Gök ve Deniz
Sevgili Dostum;
Ben korkağım. Hem de korkakların en korkağı!
İstanbul’un en nadide yerlerinden birinde yazıyorum bu mektubu.
Beykoz’dayım. Önümde İstanbul Boğaz’ı, kulaklarımda eskilerden nağmeler.
Bana mektubunda hayatını daha sadeleştirmem gerektiğini, daha basit olmamı, benim ruhumu dinginleştiren yerlere gitmemi söylemiştin. Söylediğini yapıyorum sevgili dostum. Dediğini yaparken gözyaşlarımın anlamını ruhumda hissediyorum. Ve inan bu bana o kadar acı veriyor ki.
Ben korkağım çünkü hayatın acılarını, mutluluklarını, kısa süren sevinçlerini, yalanlarını, gerçeklerini... Hiç birisini taşıyamadığımı fark ettim, dostum. Bu aslında fark etmede değil. Kendini söyleyebilme durumu sanırım. Korkağım çünkü hayattan fazlasıyla kaçıyorum. Burada olmam bile aslında korkaklığımın sonuçlarından biri. Sorumluluklardan, insanlardan kaçıyorum. Ama bu kaçış kendimi iyi hissettiriyorsa beni kim suçlayabilir ki? Bunu bana söyleyebilir misin? Belki hatırlarsın- kesinlikle hatırlıyorsundur- Küçükken seninle bir oyun oynardık. Karşılıklı oturup, bildiğimiz tüm doğruları sayardık seninle. Aklıma geliverdi şimdi.
Farkındasın değil mi? Sahi farkında mıyız?
Bizler ne kadar şanslı doğduk şu dünyada. Bu şansımızın ne kadarını kullanabildik hiç düşündün mü?
Ve insanlar ne kadar ikiyüzlü, sahte varlıklar.
“Duygularım, ben, yalnızlığım. Bu geceyi hayatıma son vermek için diliyorum. Son yazım ağzıma attığım son ilacım”