kayit
Google Özel Arama
22 Kasım İzmir Buluşması! Katılmak için Tıklayınız...
Hikaye AnaSayfa Hikaye / Yaşamdan Hikayeler

Göçebe Tarihin Nicomedia'sı


Göçebe Tarihin Nicomedia'sı

Nikomedia'ya sarayının yürüyüş yolunda soldan üçüncü sırada duruyordu heykel. onu yapan usta ellerin hüneri ile bir güzellik abidesinin, kendinden emin duruşu ve bakışıyla bir tanrı heykeli olduğunun farkında. Ve karşısında duran işveli Afrodit heykelini keskin bakışıyla eritiyordu. Birden yer titremeye başladı, titreme sarsıntıya dönüştü. İnsanlar çığlık çığlığa bir taraflara kaçıyorlardı. Üzerinde durduğu alçak kaideden kopmuştu. Ve toprak yarılmaya başlamıştı. Bir anda kendini yarığın içinde buldu. Korkmuştu. Bir heykel korkar mıydı? En çok da ölmekten korkuyordu. Toprak yavaş yavaş üzerine kapanıyordu heykelin. Sarsıntı durmuştu. O her şeyi eskisi gibi olacağını düşündü ve gözlerini açtı. Karanlıktı, tıpkı ölümün eşiğindeki insanlar gibi anıları bir bir yakalayıp yeni baştan yaşamayı deliler gibi istedi birden. Ölen insanların toprağa gömülmesi gibi O da asırlık bir ölümün bedeniydi artık. Umutsuzca iç geçirdi ve yeryüzünü düşündü sonra, Afrodit'i, diğer heykelleri düşündü ve insanları da. Bir sütunla yan yana gelmişlerdi. Sütun sanki biraz daha yüksek bir yatakta yatıyormuş gibi uzanmıştı toprağın içinde. onu tanıyordu hem de çok iyi tanıyordu. Sarayın dışında tavana destek olan, işlemeli varaklarıyla kapının sağ yanında duruyordu. O da toprağın içine gömülmüş ve kendisi gibi karanlığa mahkum olmuştu. Artık yeni bir doğum gerekiyordu onlar için.

Asırlar boyu sarsıntılarla irkildiler birlikte. Ve her sarsıntıda bir kıtanın hareketi kadar yavaş yavaş yaklaştılar yeryüzüne. Çok büyük bir sarsıntı –zaman çok geçmişti- oldu, toprak yer değiştiriyordu içindekilerle birlikte. Bu büyük sarsıntıda asırlık arkadaşı sütunu da kaybetmişti. Tam yalnız olduğunu düşünürken, yeryüzünden gelen sesleri duydu. İnsana aitti ama farklı dilde ve çığlık çığlığaydı. Tıpkı toprağın altına gömüldüğü gün kü gibi. Birden geçmişi hatırladı ve bütün vücudu kaskatı kesildi. Bir korku dalgası bedenini yaladı geçti.
Garip bir duygu sardı içini. Üzerindeki ağırlık toprağın ağırlığı değil diye düşündü, sanki daha ağır bir şeyler vardı ve ona bu duyguyu yaşatıyordu. Ağıtların çokluğu ölüm ağırlığının üzerinde söylediler ona çok geçmeden. Yine bir iç çekiş ve çaresizlik.

Günler geçiyordu. Üzerindeki ağırlığın giderek hafiflediğini hissediyordu. Günlerce bilmediği bir takım sesler duydu. Daha çok bir canavarın sesini andıran sesler. Bir şeyler kazıyordu sanki toprağı, kesik kesik ses çıkararak. Sesler giderek artıyordu, kendisine yaklaşıyordu duyuyordu. Güneş yeni doğmuş, tüm ışıkları daha gelmemişti yeryüzüne. Yeryüzü ne karanlıktı ne aydınlık. İlk önce ses geldi sonra üzerindeki toprağa hançer gibi saplanan bir cisim yüreğini hoplatmıştı. Cisim kendini geri çektiğinde yıllar sonra gökyüzünü görmüştü ilk kez. Derin bir soluk aldı. Birden korkunç sesiyle canavarın üzerine doğru geldiğini gördü. Tam bağıracak iken bir adam “durun” diye bağırdı. İlk önce anlamadı demir yığını havada asılı kaldı. Kendi kendine değerinin anlaşıldığını düşündü bir an. Evet, o geçmişin bir iziydi, habercisiydi. Bağıran adam koşarak yanına geldi:
-“Bir heykel bu” diye yukarıdakilere seslendi. Birisi:
-“Hay Allah bu bizim işimizi yavaşlatacak” diye ekledi. Heykel hiçbir şey anlamadı, ne olup bittiğini kestiremiyordu bir türlü. Bir başkası:
-“Yetkililere haber verelim, götürsünler müzeye” Birisi:
-“Hayır olmaz, bunu hemen buradan çıkaralım ve kimse görmeden yok edelim. Yoksa yapacağımız inşaat durur.” Kızgın bir sesle etraftakilere bağırdı.


