Güneş Tanrısı ve Kar
7 / 8 / 2008 Perşembe tarihinde M.sıdık Kılıç tarafından eklendi, 211 kez okundu...
“Eldivenlerini takmış, güneşi bağladığı yerden sökmekteydi, Güneş Tanrısı. “Bu eldivenleri” diyordu; “Ateş Tanrısı bana hediye etmeseydi, şimdi ellerim eskisi gibi yanacaktı. Sağ olsun, eski dost benim için dörtyüzelli ayrı hayvanın derisinden yaptı.” Atlarına anlatıyordu bunları. Atları onun tek dostuydu, tanrılar divanı ve Bahar dışında, kon...” Okuyucu Puanı ;
Güneş Tanrısı ve KarEldivenlerini takmış, güneşi bağladığı yerden sökmekteydi, Güneş Tanrısı. “Bu eldivenleri” diyordu; “Ateş Tanrısı bana hediye etmeseydi, şimdi ellerim eskisi gibi yanacaktı. Sağ olsun, eski dost benim için dörtyüzelli ayrı hayvanın derisinden yaptı.” Atlarına anlatıyordu bunları. Atları onun tek dostuydu, tanrılar divanı ve Bahar dışında, konuştuğu, tek varlıklardı. Gerçi uzun zamandır, Bahar’da yoktu. “Haydi dostlar, iş başına. Bugün kuzey ülkelerine gideceğiz. Günlerdir kar yağmaktaymış, Gökyüzü Tanrısı başkaldırdığı gündendir, sizleri çok çalıştırdığımı biliyorum ama bizim dünyadaki görevimizde bu.” Tanrılar katında, tüm Tanrılar eşit değildi. Kimi sonsuz güçlüydü ve her istediğini yapma hakkı vardı: kimi ise yarı ölümlü, unutulmaya yüz tutmuştu. İnsanlar o dönemlerde yarattıkları Tanrıları çabuk unutabiliyorlardı. Ve Gök Tanrısı da unutulmaya yüz tutanlardandı. Çünkü ismi çok fazlaydı ve insanlık onu unutup sadece, Güneş Tanrısını hatırlamak istiyordu. Buna kızan Gök Tanrısı da, Güneş Tanrısının olmadığı her yerde, felaketler yaratıyor, insanları cezalandırıyordu. Güneş Tanrısı kuzey ülkesine vardığında, gördüğü manzara dehşetti. Yüzlerce belki de binlerce insan, çığlar altında kalarak ölmüştü. “Buna bir dur zamanı geldi.” diyerek; atlarını alçaktan sürmeye başladı. Aşağıda onu göremeyen, sadece güneşin geldiğini gören insanlar, onun için yaptıkları tapınağa koşup, dualar etti. “Bu insanlar” dedi atlarına, “bizler için tapınaklar yapıyor, bizleri oralarda yaşatıyor ve bir gün işimizi yapmazsak, unutuverirsek, unutuveriyor, yıkıyor.” ”Neyse dostlarım siz ilerleyin, uygun bir köşe bulup güneşi bağlayalım, sonrada gidip şu Gök Tanrısıyla konuşalım.” Gök Tanrısının katına gitmek kolay değildi. Yollar soğuk ve sonsuzdu. Aslında güneşte eskiden Gök Tanrısındaydı, tüm kainat gibi, ama insanlar onun elinden aldılar. Güneş Tanrısı atlarına kürkler bağlayarak yola koyuldu. Gök Tanrısının katına vardığında, atlarını durdurarak bağırdı: “Ey ulu Gök Tanrısı, bu karmaşa niye?. Ne istersin insanlıktan?. Görevini yerine getirip, gerektiği kadar kar, yağmur ... yağdır. Sana daha öncede söyledim bunları ve bugün son kez söylüyorum. Eğer bir daha insanlara zarar verip, beni zor durumda bırakırsan, güneşimle geleceğim yanına. Tanrıların hakkımda vereceği kararda umurumda olmayacak.” Gök Tanrısı, beyaz bir bulutun arkasından çıkıp, iki kara bulutla Güneş Tanrısının yanına geldi: “İnsanlık yok olmaya mecburdur, beni yarattıkları günden bu yana, her şeylerine yardım ettim, istediklerinde yağmur yağdırdım, istediklerinde güneş doğurdum. Ama onlar ne yaptı? Önce ululuğumdan şüphe ettiler, sonra güneşi elimden aldılar. Bu yaratıklar buna layıktır. Beni unutmaya çalışan her uygarlık yer yüzünden