Gerçek Hayat Masalı
Buyurun. Hoş geldiniz. Şu başköşeye buyurun! Elmalardan da alır mısınız? Bu bizim yörenin elmasıdır. Nasıl, güzel mi? Siz elmalarınızı afiyetle yerken ben de size Ali Dede’nin masalını anlatayım. Fakat beni can kulağıyla dinleyiniz. Çünkü bu, hayatınızda unutamayacağınız bir masal olacak. Sırlı ve bir o kadar da açık. İsterseniz sizi fazla meraklandırmayayım. Masalıma hemen başlayayım.
Bir varmış bir yokmuş. Evvel zaman içinde kalbur saman içinde bir Ali Dede varmış. Yaşı ben diyeyim sekiz yüz, siz söyleyin dokuz yüz. Akıl yaşını bilen yok. Fakat Ay Dede derlermiş ona. Çünkü insanlara zekâsını yansıtırmış. Düşünün o zaman akıl yaşını, ne kadar büyük! İşte böyle bir insan, tarihte zamandan zamana dolaşır her an. İsterseniz yanımıza çağırayım kendisini. Kendi masalının devamını da kendisinden dinleriz olmaz mı?
Bakın! Geldi bile. İsterseniz elini öpebilirsiniz. Fakat fazla yormayınız. Malum uzun bir zaman tünelinden geçerek geldi buraya. Ama biraz daha yaklaşabilirsiniz. Bu arada elmalarınız bittiyse toplayayım. Ben toplarken Ali Dede de kendi masalını anlatsın sizlere…
“Allah’ın selamı üzerinize olsun. Beni zamanınıza misafir ettiğiniz için teşekkür ederim. Özellikle çocuk arkadaşlarımı en öne davet ediyorum. Bu masalı onların daha iyi anlamasını isterim. Buyurun, buyurun…
Hafiften gözlerinizi kapatınız ve anlatacaklarımı bir zaman serüveni içersinde canlandırınız. Kılıç sesleri yükseliyor göklere. Kargılar, topuzlar savruluyor meydanda. Bir savaş hazırlığı var bu memlekette. Hepsinde bir telaş! Fakat biri taşın üzerine oturmuş düşünceli. Bu sultan II. Kılıçarslan olmalı. Çünkü yüzünden anlaşılıyor heybeti. Şu boğazın ortasında da kim var? Kim bunlar! Hiç Türklere de benzemiyor. Yüzlerinde gururun çizgisi. Etrafta rüzgâr sessizliği. Biri var yanlarına gelen ve barış teklifi sunuyor Bizans İmparatoruna. İmparator bunu da geri çeviriyor. Yürüyor salına, salına…
Sallanmaları fazla sürmedi. Az ileride Türklerin yaptığı pusuya düştüler. Hayvanları yıkıldı, askerleri takatten düştü. Ve ardından Anadolu Selçuklu ordusunun ok sesleri. Etrafta akşam karanlığı ve kaçıp giden Bizans ordusu. Hayalleri yıkılmış gibi, gururu silinmiş gibi çekip giden bir Bizans İmparatoru. İşte bu diyarın türküsü şimdi çalmaya başladı. Miryokefelon alayı, çeksin halayı! İşte bu sevinci seyretsin Malazgirt şehitleri. Anadolu’nun tapusu alınınca, ayağa kalkıyor Çivril kendi takatince. Ey Çivril, sana sözümüz yok. Ama sen de katıl bu sevince.Çünkü sen, bu meydanın tiyatro sahnesinde sergilenen savaşın baş rolünde oynarken, şimdi bizim masalımızda da baş roldesin. Duysun bütün çocuklar seni, ilik ilik işlesin tarihin sayfalarına seni. Gözümün nuru Çivril, tarihe sırtını yüklemiş Çivril…
Sizler Çivril’i bilir misiniz? Yeşil diyar da diyebilirsiniz. Daha da anlatmak gerekirse, az önce de anlattığım savaşa ev sahipliği yapan ve bizim masalımızın kahramanı olan, anlatacaklarımı da yaşayan, tarih kokulu, şehit diyarı, tarım sahası Çivril…
Galiba biraz uykunuz geldi. Dikkatiniz dağıldı. O zaman sizi başka bir zamana götüreyim. Fakat bunda fazla yorulmayacaksınız. Çünkü çok geri gitmiyorum. Yüzyıl öncesine. O zaman bu yaşlı dedeniz yedinci asrına giriyordu. Ve Malazgirt’le içine, Miryokefelon’la tapusunu kazandığımız Anadolu, işgal altında. Yine başkahramanımız Çivril. Mevsimlerden kış ve Çivril’in o dondurucu soğukluğu. Bu soğukluk arkasında Yunan işgali. Çivril’imiz Yunan elinde. Ve dokuz gün söylenir olmuş bu dillerde. Fakat ileride bir Türk Alayı’nın Çivril’e gelmesiyle, Yunan askerleri Çivril’i boşaltma halinde. Ama fazla sürmeden tekrar işgal ediliyor Çivril. Fakat o tarihteki 30 Ağustosu unutmuyor. Tekrardan kaçırıyor Yunan askerini. İşte tekrardan yüzü gülüyor Çivril’in. Ve Çivril tarihte yaptığı işlemelerle adını yazdırıyor beyinlere…
Daha ne günler geçiriyor Çivril. Ankara’daki gelişmeleri tüm dikkatiyle seyrediyor ve günümüze kadar geliyor. İşte şimdi Çivril’i anlatmanın zamanı. İşte şimdi Çivril zamanı…
1499 kilometre alanıyla, ilinin en büyük ilçesi olma atacıyla onurlandırılmış ve içersinde barındırdığı dokuz kasaba ve elli dokuz köyü ile bambaşka bir kent, elma diyarı, sevimli şehir Çivril…
Şimdilerde sırtı rahat. Toprağında barındırdığı şehitleriyle gülümsüyor ülkesine. Ve tarihi Dedeköy Camii, Beycesultan Höyüğü, Eumenia Antik Kenti ile turizm diyarı. İçersinde bulundurduğu Homa Şelalesi gibi çeşitli doğal güzellikleriyle cennet köşesi. Masalımızın konusu olma şerefine hak kazanmış oyuncu. Ve iyimser insanlarıyla sizler, o zamanın savaş kahramanlarının torunları. Şimdi gözünüzü açabilirsiniz. Masalımı burada bitiriyorum. Ve tarihe karışmaya devam ediyorum. Selametle kalın…”
Ali Dede’miz gitti. Nasıl, beğendiniz mi? Fakat anlattıklarının diğer masallardan farkını anlayabildiniz mi? Bu masal ne sahte, ne hayal. Tam anlamıyla gerçek hayattan alınmıştır. Ali Dede’mize bu gerçek hayat masalından dolayı çok teşekkür ederiz.Ve artık masalımızın sonunu getirelim…
Çivril erdi muradına, biz çıkalım kerevetine. Yaptık böyle bir çalışma kendimizce. Çivril’in adını duyurmak, Çivril’i tanıtmak, sevdirmek isteğiyle. Bir daha ki masalımızda buluşmak dileği ile…