Görünmez Şehirler
Şehirler vardı gördüğüm, düşlerimden çok öte yerlerde.Ne masal diyarıydı bunlar bir varmış bir yokmuş,ne Kaf dağının ardında bıraktığım merakım…
Kentler vardı rüyalarımda gördüğüm;kimsenin gidemediği ama bu kentlerin dışındada kimsenin yaşamadığı yerlerdi.
Şehirler vardı kadim yıllardır rüyalarımda gördüğüm;Kudüs kadar mukaddes,St.Petersburg kadar aziz, İstanbul kadar berrak,Roma kadar gizemli,Medine kadar emniyetli yerler.Ama ben aziz değildim,mukaddes topraklardan gelmedim,üstelik bulanıktı gördüğüm her şey ve fırtınanın içinde sürüklenip durmanın nesi emniyetti!
Şehirler gördüm doğuya ve batıya açılan kapıları var.Bir pencereden surlarını,askerlerini,evlerini,anıtlarını, kabirlerini, hanlarını, kiliselerini, havralarını, camilerini, parklarını, hapishanelerini, meydanlarını yani kederlerini, hüzünlerini, dertlerini gördüm.Diğer pencereden ise ağaçlarını, dağlarını, uçsuz bucaksız uzayan nehirlerini,ovalarını,vadilerini yani mutluluklarını, sevinçlerini,heyecanlarını gördüm.
Bilmem ki kaç gece yandım bu şehirler için;kaç efsane dinledim ,kıştı ve geceler uzundu ;kaç denizciyle tanıştım, deniz çoktu derya çoktu ve kaç bilgeyle sohbet ettim,sen yoktun ben yoktum. Heyhat! Hem bir ah bu hemde feryat! Bir kentin sırrına düştüm ki kendi sırrımı çözeyim.Neydim? Kimdim? Neredeydim? Bu şehirler için ne ifade ediyordum ben ve bu kentlerden birinde gördüğüm bir çift göz esaretmiydi bana yoksa asalet mi?