Yokedilme korkusuyla heykel bir kez daha sarsıldı. İkinci bir ölüm dedi kendi kendine ve korkusu arttı. Ve birden insanlar üzerindeki toprağı vahşice sıyırıp her yanından halatlarla iyice bağladılar. “Bu dokunuşlar” dedi heykel kendi kendine. Tanıyordu bu dokunuşları, insanlara aitti ama değişmiş dokunuşları, bir ilkelin elleriydi sanki. Bağlı haliyle bu insanların elinde bir esir yamyamların birazdan yiyeceği bir kurban gibi hissetti kendini. Birden aklına, kendisini yapmak için günlerce kim bilir aylarca uğraşan heykeltıraşın elleri geldi. “Bir yaratmanın güzelliğiyle okşayan eller” dedi. Sonra kral ve kraliçenin dokunuşları ve soyluların hayranlıkla okşayan elleri. En ince ayrıntısına kadar bakan gözleri hatırladı sonra. Oysa bu eller hırpalıyor, boğuyordu kendini. En son küçük prensin oyun olsun diye attığı taş acıtmıştı bedenini ama bu kadar değildi elbette.

Düşüncelerden sıyrılıp birden kendine geldi. Bağlandığı halatlarla başka bir canavar tarafında yukarıya doğru çekildiğini anlamakta gecikmedi. “Bırakın beni, indirin yere” diye bağırıyordu. Ama boşuna onu duyan yoktu. Kısa bir süre sonra kendisini demir bir kasanın içine gelişi güzel atılmış buldu. Bir “ah” sesi çıkardı kimse aldırmadı. Gürültü ile içinde bulunduğu kasa hareket etmeye başladı, gidiyordu. Sarsıntı o kadar çoktu ki birazdan kırılıp dağılacakmış gibi hissetti kendini.


Yol boyunca nereye gittiğini düşündü. Gökyüzüne baktı maviliğinin azaldığını fark etti. Ara sıra gözleri kutu gibi yapılmış çok katlı binalar takılıyordu. Zevksizliğin örneği olsa gerek diye doğruladı kendini. Sonra gökyüzünde uçan kuşları izledi ve ne kadar ürkek olduklarını düşündü. Tekrar kendine döndü nereye gidiyordu şimdi.

Yol bitmişti ki kasa durdu. Yol boyunca sarsıntıdan bütün vücudu ağrılar içindeydi sanki. İlk önce bir şeyler açıldı ve kapandı. Sonra insanlara ait sesler duydu.
-“Çukuru buraya kazalım.”
-“Tamam abi.”
-“Aletler kasada, indir başlayalım.” Bir adam belirdi tepesinde. Üzerine zıpladı. Bir “Ah” sesi çıkaracakmış gibi oldu sonra vazgeçti. Adam kazma ve küreği alıp aşağıya atladı. Bir süre sonra sesler gelmeye başladı. “Toprağı kazıyorlardı, yani mezarımı” diye geçirdi içinden. Kapak açıldı ve iteleyerek çukurun içine attılar onu. Çukurun içine sırt üstü düştü. Bir “çıt” sesi duydu, başı kırılmış ve gövdesinden ayrılmıştı. Artık bir an önce ölmek istiyordu sanki. Ve insanlarla bir daha karşılaşmamak istiyordu. Adamlardan biri:
-“Abi başı koptu onu alalım.” Dedi. Diğeri:
-“Ne yapcaksın oğlum taş kafayı” diye çıkıştı. Biri:
-“Abi, bak bu tarihi bir heykele benziyor, başını satsak voleyi vururuz.” Diye ikna etmeye çalışan bir sesle cevap verdi. Diğeri:
-“Tamam lan, ne yaparsan yap ama beni karıştırma” dedi. Gövdesinden ayrılan başı aldılar. Bedeni ile yapayalnız gömdüler yeniden. Bir eli hep ileriyi gösteriyordu ayaktayken. Sırt üstü düştüğü için bu el şimdi yukarıyı gösteriyordu. Üzerine toprağı acelece attılar ve hızla uzaklaştılar. Eli dışarıda kalmıştı ve kurtarın der gibi uzanıyordu yeryüzüne.

