GelinGelinHatun kişi için niyet edilen cenaze namazında saf u saf el bağlayanlar kendi aralarında ölünün ardınca konuşmaktan geri durmuyorlardı. En çok telaffuz edilen ah u vahlar-Yazık oldu -Pek de gençti -Onu bu hale koyanlar Allah’tan bulsunlardı. Köylü bir garip öldü diyerek, üç gün sonra duyarak, soğuk suyla yuyarak, son görevlerini yerine getirdikleri Havva’yı münker ve nekir ile olan randevusu için yalnız bırakıp günlük işlerine dağılmıştı. Erkekler çam kesmek için dağın yolunu tutarken bağ bahçe işlerinden arta kalan zamanı dedikodu yapmak gibi gayet kültürel bir faaliyetle değerlendiren köyün kadınları da Şerefce’nin evine yollanmışlardı. İç mimarın, ki kendisi evin marangoz babası olmaktaydı, zevkle döşediği salonda bulunan çam ağacından yapılma sedir üzerinde köyün en kıdemli teyzeleri sıralanmışlardı Aynı kanı taşıdığı insanlardan hiç birinin cenazesine iştirak etmediği bu garip kadıncağızın hali zaten hislenip ağlamak için bahane arayan temiz kalpli nineler için bulunmaz fırsattı. Yaşmağının kenarı ile göz pınarlarından süzülen yaşı silen sevimli olduğu kadar mahzun çehreler genç yaşında vefat eden gelinin dünyaya doyamadığı konusunda hem fikirdiler. Muhabbetin bir an önce başlaması için sabırsızlanan kuru kalabalık, ortalıkta koşuşturan çocuğunun kafasına hafif bir şamar vurmak suretiyle sabiyi yola getiren taze gelinin hamlesini takdirle karşılamıştı. Bu hazırlık evresini müteakip sedirdeki teyzelerden en gevezesi olanca medeni cesaretini toplayarak söze başladı. -Nıha gözün kör olsun Osman diyerek girizgah kısmını gayet latif şekilde tamamlayan hatibe bir an etrafını kolaçan etti. Sözünü devamını bekleyen kadınlar konseyi tarafından dinleniyor olmanın verdiği güvenle derin bir nefes aldı. -Dorum devesi gibi geline nasıl kıydın a gavurun d… diye nutkuna devam ediyordu ki salonun kapısı ağır ağır açıldı. İçeriye elinden tuttuğu yeşil gözlü sevimli mi sevimli kız çocuğuyla beyaz tenli bir taze girdi. Tüm dikkatler onun üzerine yoğunlaşmıştı. Evin sahibesi -Hoş geldin Emine geç höle de anladıve hu gelinin işini diyerek yapağı minderi gösterdi. Emine elinden tuttuğu sarı saçlı kızı yanından ayırmadan gösterilen yere usulca çöküverdi. Sonra anlatacaklarına daha bir ciddiyet vermek için -Aşa sen hadi git kardeşlerle oyna diyerek ufaklığı dışarıya gönderdi. Meclis-i laf u güzafta tüm gözler Emine’nin iki dudağı arasından çıkacak kelimelere odaklanmış haldeydi. -Ne anladıveren Hatma ana dedi. Anlatmaya ınsanın içerisi dayanmayo ki. İki ay öce en son gördüydüm yüzünü. Bide hindi gara haberini duydudğumda Irıza’dan saklıca soğuk yüzünü görmeye yetiştim. Irza duysa kemiklerimi gırar, töbe olsun öldürür beni diyerek lafı uzatınca sabırsızlanan kadınlardan bir tanesi -Gidinin hasbası lafı geveleyip durma anladıve gari diyerek yarı asabi gülümsedi Emine çevresindekilerin merakını ustaca kamçılamış olmaktan gizli bir haz duyarak devam etti. -Daha nasıl anlatan a cavırın gızı anladıpotuyun ya işte. Ne dediydim en son. Heh hatırladım. Gışın sonun da gulaaz daha girmediydi gecenin bi vakti gapı kırılacak gibi vuruldu. Irza tüfeği