Göç ÇocuklarıGöç ÇocuklarıBirgün insanlar bir karara vardılar. Gitmeliyiz. Evet, gitmeliyiz. Ama biliyoruz kendimizden koparak var olamayacağımızı. Yine de mecburuz gitmeye.Ve güzel memleketlerinin kartal yuvası dağlarına baktılar. İlerlemeye ve yanlarında sadece kendilerinin yaşlı, çocuklarının genç geleceklerini taşımaya karar vermişlerdi. Bir adam, Onlar alışabilirler, dedi. Biz ne olacağız? Kendimizi terk edebilecek miyiz? Mecburuz. Neden anlamıyorsun? Mecburuz. Kovalanmayan adam kaçar mı? Hayır. Anla işte. Peşimizdeler. Ama ben ölümden kendim için değil, çocuklarım için korkuyorum. Bütün gücümüzü içimizde toplayarak kaçmalıyız. Her şey yollar kadar karmaşık. Ama biz geride bir karış yol bırakmadan ilerliyoruz. Güçlü ve çevik atlarımız var. İlerledikçe yol içimize doluyor, yükümüz artıyor. Dağların krallığında yalnız ve perişanız. Yüzümüzde öfke var, suskunluk var; yanlış mı doğru mu yapıldığı kestirilmeyen bir hesabın şaşkınlığı var. Allah’ım! İçim şimdiden acıyla dağlanıyor. Geride bir daha göremeyeceğim çok şey bıraktım. Hatıralarım yanımda götüremeyeceğim kadar ağırdı ve hepsi geride kaldı. İnsanların bir kısmı hatıralarını da yanlarına almışlardı. Ama her adımda bir parçasını bıraktılar yola. Fazla şeyleri kalmadı ama artık yürekleri daha ağır. Gün ışımadan her şeyleri bitecek ve sadece yol kalacak. Bütün bunlar çocuklarımız için. Ama buna hakkımız var mı? Onlar adına karar verebilir miyiz? Onların geleceğine yürüyebilir miyiz? Kendimizden vazgeçtik. Toprağımızdan ve evlerimizden ayrılalı kayıbız. Asla geri dönemeyiz. Biz öleceğiz ve çocuklarımız yalnız kalacak. Şimdi dağların arasında, derin bir geçit üzerindeler. Ay aydınlığı büyük granit kütlelere çarpıyor ve dağılan ışık parçaları üzerlerine dökülüyor. Çehreler ışıkla yıkanmış. Dişler kenetli. Öfkeyle bakıyor, gecenin uğursuz çığlıklarına karşı yumruklarını sıkıyorlar. Rüzgar estikçe, dağların zirvelerine baktıkça, toprağı bedenlerinde hissettikçe katılaşıyorlar. Hiçbir şey düşünmek istemedikleri belli. Mümkün mü bu? Yürüyen bir adam mutlaka düşünür. Düşünmeden yürümeye çalışın. Gözlerinizi kapayın ve eski günleri anın. İhtiyar bir adam, yola koyulduktan sonra uzun bir süre ağlamış, bir müddet evveline kadar da söylenip durmuştu. Adamın kucağında bir çocuk vardı. Şimdi bir ona bakıyor, bir yandan da mırıldanıyordu: “Korkuyorum. Korkuyorum.” Onun bu hali yanındakinin dikkatini çekti. “Korktuğun nedir?” İhtiyar gözlerini adama dikti. “İşte bu çocuktan korkuyorum. Bundan sonra beni ne geçmiş ne de gelecek korkutur. Fakat bu çocuktan korkuyorum. Düşün bir, o dönüp geriye baktığında orada kimseyi göremeyecek. Yapayalnız kalacak.” “İnsanlar sadece önlerine bakıp ilerleyebilir.” “Ama tek başına değil. Kimse Âdem olamaz.” “Ne demek istiyorsun?” “Korkuyorum.” “Her şey çocuklarımız için. Çocuklarımız yaşamalı. Düşman bizi öldürebilir. Ama korkmuyoruz ölümden.” “Yaşamalı ve bizi yargılamalı, değil mi? Beni korkutan şey de bu ya.” Güneş dağların ardından boy verip ışıklarını derin vadilere gönderiyor. Dağlar başlarını eğmiş yürüyen adamlara bakıyor. Memleketin uyumayan insanları yoldalar. Nihayet İhtiyar adam, “En iyisi onları geri dönmek üzere götürelim,” diyor. Ama bu büyük bir karar. Bu gerçekten her şeyi değiştirebilir, değil mi? Bundan sonra Yaşlı adam hiç konuşmadı. Bir sabah, yüksek dağların en sonuncusunda, bir molanın ardından, “Haydi kalk, gidiyoruz,” diyenlere, “Hayır,” dedi. “Siz gidin.” Kaldırmak istediler. Toprağa sıkı sıkıya yapışmıştı. “Alın çocuğu ve gidin,” dedi. “Biliyorum, onu terk etmemeliyim. Ama dağlar çok güçlü. Geri dönecek ve bir silah bulacağım.” “Gelmelisin,” dediler. “Bu küçük çocuğa ne olacak?” “Merak etmeyin. Beni çağıran güç bir gün onu da çağıracak. Şimdi siz