Bir süre öylece kaldı toprağın altında. Bir köylü üzerine işerken fark etti onu. Sonra yetkililere haber verdi. Geldiler, çıkardılar onu, oradan alıp bir müzenin bahçesine koydular. Bedenin üzerinde başı yoktu, başı belki çok uzaklarda ona değer verenlerin arasındaydı. Edeni ise -geçmiş zamanı satanları, yok edenlerin- arasında ibret hep ayakta kalacaktı.

Yılmaz SARI


Göçebe Tarihin Nicomedia'sı
Yazı Sahibi
Yımaz Sarı
Yımaz Sarı tarafından 2.1.2007 tarihinde eklendi 211 kez okundu.

Etiketler

Yazı İşlemleri

Okuyucu Puanı



Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Isminiz ve Soyisminiz :
Tavsiye Edeceginiz E-Posta Adresi :
kiyamet enstantanelerini bu tarzla çok güzel yazabilirsiniz.


2/2/2007 tarihinde yorumlandı.

Bize oldukça yakin bir hikaye. Zannimca heykeli biraz daha kendi içinde konusturabilirdiniz. Yine de konu olarak oldukça önemli bir mesaj içeriyor. Tebrik ederim.


2/1/2007 tarihinde yorumlandı.

kiyamet enstantanelerini bu tarzla çok güzel yazabilirsiniz.


2/2/2007 tarihinde yorumlandı.


Kasım
21
Bu Bir Oyundu Aysel (2son)
Ecem ÇevikdilYaşamdan Hikayeler • 26 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
21
Sınırda Tutsak
Tevfik TekmenYaşamdan Hikayeler • 27 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
21
Onu Yarım Bırakıp Gidemem
Gökçe ErözderimYaşamdan Hikayeler • 37 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
21
Kızıl Saçlı 3 Kısım
Çetin İmerYaşamdan Hikayeler • 37 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Kasım
21
İlham Cin`i
Şerafettin YılmazYaşamdan Hikayeler • 50 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ocak
2
Göçebe Tarihin Nicomedia'sı
Yımaz SarıYaşamdan Hikayeler • 212 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Ocak
30
Uzak
Yımaz SarıSerbest Şiirler • 135 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Ocak
2
Göçebe Tarihin Nicomedia'sı
Yımaz SarıYaşamdan Hikayeler • 212 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.
Ocak
30
Uzak
Yımaz SarıSerbest Şiirler • 135 kez okundu. • 11 kez yorumlandı.

Anahtar Kelimeler Göçebe Tarihin Nicomedia'sı, Göçebe Tarihin Nicomedia'sı hikayesi, Göçebe Tarihin Nicomedia'sı hikaye, Göçebe Tarihin Nicomedia'sı nedir?, Göçebe Tarihin Nicomedia'sı hakkında bilgi, Göçebe Tarihin Nicomedia'sı hikayeleri, Yımaz Sarı hikayeleri, Göçebe nedir, Göçebe hikayesi, Göçebe hikayeleri, Tarihin nedir, Tarihin hikayesi, Tarihin hikayeleri, Nicomedia'sı nedir, Nicomedia'sı hikayesi, Nicomedia'sı hikayeleri,

edebiyat
Site Menüsü
Hikaye Deneme
Şiir Makale
Yazarlar Ünlü Yazarlar
Yarışmalar Forum
Bazen... Keşke...
Fotoğraflar Günlükler
Nedir... Kimdir...
Edebiyat Atatürk Köşesi




ADnet Reklamları

Köşe Yazıları
Ertuğrul Erdoğan
Aldananlardan Olmayın !

Erol Sunat
Laf Demini Almadan Olmaz…

Sezer Nişancı
Teknolojide Zırvalamak

Sponsor Reklamlar
ödev sitesi rottweiler

Diecast Türk

siz de?



Hikayeler    Copyrights © 2000 - 2008 Hikayeler.net | Tüm Hakları Saklıdır          xhtml validcss valid Rss | Künye | İletişim
Text Reklamlar : Car salvage | Mobile Phones | MPAA | Credit Cards | Find Local Jobs | Gazlıgöl | Saat | Videolar Arkadaş Bul