gaptığı gibi eşiğe gitti. Kimsin diye bağırınca görümcem -Irza aç gapıyı abılam benim Havva. Emme sen gelme gelin gelsin boraya deyi seslendi. Allah da galbimi biliyo ya elim ayağıma dolaştı. Besmele okuya okuya gapıya bi çıktıydım ne gören görümcem çılbacık. Hemen içeriye aldım eli ayağı bildin çelik gibi olmuş. Atlet getirdim, iç don getirdim, kendi fistanlarımdan bi denesini verdim, Emme bildin hıtırayo. Ocağa tarana goydum. Irza de görümcem giyinince içeri geldi. -Abıla sene noldu? deye soruyodu. Fukaranın duyacak hali kalmamış ki. İki üç yudum çorba gaşıkladı sonra ocaklığın kenarına uzanıvdı. -Nolmuş gız çabık anlat. -Osman zukkumlanıp pınarbaşına gelmiş. Havva’yı hiçayna dövmüş, sövmüş, çılbacık dışarıya bırakmış gıran giresice. -Niye dövmüş ki. -Görümcem Osman elde beş guruşumuz yok içip zukkumlanıp durma diyesiymiş Köyde fevri tabiatlıyla adından sıkça söz ettiren hatta bu yüzden adı “kınışlı” diye anılan Zeynep adlı kınalı saçlı çok masum bir kadın sözüm hakikat olsun doğru olsun tek prensibinden hareketle konuşmaya başladı. -Zukkkum olasıca. Er olup da geberdivereydi Memed’in oğlunu! Zeyneb’in bu haykırışı enfes ağaç işlemeleriyle süslenmiş salonda çınladığında içeridekilerin üzerine derin bir sessizlik çöktü. Odayı tiksinmeyle karışık soğuk bir nefret kapladı. Sofada ki tüm kadınlar zihinlerinde hepsinin malumu olayı sanki tekrar yaşıyorlardı. Ölüleri defnetsin diye köyde bırakılan Şeyh Cafer’den başka köyün tüm erkeklerinin cihan harbine gittiği zamana tesadüf eden bu hikâye, egenin karşı yakasında ki bir köyde yaşansaydı, ihtimal esaslı bir trajedi olarak olimpik tiyatrolarda sergilenirdi. Oysa utancını saklamayı şiar edinmiş Anadolulu için bu yüz kızartıcılıklar kaderi unutulmak olan kabuslardan ibaretti. Keskin nişancılığıyla bilinen kara lakaplı eşkiya Memed’in en büyük oğlu ile saz arkadaşlarının, adam yokluğundan istifade ederek Havva geline tecavüz etmeleri ve sonrasını istemeyerek de olsa düşünmeye başladılar. Havva’nın ırzını muhafaza etmek için eline geçen alamayı Mehmedoğlu’nun kafasına vurmasını anımsadıklarında aynı dirayeti kendilerinin de gösterecekleri düşünerek hırsla doldular. Halk tabiriyle kabak çiçeği gibi yarılan başından akan kanı görünce hiddetten köpüren Mehmedoğlu’nun Havva kızı öldüresiye dövmesi ise Havva’yı gözlerinde kahramanlaştırıyordu. Kalbi kara ikilinin aynı işe birkaç kere daha yeltenmeleri, bahtsızın tüm çırpınmalarına rağmen kendini koruyamayışı, kocasının harpten dönünce hamile karısını görüp failleri cezalandıracağı yerde madureyi su kuyusundan aşağıya sarkıtarak çocuğunu düşürtmesi hadiselerini hatırladıklarında ise yüzleri nefretle gerildi. Asıl can yakansa Osman’ın, Memed ağa (ki öz dayısıydı) korkusundan, suçsuz karısına işkence edip öldürenlere karşı gıkını bile çıkartmamasıydı. Şerefini temizlemeye bu denli bigane kalması kadınların bile kanına dokunuyordu. Şayet Emine’nin tiz sınıfına dahil edilecek kadar ince sesi duyulmasaydı, cümlesinin cümlesini unutmak istedikleri bu acı hatıralardan sıyrılmaları çokta kolay olmayacaktı. -Isındığında cımıcık kendine geldi