gidin. Gidin ve beni yalnız bırakın.” “Ver çocuğu bana.” Uzun boylu bir adamdı ve kollarını uzatmıştı. “Sen git, savaş. Hadi, durma, kalk, yokuştan in ve gözden kaybol. Biz ardından bakacağız.” Yan yana durup onu izlediler. Bizim memleketimiz dağlıktır. Hepimiz güçlü insanlarız. Dağların zirvelerinde başımız dönmez, tırmanırken emeklemeyiz. Ama yaşadıklarımız yordu bizi. Geleceğimiz geçtiğimiz yollar kadar karmaşık. Çok ölü verdik biz o yolda. Çok şeyimizi kaybettik. Ve ruhumuza bir yabancıya bakar gibi baktık. Nerden bilebilirdik dönüşlerin gidişlerden zor olduğunu? Hepimiz dönmek üzere yürümüştük. İçimizde öfke ve geçmişin izleri vardı. Her şey ne kadar da güzeldi. Güneş doğarken biz Hazar’ın kıyısındaydık. Gözlerimiz dümdüz uzayan ufka saplanmıştı. Yüzümüzde kızıl ışıklar geziniyor ve kalbimizi ısıtıyordu. Güneşi izledik. Alev alan göğe ve yanıp sönen kıpırtılı engine baktık. Biz, bir avuç gölge, doğan günün gri karanlığı altında sessizce ve kımıldamadan bekledik. Sonra, enginde kopan ağır ve temkinli bir fırtına suları dalgalandırdı. Deniz ayaklarımıza kadar sokuldu ve hafifçe kıyıyı dövmeye başladı. Biz kıyıda beklerken uzakta, denizin oyup uçuruma çevirdiği yüksek bir falezin üstünde bir adam, kollarını iki yana açmış, yüzü güneşe dönük, durmadan bağırıyordu. Ne haykırdığını anlayamadık. Cesur bir adam, orada duruyor ve güneş önünde parlıyor. Kollarını açmış, sesi sabah kadar berrak, kopan fırtına kadar gür. Onu seyrettik. İri yarı bir adama benziyordu. Ve sonra, koşarak sırttan aşağı indi. Yanımıza yaklaşınca durdu. Birbirimize baktık. İri yarı bir adam değilmiş meğer. Hazar’ın gücü, gür sesi ve açık kolları onu kocaman, güçlü ve yenilmez yapmış. Şimdi biz zayıf ve çaresizdik. Çünkü kıyısında durup Hazar’ı seyredemiyorduk. Başımızı göğe uzanan yalçın dağların fırtınalı zirvelerine kaldıramıyorduk. Toprağımızı, her şeyden daha sert ama atan bir yürek kadar sıcak toprağımızı tabanlarımızın altında hissedemiyorduk.
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Telif Hakkı Uyarısı Göç Çocukları isimli yazı, Şerafettin Yılmaz tarafından 17.07.2008 tarihinde sitemize eklenmiştir. Aksi ispat edilmediği sürece, 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu 81. Maddesi gereği eserin tamamının telif hakları yazara aittir. Herhangi bir şekilde "alıntı olduğu ve hangi yazara ait olduğu" belirtilmeden ve yazarın sitemizdeki sayfasına link vermeden kullanmak hırsızlıkla eşdeğer suçtur. İlgili Kanun gereği Eser sahibi şikayetçi olduğu taktirde cezai müeyyidesi 3 yıldan 6 yıla kadar paraya çevrilemez hapis, 150.000/300.000 YTL ağır para cezasıdır. Yine İnternet yasası gereği de her hangi bir sitede yazıların kullanılması halinde site sahipleri sorumlu olup, sistemlerini Cumhuriyet Savcılıklarının incelemelerine açmak durumundadır. Gelişen teknoloji sayesinde yapılan incelemeler; IP tespiti ve yazının gönderildiği bilgisayarın bulunmasına imkan vermektedir. Şikayet halinde, sitemizin avukatları da konu ile ilgileneceklerdir...
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
21
Bu Bir Oyundu Aysel (2son)
• Ecem Çevikdil • Yaşamdan Hikayeler • 28 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
21
Kasım
21
Onu Yarım Bırakıp Gidemem
• Gökçe Erözderim • Yaşamdan Hikayeler • 38 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
21
Kasım
21
Kasım
21
Kasım
20
Yolda Olmak 1 [kedi Karar Verince]
• Şerafettin Yılmaz • Hayvanlara Ait Hikayeler • 53 kez okundu. • 2 kez yorumlandı.
Kasım
20
Kasım
19
Ağustos
18
Aralık
23
Yolun Karşı Tarafı
• Şerafettin Yılmaz • Hayvanlara Ait Hikayeler • 1061 kez okundu. • 13 kez yorumlandı.
Aralık
27
Ağustos
21
Ağustos
21
Temmuz
17 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
|||||||||||||||||||||||||||||||