaiye erleri geri çekilirken bebek mükemmel bir zamanlama ile ağlamaya başladı.hemen geri dönen itfaiye erleri göçük altından bebeğin ağlama sesinin geldiği yeri tespit ederek beton yığınlarını kaldırmaya başladılar.az sonra tamamen temizlediler.fatma üçgün sonra ilkez güneşi görüyordu.üç gün boyunca tozlu oksijen solumak zorunda kalan fatmanın ciğerleri temiz hava ile beraber temizlenmeye ve hafiften yanmaya başladı.itfaiyeciler hemen bebeği alıp ambulansa koydular.fatma ise yardımlarla ambulansa bindirilmek üzere sedyeye kondu.ambulansa konulurken göçük altında eşinin ve oğlunun vücutlarını gördü.onlar için artık yapacak birşey yoktu.sadece ağlıyordu.zaten tepkisini dile getirecek başka birşey yapacak hali kalmamıştı.ambulans hastahaneye doğru yola çıkarken bir yandanda bebeği ile birlikte geçireceği hayatı düşünüp teselli buluyordu.fatmanın damarından giren serum yavaş yavaş bünyesini toparlamaya yardımcı olurken bir yandan da vücudunda hafif karıncalanmalara sebebiyet veriyordu.ambulansın arka tarafındaki camdan dışarı bakıyordu. sağlı-sollu yıkık dökük evler,o göçüklerin içinde can arayan insanlar,feryatlar figanlar hepsi birleşince büyük,dayanılması güç bir ızdırap halini alıyordu. normalde çok sık aralıklarla ev bulunan bu caddede neredeyse hiç ev kalmamıştı.geride kalan evler ise bir kitaplıkta üst üste konmuş kitapları andırıyordu. etraf o kadar tenhalaşmıştı ki sanki tüm dünyada sadece kendi ve bebeği kalmıştı.sonra gözünü bebeğine dikti ve uzun uzun baktı.hayatının göz bebeği olan bu bebek onun tek koluydu.hayatı onun için devam ediyordu daha doğrusu ettirmek zorundaydı.hayatın bu soğuk tarafını düşündükçe içinden isyan etmek geliyordu ama yapamıyordu.çünkü biliyordu ki;isyan daha kötü günlerin getiricisi olacaktı.bir an nedenini kendisininde bilmediği içini büyük bir acı kaplamıştı.sırtından soğuk terler akmaya başladı.kalp atışları bir artıyor bir düşüyor,karın boşluğunda feci bir ağrı sarıyordu.doktorlar kalp ritmini gösteren monitöre baktıklarında fatmanın kalp atışlarının 200 BPM olduğu gördüler.bir an önce birşeyler yapmazlarsa kalp,aşırı basınçtan patlayacak ve fatmayı kaybedeceklerdi.tüm velveleler yaşanırken hastahaneye varmışlardı.fatma hemen yoğun bakım ünitesine alındı.doktorlar büyüyen kalbe yer açmak ve kalbi rahatlatmak için fatmanın kalbine denk gelen kaburga kemiklerinin birkaçı almaya karar verdiler.böylelikle yüksek başınçtan büyüme yapan kalp atmak için daha geniş bir alana sahip olacaktı.operasyon tam iki saat sürmüştü.fatma birkez daha kurtulmuştu.akşama yakın narkozun etkisinden yavaş yavaş kurtulmaya başladı ve gözlerini araladı.ilk anda kolundaki serum iğnesinin acısını duydu.sol tarafında bir boşluk hissediyordu.bu boşluk hem rahatlatıyor hemde korkutuyordu.o sersemlikte aklına yine bebeği düştü.sarhoş gözlerle sağa sola biraz bakındıktan sonra onun yazı başında küvezde olduğunu gördü.henüz çok küçük olduğundan ve depremde küçük ciğerlerine toz dolduğundan yardımcı olarak bir oksijen makinesine bağlı uyuyordu.derken fatma ile ilgilenen baş hekim içeri girdi.doktor ilk önce teselli amaçlı sözlerde bulundu daha sonra fatmanın durumunu gösteren elindeki tabloyu masaya koydu.doktor fatmanın durumunun iyi olduğunu eskisi gibi olacağını söylüyordu.fakat doktorun ağzın o an öyle bir kelime çıktı ki...fatma neye uğradığını anlamamıştı.doktor fatmamın üç haftalık hamile olduğunu ve bebeği kaybettiklerini söyledi.fatma daha önce farkına varmadığı bu olayı hiç beklemediği bir anda duyunca şakakları zonklamaya başladı.üst üste gelen hayal kırıklıkları,beklenmedik durumlar fatmayı bir ayıltıp bir bayıltıyordu.artık ne düşünse boştu. kurulan düşler,gelecek hayat beklentileri,ölüm ve yaşam hepsi fatmanın kafasından bir anda bir müsvette kağıdının buruşturulup çöpe atılması gibi silindi.atar damarının biri daha kopmuştu çünkü.baştada olduğu gibi yine tek varisi küçük bebeği idi.kardeşi yaşasa abla olacak o bebeği tek kanadıydı.Allah`tan onu kendisine bağışladığı için şükrediyordu.çünkü O herşeyin en iyisini bilendi.bir elinde bebeği bir elinde şükür duaları ile hayata kanaat getiren fatma,kaderin bir okşayıp bir sillelediği,hüzün ve kaderin pençesinde bulunan çaresiz ama çare arayan beşeriyetin yeni üyelerinden biriydi.fatma,gücünün yettiğince aklından artık tek bişey geçiriyordu: -``şu dünya iki ucu bilinmeyen bir bulmaca ve koşturmaca.ne garip bir mekân,ne beyhudelik,ne sırlarla dolu bir hayal...`` ....... CİHAN SÖKER...... ( 15.01.2008)
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
• Gönül Yıldız yazıyı favori listesine aldı...
Aralık
3
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Sudenaz’dan Mektuplar (ıv)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 23 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
2
Eylül
6
Eylül
4
Ağustos
30
Temmuz
15
Temmuz
15
Temmuz
15
Temmuz
15
Temmuz
15
Ağustos
30
Temmuz
15 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||