Gidenler ve Kalanlar(1/2/3)
Gitti de gelmedi...
Bir anne ağlıyordu mezar başındaki resmi severek. Yanaklarından süzülüp de toprağa inen yaşlar yavaşça ulaşıyordu evladını saran toprağa.
Gencecik bir fidan yığılmıştı toprağa. Kalbinin en derinine saplanan kör bir kurşunla gözlerini ufuktaki güneşe son kez dikerek bir şeyler mırıldandı ve başı yavaşça yana düştü.
Gitti de gelmedi...
Erini askere yollayan Anadolu kadını...Gözlerinde yaşları silinmemecesine akarken sarıldığı tek tutanağı minik Mehmet’iydi, kucağında bu hüzünlü tabloyu minik gözleriyle anlamadan izleyen..
Gitti de gelmedi...
Küçük lokmalar yavaş yavaş büyürken boğazlarında aniden susamışcasına kalkılan sofra ve yastık altına akıtılan gözyaşları...
Birbirine gülmeye çalışan gözlerin derinliklerinde zincirlenen hıçkırıklar.
Gitti de gelmedi...
Karanlık gibi çöken karabasanların anahtar sözcükleri
Evlat, ağabey, baba ve Mehmet...
Nerdesin?
---------------------------
Ateş düştüğü yeri yakar demişler ya atalar. Ne doğru söylemişler
Öyle bir kor düşer ki ana yüreğine, yavrusuna gelen hain mermiyle, yorgun yüreği cebelleşir korku ve ümit arası duygularla.
Kara haber tez duyulur…
… Oğlunuz Mehmet şehit oldu. Vatan sağ o…
Telefon düşer çoğu ananın elinden Sonra yere yığılır “Mehmet” diyerek. Baba koltuğuna yığılmıştır donuk gözleri ve tıkanmış kulaklarıyla.
…
Cenaze törenleri olur Hüznün öfkeyle koyun koyuna olduğu. Arkadaşlarının yumruklarını bilinmeyen ufuklara sıkıp hesap sorduğu… Yüzlerin bazen binlerin sessizlik içinde kaybolduğu…
…………
Anne… Bir gün önce konuşmuştu yavrusuyla. İyi geliyordu sesi. Sayılı gün vardı kavuşmaya. Nerden bilsindi ki bu sefer son seferdi. Daha dinlerken içimizin parçalandığı birçok ağıt…
Babalar içli içli ağlarlar. İç çekerler bebekler gibi Belki saramadığı günlere yanar belki kızdığını hatırlayıp hasretle yanar. Göçer iki dakikada dağ gibi adam.
Aklımda bir söz kaldı o günden:
“Ne kadar oldu be oğlum büyüyeli.”
------------------------------
Ailenin etrafının yavaş yavaş boşalmasıyla büyür büyük yokluğun büyük farkı.
Odasına gider anne baba her sabah.
Bazı geceler yatağında uyuyakalır bir tanesi.
Birbirinden saklanmaz belki ilk başta gözyaşları serbestçe akar ama sonra…
Sofradan aniden kalkar gelin. Boğazında düğümlenen yalnız lokmalar değil hıçkırıklar da vardır. Bazen yastık altında açığa çıkıverir; bazen yalnız anlarda bağrına süzülüverir.
Küçük kardeşler hiç anlayamaz bu dönemi.
Ağabeylerine üzülürler ve ağabeylerinin yerine konurlar “Mehmet” diyerek sevilirler. İç çekerler anne baba kucağında.
…….
Dışarıdan bakıldığında hep başı diktirler. Ama ben hep sevgi selinde onların bin parça yüreklerini görürüm.
Nerde asker görseler duygulanırlar. Televizyonda gazetede bir şehit haberi görmeyiversin. Nasıl olur bilemezsiniz yürekleri. Bazen ufak bir inleme bazen sıcak bir hıçkırık…
Kendilerine yakışan duruş her zaman bellidir:
“Mehmedimiz gitti başka Mehmetler gitmesin.”
Selim Uyar