Gel EfendimGel EfendimDünya anarşi içerisinde kıvranıyordu. Bütün kötü alışkanlıklar insanlar arasında kol geziyordu. İçki, kumar, zina, faiz, zulüm ve zayıfı ezme almış başını gidiyordu. Kız çocukları küçüklük emaresi sayılıyor ve diri diri toprağa gömülüyordu. Savaşlar hiç durmuyor, her gün ölenlerin listesine yenileri ekleniyordu.Sen geldin ve ahlaksızlık çamurunda yüzen, kan deryasında yıkanan bu insanların arasına kardeşliği, dostluğu, arkadaşlığı ve emniyeti tesis ettin. İnsanlığa en güzel ahlak dersini bizzat yaşarak gösterdin. Bütün insanlığa yaratılış gayesini anlattın. İnsanlığın üzerine çöken kara bulutları dağıtıp bütün dünyaya bir ışık oldun, bir nur oldun. Günümüzün o günlerden hiç farkı kalmadı. Ölen masumların, akan kanların, ağlayan insanların haddi hesabı yok. Güçlü yine dünyanın gözüne baka baka güçsüzü bir kaşık suda boğma gayreti içerisinde. Ne olursun bir defa daha gel Efendim. Kır zincirleri, kurtar masumları, çıkar ahlaksızlık çukurundan tüm insanlığı. Başın duman dumandı. Bakışların ufuklarda doğacak güneşi beklemekteydi. Aslında güneş Sendin ve çoktan yeryüzünü şereflendirmişti Seninle. Doğacak diye beklenen güneş ise sadece bir semboldü Senin yanında. Allah’ın evi Kâbe-i Muazzama inşa ediliyordu. Sıra Hacer-ül Esved’in konulmasına gelince; o şerefli taşı kendi elleriyle Kâbe’nin duvarına koyabilmek için kabile reisleri arasında kılıçlar çekilmiş, kardeşler arasında kan dökmeye an meselesi kalmıştı. Sen geldin ve meseleyi tereyağından kıl çeker gibi hallediverdin. Bağdat kan ağlıyor, Irak alevler içerisinde, Filistin kan gölüne döndü. Ne olursu gel Efendim. Gel ve durdur akan kanları. Sil masumların gözyaşlarını. Dindir feryatları. Bir ilkbahar güneşi gibi doğ üzerimize. İnsanlar fevç fevç İslamiyet’e girmeye ve Senin temelini attığın o kutsi davanın etrafında nurdan bir hale oluşturmaya başlamışlardı. İslam ordusu girdiği bütün savaşlardan muzaffer olarak dönüyor, savaşlardan elde edilen ganimetlerde müslümanlar arasında dağıtılıyordu. Halifen Ömer (r.a) döneminde yine böyle bir savaş dönüşü elde edilen ganimetler müslümanlara dağıtıyordu. Sıra Sizin azatlı köleniz Zeyd bin Harise’nin oğlu Üsama’ye gelince halife Üsame’ye iki kişilik pay vermişti. Hz.Üsame (ra)’nin hemen arkasında halifen Hz. Ömer ‘in oğlu Abdullah vardı ve babası Abdullah’a bir kişilik pay verdi. Ganimetlerin dağıtımı bitince Hz. Ömer’in oğlu Abdullah (r.a.) babasına yaklaşıp şu soruyu sordu: -“Babacığım; Üsame’nin benden ne farkı var ki, ona iki kişilik pay verirken bana bir kişilik pay verdin?” Hz. Ömer (r.a.) oğlu Abdullah’a: -“Vallahi oğlum; Üsamen’nin senden bir farkı olduğunu düşünmüyorum, fakat Allah Rasülü Üsame’nin babasını senin babandan, Üsame’yi de senden daha çok severdi.” dedi. Bu nasıl sevgi, bu nasıl bağlılık, bu nasıl adalet, bu nasıl bir duygu? Gel ve bu sevgiyi, bu bağlılığı, bu adaleti bize de öğret, bu duyguyu bize de tattır Efendim! Bedir’den gelir gibi gel. Uhud’dan iner gibi gel. Hira’dan çıkar gibi, Medine’ye hicret eder gibi gel Efendim. Bir defa daha gel ve içimize su serp. Çatlayan dudaklarımızı ıslat. Kararan dünyamızı aydınlat. Gel Efendim. İlk gelişin gibi gel. Gel ki, Kisra saraylarının burçlarının yıkıldığı gibi Amerika, İngiltere saraylarının burçları da yıkılsın. Kabe’nin putlarının devrildiği