diye kaldığı yerden devam etti Emine. Közde demlenmiş çay verdim. Gara zorla çayı içtikçe ağlayodu gadersiz. Ben bakıp duruyun Irza köşede anılcacık seyrediyo abılasını. Durdu durdu da bi palazlandı benim adam abo. Tüfeğe sunuvdu. Başladı bağırmaya –Pınarbaşına gidip öldürecen deyyusu diye. Iramatlı gari sakırapotuyka Irza gedivcek deye canlandıda -Abılam ben eyiyin duro deye eline sarılıp göndermedi. O zaman Irza -Abıla bu verenler yarın bide seni almaya gelir. Benim seni veresim yok deyivdi. Nedelim deye gözelce düşündüler. En son Irza -Bu itler Murad amcamdan gorkar dedi. Biliyonuza gomşular Memedler beş köyün içinde bi tek ona ilişmezler. Guşlukta Murad amcalarının evine getmeye zulf oldular. O esnada kız belli bardaklara doldurulmuş tavşan kanı çayları servis etmek için ince belli bir kız odaya girdi. Adabın gereği en sağdan ve oğluna gönlünü kaptırdığı Melek hanımdan başlamak suretiyle odada bulunanların hepsine bila istisna çay servisi yaptı. Tüm sempatikliğini takınarak gözüne girmeye çalıştığı müstakbel kayın validesinin dizinin dibine oturdu. Eee gece camına taş atarak tatlı uykusundan eden sonra bin dereden su getirip yanağını öpüp giden civanın ancığına yakın durmak gerekti. Yer yas yeri ev matem eviydi amma yas evine gelende yetmiş fikirle gelirdi. Bıçkın yavuklusunun, salına salına gelişine kurban olduğu kızda yerini alınca Emine anlatmaya devam etti. -Gece döşeğe uzandığımda Havva’nın yattığı odaya kulak verdim türkü söylep duru. O söledikçe ta ben garipsendim. Yemen harbi zamanında baş gösteren verem salgınında hanesinden aynı gün içinde altı kurban verip ölmemek için altı ceset arasında tarhana çorbası pişiren Peri’nin kızı Halime kendini tutamadı -Gız gancık bizi oyalap durma evedi evedi anladıvı bakan naaz gaç sen noldun diye atıldı. -Hani çalgıcı Bekir, ki kendisi Emine yenge türküsünün müellifiydi, Saklının düğününde söylediydi ye Atma garip anam Beni dağlar ardına Kimseler yanmasın Anam yansın derdime diye onu aynındı durdu. Neyse uzatmayan sabaha kadar oda uyumadı bizde uyumadık. Sabahınan yola çıktık. Maşığa varıp durumu anlattık. Muradca sinirden ne yapacağını bilemedi. Dişini gacırdadıyo, vire sövüyodu davşanlara. Bize -Havva burada galsın size sorarlarsa görmedik diyin diye sıkı sıkıya tembih etti. -Ee sonra ne oldu Eve geldik. Ben hamır yoğuruyka kapı huruldu. Vardım delikten baktım Sündüz. Kapıyı açtım. -Emine bizim gelini gördün mü dedi. Geline eveli sahip olacan cavırın garısı gaçdıktan sonra gelini ara ki bulasın. -Görmedim, boraya gelmedi dedim. -Murad’ın yanına mı getmiş ola dedi. -Bilmeyon ben görmedim dedim. Baktı benden fayda yok eteni sürüye sürüye Maşığa yollandı. Emine sözün burasına gelince kadınlar kendi aralarında Fısıldaştılar.Bu fısıldaşmanın sebebini Emine’de biliyordu.Matemin tüm ağır başlılığını kırarak oda bıyık altından gülümsedi. Murad emmime Havva size geldi mi diye sormuş. Murad emmi hiç bozmadan -Bizde bizde içeride gel diye buyur etmiş. Sonra kapatmış kapıyı, eline almış köteği vurmuş ha vurmuş Sündüz’ün beline. Garı öyle değil böle dövülür diye bildiğin garıyı haşad