silinecektir.” “Bu sözlerini Tanrılar katında da, söyle yoksa ben söylerim ve eğer senin hakkında bir karar çıkmazsa, güneşimin ızdırabına maruz kalırsın.” Güneş Tanrısı, güneşinin yanına giderken, şimşekler çakıyordu arkasında. Güneşin orada kalma süresi dolmuştu, tekrar eldivenlerini takıp. Başka ülkelere gitmeye koyuldu. Tanrılar divanı, yılın aynı günü, aynı saatte başlamıştı. Güneş tanrısı ay ve güneşi birbirine bağlamıştı. Bir yıl ay önde, bir yıl güneş önde olurdu. Bazen acil toplanmalarda karıştırırdı. İnsanlar ay ve güneşin birbirine bağlanmasını, “tutulma” diye tabir ederlerdi. Divanın en büyük konusu, Gök Tanrısının yaptıklarıydı. Ulu Tanrıyı ve diğer Tanrıları aşağılayıp, divana gelmemiş. Oğlu Şimşek ’i göndermişti. Gök Tanrısının ölümsüz tek çocuğuydu, Şimşek. Zaten ölümlü olsaydı Tanrılar katına çıkamazdı. Saatlerce konular tartışıldı, kararlar alındı. En sonunda Gök Tanrısı konusuna gelmişlerdi. Güneş Tanrısı ayağa kalkarak, kendisine insanlık için söylediklerini ve düşüncelerini belirtti. Güneş Tanrısından sonra, Gök Tanrısının oğlu Şimşek ayağa kalkıp, babasını savundu, gözündeki alevlerle. Bu konuya fazla zaman ayıran, ama heralukarda, Gök Tanrının suçlu olduğunu gören Ulu Tanrı kararını açıkladı: “Gök Tanrısı uzun zamandır kurallarımıza karşı gelip, kendi başına hareket etmektedir. Afet adındaki oğluna öyle bir güç vermiştir ki, hiç olmadık yerde, hiç olmayacak zamanda, insanları hazırlıksız yakalayıp, öldürüyor. Bunda kardeşlerinin de suçu vardır.” Ulu Tanrının sözünü kesen Şimşek, ayağı kalkarak: “Sözünüzü kestiğim için özür dilerim efendim. Ağabeyimizin Afet’in yaptıklarından biz sorumlu değiliz, ama ona yardım ettiğimiz bir gerçektir. Babam, ağabeyimize yardım etmediğimiz takdirde, bizi cezalandıracağını, annem Bahar’ın yanına, yani tarihin karanlığına, göndereceğini söyler. Hatta bilirsiniz, kız kardeşim Kar ona karşı geldi diye, bir süre cezalandırılmıştı.” Bahar, Gök Tanrısının güzeller güzeli karısı ve Kar annesinin ikizi, güzel ve ulaşılmaz. Aşk Tanrısı bu anne kızı hep kıskanmıştır. Bahar’ın cezalandırıldığını duyunca, Gök Tanrısıyla birlikte olmuş ve bir çocukları olmuştu. Çocuk; Aşk Tanrısının boyalı yüzü ve Gök Tanrısının acımasızlığını almıştı. Renkliydi, güzeldi ama bir görünüp, hemen terk ederdi, görüldüğü yerleri. Adı Gök Kuşağıydı... Aşk Tanrısının kıskançlığı bununla da kalmamış, Karanlıklar Tanrısının oğlu Gece ’yi kandırıp, Kar’a aşık etmişti. Gece’yi hep reddeden Kar’ı da, Karanlıklar Tanrısı, cezalandırmıştı. Kar yeryüzüne sadece gece inebilirdi ama bazen yasakları çiğneyip, ki bu bazen çok uzun sürerdi, sabahları da inebilirdi. Ulu Tanrı konuşmasına kaldığı yerden devam etti: “Gök Tanrının çocukları olgunlaşmış ve kendi işlerini görecek hale gelmiştir. Bundan dolayı Gök Tanrısının ölümsüzlük dışında –ki onu kaldıramazdı- tüm yetkilerini kaldırıyorum. Bundan sonra çocukları, benim ve divanın kararlarıyla göğü yönetecektir.” Tanrıların çoğu mutluydu, Gök Tanrısının son yaptıklarından dolayı herkes onu kınıyor, sevmemeye başlıyordu. “Ve son olarak, Bahar’ın cezasını kaldırıp, istediği zaman istediği yerde dünyaya dönmesine izin veriyorum.Ayrıca Afet’i denizin dibine hapsediyorum. Eğer gerekli olursa da, benim emrimle