“ Her zaman kendime sormuşumdur. Eğitmek mi öğretmek mi? Aklımın her zaman dediği eğitmek ama her nedense eğitmek yerine hep uygulamada öğretmeyi tercih ediyoruz. Elimiz de tebeşir saatlerce tahtaya formüller hesaplar problemler tarihler yazıp dururuz. Sonrada öğrencilere döner kim ezberledi hadi çabuk ezberleyin daha yazacak çok şey...”
Her zaman kendime sormuşumdur. Eğitmek mi öğretmek mi?
Aklımın her zaman dediği eğitmek ama her nedense eğitmek yerine hep uygulamada öğretmeyi tercih ediyoruz. Elimiz de tebeşir saatlerce tahtaya formüller hesaplar problemler tarihler yazıp dururuz. Sonrada öğrencilere döner kim ezberledi hadi çabuk ezberleyin daha yazacak çok şeyimiz var diye öğrencilerin ellerini kaleme özlerini tahtaya adeta hapsederiz .Önümüzde kalın kitaplar kırk dakikada anlat alatabilirsen .Kalın kalın kitapları sene sonuna kadar anlatırsın her şey dört dörtlük olmuştur .öğrencilerin karnesine bir bakarsın yarısı taktir teşekkür almış vay be nasılda öğretmişim der kendi kendine en iyi öğretmen benim diye eşe dosta anlatır durursun. Aradan yıllar geçer ummadık yerde omzuna bir el vurur hey hoca sesiyle arkana dönersin elinde tespihi ağzında sigarası kaba bir ses tonuyla ne haber beni tanıdın mı hani falanca yerde senin öğrencindim deyi verir. O an o kişiyi hatırlarsın hani karnesi hep beş olan öğrencindir.Hep eşine dostuna anlattığın çalışkan öğrencindir.Hani bu öğrenci çalışkandı ona taktir vermiştiniz.Bakın karşınıza nasıl bir şekilde çıkabiliyor. Akşam eve gelmişsiniz bacak bacak üstüne atmış haberlere bakıyorsunuz bir haber dikkatinizi çekiyor .Haberi dikkatle izliyorsunuz . Haberdeki kişi size çok tanıdık geliyor iyice bakınca eski öğrenciniz olduğunu hatırlıyorsunuz .Hani üniversiteyi kazandığı için çok sevinmiştiniz .öğretmen arkadaşlarınıza anlata anlata bitirememiştiniz.İşte bak habere üniversite öğrencisi annesini boğazından keserek öldürdü diye söylüyor. Derstesiniz öğrenciniz şikayette bulunuyor . Öğretmenim falanca kişi bana küfür etti.diğer öğrenci oradan atlıyor evet öğretmenim bana da küfretti.Derken kapı çalıyor içeri okul müdürü giriyor hocam filanca öğrenciniz tuvalete yazılar yazmış .Onu acilen disiplin kuruluna veriniz.Teneffüse çıkmışsınız öğretmenler odasında çayınızı yudumlarken bir veli bağırarak geliyor sen kimsinde benim çocuğuma ceza veririsin.Siz verdiğiniz cezanın haklılığını ne kadar anlatırsanız anlatın gözünüzün üstüne çoktan yumruğu yemişsinizdir. Bütün bu olaylardan sonra kendi kendine şöyle düşünürsün.Ben nerde hata yaptım? Evet hep bir yerde hata yapıyoruz .Bütün bu kişileri yetiştiren biziz. Asıl amacımız olan eğitmenlik yerine hep öğretmenlik yapıyoruz. Olumlu yönde kalıcı davranışlar kazandırmak yerine hep ders anlatmaya çalışıyoruz. Oysa Milli Eğitimin Temel Amaçlarını incelediğimiz zaman asıl işimizin eğitmenlik olduğunu göreceğiz. Ülkesini milletini ailesini seven çevresine faydalı insan yetiştirmek olmalı görevimiz. Tabiî ki öğretmekte asıl görevimiz ama eğitim ve öğretimi aynı anda yapmayı başarmaya çalışmalıyız.Eğitirken aynı zamanda öğretmeliyiz. Ülkede herkes doktor mühendis öğretmen olmak zorunda değil .Ama herkes ülkesini milletini ve ailesini sevmek zorundadır. Aksi takdirde muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkma şansımız kalmayacaktır. Unutmayalım ki şuan ülkemizin büyük çoğunluğu okur yazardır.Fakat kabul etmeliyiz ki eğitimli insan sayımız çok azdır.Bu yüzden ülkemizin okumuş insana ne kadar ihtiyacı varsa ondan daha fazla eğitilmiş insana ihtiyacı vardır. ‘Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır.’(Einstein) Bütün bunlardan yola çıkarak iyi bir nesil yetiştirmek istiyorsak o nesle iyi bir eğitim vermek zorundayız.Çocuk ne zaman olsa toplamayı çıkarmayı öğrenir ama doğru davranış kazanmayı ancak okul yıllarında kazanır.Hani bir atasözümüz var ya ‘Ağaç yaş iken eğilir.’misali.Elimizdeki yaş ağaçların kıymetini bilelim lütfen onların kırılmasına izin vermeyelim… Herkese sevgilerimle……. EROL KILIÇ