etmiş. Sündüz belini sürüye sürüye Memed’in yanına kendini atmış. Sündüz yediği dayan intikamını alıcak ya -Muradca döğdü beni gardaş diye başlamış Memed’e gova sokmaya. Aklınca Memed’i Muradcanın üstüne salacak. Eşkıya Memed gülmüş. -Gardaş demiş dua et Murad seni öldürmemiş. Garıyı dövüp gaçırdıkdan sonra bide arkasından gedilir mi garıyı alacaz deye. Sen var get Osman’ın yanına, kötek değen yerlere çiğ et sarsında beresini alsın deyesiymiş. Tam sözün burasında hepsini bir gülme aldı. Sanki bu söz dul kadınları Memed beni de alır korkusuyla başka köye göç ettiren Memed ağanın ağzından çıkamıştı da hikmet dağıtan kutlu bir dervişin heybesinden dökülmüştü. Döneme göre oldukça ironik bu vakanı etkisinden çabuk kurtulup Emine’yi dinlemeye devam ettiler. Çünkü hemen hepsi buraya kadar olan kısmı üç aşağı beş yukarı biliyordu. Tecessüslerini dayanılmaz kılansa Havva gelinin amcasının ve babasının ölümünden sonra ailenin tek erkek ferdi olarak kalan gözbebeği Irza’nın cenazesine neden gelmedikleriydi. Emine kaldığı yerden devam etti. -Allah’a şükür görümcemi Osman belesinden artlaştırdık diye bi seviniyoduk bi seviniyoduk sormayın. İki ay biziyle durdu. Geldiğinde hıracaydı aççık eline ayağına gan geldi. Önü arkası doldu. Yulaf yolma zamanın da ak yere gediyoduk. Sınavı naylat ardımıza dakılmış. Ben gökçe maara su doldurmaya gettiğimde görümcemin yanına gelomuş. Bi geldim beni görünce hemen harıma goştu. Taş attım emme yetiştiremedim. Havva’ya - Gız ne gonuşuyodunuz diye sordum -Heç dedi ağzından küllüm başka laf çıkmadı. Emme belli beti benzi değişmiş. Ben bundan işkillendim. Üç gün sonra yine ak yerde denk ediyoduk çalılan arkasından bi hışırtı geldi. Havva benim duymadığımı sandı ilekin ben duydum. Dengi sardık Havva’yı bi ateş aldı.Bildiğin gıvcınıyo. Bene -Ben bi su doldurup gelen dedi. Halbüse ne su doldurması zaten köye gidecez. Neyse ben ınanmış göründüm -Tamam sen doldur gel ben armıdın dibinde bekleyon dedim. Bu yola çıktı bende başladım yerlemeye. Yanılmamışın. Aççık sonra Osman çalılan arasından çıkıvdı. Ha sarılıpatılar ha koklaşıpatılar. Ben bunu gördüm gene bişecik yokmuş gibi tarlaya armıdın dibine geldim. Neyse Havva geldi. Ver bi lokum suyunu içen dedim sözüm ona su doldurmaya gettiydi ırbığı çeşmede unutmuş. Anladığımı anladı emme bişey de deyemedi. Aşam ekmeni yedikden sonra Havva bılaşık yıkamaya gettinde ben Irza’ya gördüümü anlattım. Irza sinirlendi emme Havva üstümüzdeyke bişey demek de istemeyo. Evden çıktıydı doğru maşıka getmiş.Olanları Muradca’ya anlatmış. Adam zaten sinirli bunu da duyunca deli olmuş. Irzaylan sözleşmişler bi sonraki gün Hepimiz maşık‘a gettik. Muradca sözüm yabana bi guzu çevirmiş bizi bekleyo. Gözelce yedik, içtik. Muradca hiç sezdirmeden –Havva ne var ne yok deye sordu. -Eyi amca dedi gari ıramatlık. -Osman sene hiç ilişiyo mu dediğinde benim yüzüme baktı -İlişmeyo dedi.Yüzü gızardı emme.O öyle dediğinde hem Irza hem Muradca barabar -Havva bunca şeyden sonra zaten ona gidersen ölüne dirine gelmeyiz diye yarı ciddi yarı şakayla ilaf söylediler. O gece eve geldimizde Iramatlık yanıma