çıkabilir.” Buna en çok Şimşek ve Güneş Tanrısı sevindi. Gerçi Şimşek annesini yeryüzünde pek az görebiliyordu, o geldiğinde annesi gidiyordu genelde, ama yinede sevindi. Güneş Tanrısı ise gittiği her yere Bahar’ı götürüyordu. Bahar onun için yol arkadaşıydı. Kararlar uygulanmıştı. Güneş Tanrısı daha az çalışıyor, Bahar’la eski günleri konuşarak geziyordu. Arasıra konu kızı Kar’dan açılıyordu; ama Güneş Tanrısı o konuda pek konuşamıyordu. Çünkü Kar’ı çok az görmüştü ve gördüğünde de onu incitmemek için uzaklaşmıştı. Uzun zaman Güneş Tanrısı ve Bahar beraber dolaştılar. Bu durum Aşk Tanrısını üzüyordu. Uzun zaman ortalıkta olmayan Bahar geldiği gibi, Ulu Tanrıdan sonraki en kuvvetli Tanrıyı, Güneş Tanrısını baştan çıkarmıştı. Aslında Güneş Tanrısının, Bahar’a karşı hissettikleri sadece dostluktu. Bu duruma fazla dayanamayan Aşk Tanrısı, bir gün Kar dışında, Gök Tanrısının tüm çocuklarını huzuruna, ziyafete çağırdı. Yeryüzünden de en güzel, cilveli, narin kızlarla; yakışıklı, kuvvetli erkekleri getirtti. Günlerce ziyafet çekip, eğlendiler. Onlar eğlenirken de, toprak susuz kaldı. Yağmur, Nem, Kırç, Kırağı... hepsi, tüm kardeşleri eğlencedeydi. Planı Kar ve Güneş Tanrısı’nı birbirlerine aşık etmekti. Kar yeryüzünü böyle görünce, susuz ve çaresiz, yere inip Güneş Tanrısını beklemeye koyuldu. Güneş Tanrısı, yeryüzünde bir şeyler olduğunun, farkındaydı. Bugün yeryüzünün hiçbir yerinde Bahar’ı görememiş ve endişelenmeye başlamıştı. Her yer kuruydu, Gök Tanrısının çocukları hiçbir yerde yoktu. Böyle düşünerek, hızla atını sürüyordu. Yere fazla yaklaşmıyordu; çünkü kuru olan yer, onun yaklaşmasıyla daha da kuruyacaktı. Kuzey medeniyetlerinin birinin üstüne varınca Kar’ı gördü. Kar o asil güzelliğiyle, güneşi bekliyordu. Yeryüzünden bağırarak: “Ulu Güneş Tanrısı, lütfen benim üzerimde dur. Topraklar çok susuz, eriyip, su olmam lazım. Kardeşlerim ortalıkta yok ve yeryüzü...” “Kar, ama yaklaşırsam ve üzerinde durursam senin sonun olur. Sen bekle yeterli olacak kadar üzerinde gezip, kardeşlerini bulmaya gideceğim.” Kar birkaç dakika çok büyük acılar çekti, eridi. Güneş Tanrısını bir çok defa görmüştü ama hiç konuşamamıştı, çünkü onu incitmemek için uzağa gidip, beklerdi Güneş Tanrısı. Ulu Tanrıya olduğu yerden seslendi, bu birbirine seslenme özelliği sadece üç Tanrıya verilmişti: Ulu, Güneş ve Gök. “Ulu Tanrı, Bahar’ın ve Gök Tanrısının, Kar dışında hiçbir çocuğu ortalıkta yok. Yeryüzü susuz efendim. Lütfen bana onların olduğu yeri söyleyin.” “Gök Tanrısının çocukları da onun gibi sorumsuz. Sen işine devam et, sevgili Tanrı, ben onları bulurum.” Ulu Tanrı ölümlülere seslenemediği için, sadece Şimşek sesini duymuştu. Yanındaki kadınlardan sıyrılarak, Ulu Tanrının katına çıktı, o devasa hızıyla. Ulu Tanrı Şimşek’i ve kardeşlerini cezalandırdı ve Şimşek’ten olanca gücüyle, Aşk Tanrısını huzuruna gidip, çarpmasını istemişti. Şimşek’te söylenenleri yaptı. O kadar hızlı gitti ki; kardeşlerinin hepsi yaralanıp yeryüzüne düştüler, biri hariç Yağmur. Olduğu yerde hareketsiz kalmıştı, Şimşek korkarak ona seslendiğinde, Yağmurun ayaklarının yerinde olmadığını gördü. Bulut’u çağırıp, babasının huzuruna taşıdı. O günden sonrada, onu taşıyan Bulut’u hizmetine verdi. Yürüyemeyen, istediği zaman