gibi insanlığın önünde putlaşan liderler bir bir devrilisin. Mecusilerin ateşinin söndüğü gibi insanlığın içerisinde yanan küfür ateşi sönsün. Save gölü gibi aramızda oluşan ahlaksızlıklar, çirkinlikler, zulümler, işkenceler kurusun. Kamer şak şak olup yarılsın, melekler yeryüzüne insin. Bir defa daha gök kubbeden salkım salkım yıldızlar dökülsün. Dökülsün ki, bunlara şahit olan günümüz insanlığı bu mucize karşısında kendine gelsin, Rabbe yönelsin. Güzide arkadaşlarından Medine’de sana sahip çıkan ensardan Talha (r.a) yeni müslüman olmuş genç bir delikanlıydı. Sen onun kalbini yoklamış ve samimi olduğunu anlayınca bu samimiyeti yanındakilere de göstermek istemiştin ve: “Eğer sen bana gerçekten sadık bir biat edeceksen git babanı öldür” demiştin. O da hemen kılıcını aldığı gibi koşmuştu. Tam kapıdan çıkarken “gel, ben babadan evladı ayırmak için gönderilmiş bir peygamber değilim” buyurdun. Bu genç arkadaşın ölüm hastalığına tutulmuş ve arkadaşlarına “bizim mahalle uzak ve bir kenar mahalle. Ben gece vefat edersem Rasül-i Ekrem’i çağırmayın, korkarım Yahudiler bir fenalık yaparlar. Yılan, çıyan bir şey yapar Rasül-i Ekrem’e.” Bir de Zeyd bin Desinne’nin fedakarlığı var ki, bizlerin hafızalarına sığması çok zor Efendim. Müşriklere esir düşer ve idam sehpası hazırlanır onun için. Son bir isteği olup olamadığı sorulur ve şöyle bir soru yöneltilir kendisine: “Sen şu anda idam ediliyorsun, yerinde Rasul-i Ekrem’in bulunmasını arzu eder miydin? Sen şu anda çoluk çocuğunla beraber olabilirdin.” Birden öyle kükrer, öyle kükre ve derki: “Ben bin defa ölebilirim. Fakat Rasul-i Ekrem’in zülfünün dağılmasını istemem. Yerimde bulunmasını hiç arzu etmem.” Bu sadakat, bu vefa ve bu bağlılık nişaneleri anlatmakla bitmez. Bu nasıl sadakat, bu nasıl sevgi, bu nasıl vefa, bu nasıl aşk? Efendim! Bir defa daha doğ dünyamıza ve bizlere de bu vefalıların, bu sadık bendelerinin kapı kulları olmayı şerefyap eyle. Bizlere de onlar gibi vefayı, sadakati, bağlılığı öğret. Kalplerimize iman nurunu yerleştir. İçimizde putlaşan dünya sevgisinin yerine ahiret aşkını, Allah sevgisini ve Senin sevgini tesis eyle. Bağdat’ta, Filistin’de ve Çeçenistan’da bir bir solan güller, tükenen canlar, acı acı öten bülbüller Sensizliğin içimizde oluşturduğu derin yaralar hiç dinmez oldu. Gel ve ağlayan insanları güldür. Kanayan yaraları dindir. Gel ve sil ağlayan masumların gözyaşlarını, dindir kanayan yaralarımızı, bir defa daha nefes üfle acı acı öten bülbüllerimize, o güzel kokundan koku ver kokmayan güllerimize. Yık içimizdeki dünyayı; enaniyeti, benliği, dedikoduculuğu, kardeş eti yeme ile bir tutulan gıybet etme arzusunu. Asrısaadet yıllarını bir defa daha yaşat günümüz insanlığına. Abu Bekirleri, Ömerleri, Abu Akilleri, Zeyd bin Desin neleri, Talhaları bir hamur misali yoğurduğun gibi bizleri de yoğur. Onları pişirdiğin aşk ateşiyle bizleri de pişir Efendim. Kararan dünyamıza güneş, gecelerimize ay, kalplerimize nur ol. Yıllardır Seni bekliyoruz senin yolunda emekliyoruz Efendim. Artık hiç takatimiz kalmadı ne olusun gel, gel, gel!...
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
20
Kasım
16
Kasım
10
Kasım
9
Kasım
7
Kasım
5
Ocak
5
Ocak
5
Ocak
5
Nisan
22
Şubat
3
Mart
22
Nisan
22
Mart
22
Ocak
21 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||