geldi. -Gelin gel höle senle aççık gonuşalım dedi. Köşke oturduk. Anlatmaya, anlattıkça da ağlamaya başladı.Goca goca gözlerimin içine bakıp da -Yavrılarımı çok özledim seni Aşa’dan ayırsalar gayıl gelir misin diye sordu. Ne gadar gardaş olsa da sizin de geçincemeniz var dedi. Insanın gocasının yanı başkadır dedi Hem ona hak veriyodum hem de biliyodum ki geri dönerse ne Irza ne Muradca ölünceye gadar yüzüne bakmazlar.Dilimin döndüğünce bunu anlatmaya çalıştım.Emme dinledemedim. Adam aklını çelmiş. Yalan atmayan, Havva’yla gonuşmamızdan bi hafta gadar sora Osman evin önüne gelmiş. Havva’da pencereden çıkıp gaçmış. Sabah olduğunda Irza bunu görünce gan beynine sıçıradı. Hemen Muradca’nın yanına goştu ne de olsa amcası büyüğü demi. Tabi oda hazmedememiş bu gadar restleşdikden sonra Havva’nın geri dönmesini. Bi hafta boyunca -Eller bizi bitin danlar gariden başaka ağzından tek kelime çıkmadı. İkisi de o gün yemin etmişler ölüne dirine daha gelmeyiz diye. Gerisini sizde biliyonuza daha iki ay olmadı gene dayak yeye yeye göçdü getti zavallı… Homerosun sesini çağlar ötesine taşıyan ege toprağı Emine’ye de hatipsel bir güç vermiş olacak ki incecik sesi Olimpus dağında enva’ türlü tanrıya seslenen Zeus gibi manen davudileşmişti. O iki dudağını bir araya getirdiği vakit odada bulunan tüm kadınlar göz yaşlarına hakim olamıyorlardı. Dillerindeki fatihaları rahmetlinin ruhu için mi yoksa bu kadar büyük bir imtihan yaşatmasın diye Allah’a yalvarmak için mi okuyorlardı kimse bilemezdi. Belki de her ikisi içindi… Nıha:yazıklar olsun anlamında ünlem Dorum devesi:boylu poslu kimseler için kullanılan sıfat Höle:şöyle Hu:şu Yapağı:Pamuğun terbiye edilmiş hali Aşa:Ayşe Hatma:Fatma Irza:Rıza Anladıpotuyun:Anlatıyorum Gulaaz:Koyunların yavrulama mevsimi Çılbacık:Çırılçıplak Hıtırayo:Titremek Uzanıvdı:Uzanı verdi Zukkumlanıp:İçki içip Hiçayna:Boş yere Gıran giresice:Verem olasıca Kınışlı:Dik başlı Cımıcık:Azıcık Anılcacık:Usulca Sunuvdu:Sunu verdi ,atıldı Pınarbaşı:Yayla ismi Sakırapotuyka: (Korku yada soğuktan) Titrerken Zulf oldular: Anlaştılar, sözleştiler(barışmak anlamı da vardır) Naaz gaç sen noldun: Neden böyle yapıyorsun Maşık: Yer ismi Gova sokmak : Söz söyleyerek bozgunculuk yapmak fitne çıkartmak. Naylat: Lanet Gıvcınmak: Yerinde duramamak İlekin:Lakin Halbüse: Halbu ki Sarılıpatılar ha koklaşıpatılar: Bir sarılıyorlar bir koklaşıyorlar Irbık: İbrik Gördüümü: Ü uzun söylenerek çoğul anlamı verilir. Gördüklerimi Üstümüzdeyke: Misafir iken Iramatlık: Rahmetli Danlamak: Ayıplamak Davşanlara:sülale ismi
Telif Hakkı Uyarısı Gelin isimli yazı, Ümmet Ünal tarafından 30.05.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Aralık
3
Aralık
2
Aralık
2
Aralık
2
Sudenaz’dan Mektuplar (ıv)
• Ersin Başeğmez • Yaşamdan Hikayeler • 23 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Aralık
2
Kasım
19
Ekim
12
Ekim
10
Ah Bu Şarkıların Gözü Kör Olsun
• Ümmet Ünal • Yaşamdan Hikayeler • 118 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Haziran
15
Mayıs
30
Mayıs
2
Mayıs
2
Mart
2
Aralık
2
Mart
23 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||