Gözyaşlarına Susamak…Gözyaşlarına Susamak…45 yaşındaydı…Sürekli olarak nefsini zorlayacak istediğinde nefsine koca bir şamar indirebilecek iradeye ve inanmışlığa sahipti… Ondan ekmek parası bekleyen bir ailesi vardı. O masum, güler yüzlü, yatakta sevgi battaniyesine sarılıp yatan, uyandığında gözlerinden yaşama sevinci fışkıran çocukları yok muydu? Ne kadar da bağlıydı onlara… Hele eşi… İstese canını verirdi! Ardına böyle bir desteği alıp hayatın üzerine bastıkça basmasına karşı direnmeye çalışıyordu. Zaten onu bu zamana kadar getiren hayatın girdabından bir nebze olsun sıyrılmasını sağlayan da bu değil miydi? Hayat onun üzerine bastıkça canını yakıyor fakat o yaşama direnmek için üzerine basılan bir toprak gibi gittikçe daha dirençli olmaya çalışıyordu… Sabahleyin çocuklarını içten bir muhabbetle kucaklar, onlara yaşam karşısında kolaylıklar dilerdi. Elbette çocuklarının işi de kolay değildi. Aileye layık birer fert olabilmek için çalışmalı, yenildikçe başarmalıydılar. Hayata karşı boynu bükük değil de dimdik durabilmek için... Ailesine öyle bağlamıştı ki kendini! Çocukları, O yanlarında olmayınca kalpleri delik gibi hissediyorlardı. Yaşama karşı tam hazır değillerdi. Yüreklerindeki o boşluğun sahibi şüphesiz babalarıydı… Çevrisinde bir sürü (dostu) vardı. Hayat bazı serap dostlar göstermişti ona... İhtiyacı olduğunda, derdine derman olacak bir ilaç, bir şifa aradığında ansızın yok olan dostlar… Yuvasını kaybetmiş bir kuş misali havada savruldukça savruluyordu. Hayat çekilir şey değildi gerçekten ailesi olmasa. İş hayatının bunaltıcı havasından kurtulmak kendini ailesine adamak istiyordu. En çok evine dönüşünü seviyordu. O merdivenleri bir çıkışı vardı ki! Çöldeki susamış bir divane gibi her gün ailesine susuyordu. Küçük kızının boynuna bir sarılışı vardı ki görülmeye değer! Sevginin dışa yansıması bu olsa gerekti. Hiç eve boş gelmez evdekileri sevindirecek bir şeyler alırdı mutlaka. O yaşam pehlivanlığı kupasını almıştı. Hiç sırtı yere gelmemişti. Tam sırtı yere gelecekken ailesini düşünür, birden kendinde çok kuvvetli bir güç hisseder ve yaşamın zorluklarını tuş ederdi… Bir dostu vardı. Yaşam onu her gün bir başka kırbacıyla uyandırır gözünden yaşama sevincini alıp uzak diyarlara götürürdü. Çok zor bir yaşamı vardı. Yorgun ve bitkindi. En kötüsü ise bir dayanağı yani ailesi yoktu. Çevresinden yapılan baskı gerçekten kaldırılamayacak boyuttaydı. Bir balona üflersiniz enginleşir, genişler fakat kaldırabileceğinden fazla üflerseniz patlar. İşte bu arkadaşı da patlayanlardan olmuştu ne yazık ki! Her sabahki gibi yürekten gelen sevgi öpücüğünü yanaklarında hissederek işine gitmişti. Her zamanki gibi geçiyordu günü çalışmak çalışmak çalışmak… Ama gözündeki yaşama sevinci dayanaklarına tutunarak yeni bir günde yol alıyordu. Ta ki o acımasız, o hissiz, o yaralayıcı haber gelene kadar… En can yakıcı tokat yüzüne inivermişti… Yaşama sevinci olan dayanaklarından çocukları yoktu artık… Çok ciddi bir sarsıntı geçirmişti. Yürek kanaması bu olsa gerekti… Gözlerinden kanlar süzülüyordu. Bağırmak, haykırmak istiyordu hayata. Ona oynanan en acıtıcı oyun olmuştu bu... Yaşam büyük bir hile yapmıştı. Vezirini kaybetmişti O. Yapayalnız bir şah kalmıştı ortada. Yalnız, sefil, perme perişan… Uyumayı çok seviyordu. Çünkü o an, her şey, yüreğindeki kanama bile bir an olsun diniyor ve rüyalarında çocuklarıyla buluşuyordu… Yüzündeki bu tokat izi belki hiç silinmeyecekti; ama O doğrulmalıydı. Neticede çok sevdiği eşi vardı yanında. Fakat tek bir dayanaktı bu ve O, bu dayanağını da kaybetmekten korkuyordu için için… Artık tek bir yaşama gayesi kalmıştı. Eşi… İşine tekrar bir kuvvetle sarılmıştı. Yaşama artık bakışları daha keskin, daha aşağılayıcıydı. Dostları yine serap olup bilinmezliğe karışmıştı… Yiğit bir adamdı o. Yenilen o kadar oka rağmen hala ayakta idi… Olmalıydı. Artık bu zorluğu da kabullenmiş, bir nebze olsun alışmıştı çürük tahtalara ve çekingen adımlara… Fakat hayat son bir hamleyle zayıf bir yerinden yakalamıştı onu. Masasındaki telefon çalıyordu. Bir an yüreği burkuldu. Aklından geçirmek bile istemiyordu o yenilgisi olacak haberi. Bu sefer o oklardan biri yüreğine isabet etmişti… Günlerce ağlamıştı evlatları için zaten. Onun için ağlamak sıradanlaşmıştı. Onun gözleri sadece ama sadece terliyordu. Şu an olduğu gibi… Çekingen tavırlarla eli telefona yöneldi ve telefonu açıverdi. Arayan KADER idi…
Yazı Sahibi
Etiketler Yazı İşlemleri Okuyucu Puanı
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
Kasım
21
Bu Bir Oyundu Aysel (2son)
• Ecem Çevikdil • Yaşamdan Hikayeler • 15 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
21
Kasım
21
Onu Yarım Bırakıp Gidemem
• Gökçe Erözderim • Yaşamdan Hikayeler • 31 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Kasım
21
Kasım
21
Temmuz
22
Üşüdüğümde Sarılabileceğim Sımsıcak Yorgan Olur Musunuz?
• Ömer Faruk Koç • Dostluk Hikayeleri • 999 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Temmuz
4
Temmuz
4
Temmuz
4
Temmuz
4
Şubat
1
Temmuz
22
Üşüdüğümde Sarılabileceğim Sımsıcak Yorgan Olur Musunuz?
• Ömer Faruk Koç • Dostluk Hikayeleri • 999 kez okundu. • 4 kez yorumlandı.
Ocak
28
Karanlığa Kavuşan Akşam Sefası…
• Ömer Faruk Koç • Toplumsal Hikayeler • 519 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Şubat
8
Temmuz
1 |
![]() |
Site Menüsü
Köşe Yazıları
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||