yer yüzüne inemeyen Yağmur’a da, Bulut ve şimşek yoldaşlık etti. Güneş Tanrısı bu olayı duymuş, çok üzülmüştü. Günlerce Bahar’la beraber, çocukları iyileştirmeye çalıştılar. Bu süre boyunca da, Kar hep aklındaydı. Onu görememek, görse bile ona zarar vermek, onun yiyip bitiriyordu. Kar içinde aynı şeyler geçerliydi. Güneş Tanrısının görkemi, ve ululuğu karşısında çok etkilenmişti; ama bu ilişkinin bir yere varmayacağını, bu düşüncelerinin kendi sonuna sebep olacağına, çok üzülüyormuş. Uzun zaman geçti. İkisi de, günlerce birbirlerini düşünüyor, ama bir şey yapmıyordu. Güneş Tanrısı düşüncelerini Bahar’a anlatmak istiyor ama Bahar’ın kendisine küseceğinden korkuyordu. Günler böyle beklemeyle, birbirlerinin bir şey yapmasını beklemeyle geçerken, Kar dayanamayıp, kendisi için yasak olan, güneşin her gün saatlerce bağlandığı yere, güney medeniyetlerinden birinin üzerine indi. İnsanlar, şaşırmışlar, korkmuşlardı. Evlerine kapanıp, dua etmeye başlamışlardı, bir süre sonrada Ulu Tanrıya yalvarmaya... Olayı gören Ulu Tanrı, Kar’ gibi uysal bir kızın neden böyle yaptığını anlamayarak, Güneş Tanrısını oraya gönderdi ve o güney medeniyetinde, Kar’ın üzerinde az kalmasını emretti. Bu emirleri verirken Kar’ı affetmişti bile. Kar ilk defa böyle bir şey yapıyordu ve kesin kardeşleri tarafından kaldırılmış olması gerekiyordu. Ulu Tanrı Kar’ı cezalandırmak istemiyordu ve kendi kendine:”Umarım uzun süre yerde kalmaz.” dedi. Güneş Tanrısı, o çok bildiği, güneşini üzerlerinde bağladığı medeniyeti uzaktan görünce bağırmaya başladı: “Kar, Ulu Tanrının emriyle buradayım. Burada olmamalısın, ne olur kalk! Senin acı çekmeni istemiyorum.” Ama bu sözler boşunaydı, Kar kalkmıyor ve Güneş Tanrısının gelmesini bekliyordu. Güneş Tanrısı hiçbir zaman görevini yarıda bırakmamıştı; bu seferde bırakmayacaktı. Yalvararak Kar’a doğru ilerliyordu. Kar erimeye başlamıştı. Tamamen eridiğindeyse... Güneş Tanrısının iyice yaklaştığını gören Kar, inleyerek:” Ben buraya, sana bir şey söylemeye geldim. Bunun varlığımı yok edeceğini bilsem de söyleyeceğim. Beni duyduğunu umarım. BEN SENİ...” Birden Gece, ayı yanına alıp gelmişti. Ayı güneşin önüne götürdü.. Sonra Ulu Tanrı fısıldayarak: “Onu cezalandırmamak için çok uğraştım ama ... “ Güneş Tanrısı: “Ama biraz daha zaman tanısaydın ona ve bana eminim ikna edecektim. Geceyi göndermen gereksizdi.” “Daha fazla konuşup saygısızlık yapma. O artık cezalı, en uç medeniyetlerin üzerine gidecek, cezasını kaldırana kadarda, oradan ayrılmayacak.” Bu sözler Güneş Tanrısı için ayrılıktı. En uç medeniyet, yeryüzünün ucu, Güneş Tanrısının gidemediği tek yerdi. Bu cezayı bozamayacağını bildiği için sessiz kalıp, Kar’ı düşünerek, işine devam etmişti. Bütün olanları, Güneş Tanrısı Bahar’a anlatınca, Bahar’da kızının cezalandırmasına üzülerek ve suçu Ulu Tanrıya atamayıp, Güneş Tanrısına atarak, onu terk etmişti. Zaten o günden sonrada ortalarda çok sık görülmezdi. Gördüğünde de sakat oğlu, Yağmur’la beraber görülürdü. Güneş hepten yalnız kalmıştı. Ne yaptığını bilmiyordu, alçak geçmesi gereken yerlerden yüksek, yüksek geçmesi gerek yerlerden de alçak geçiyordu. Küre ısınıyordu ve insanlar bu olaya: Küresel Isınma diyordu. Ulu Tanrının onu azarlayıp, tehdit etmesi ve Tanrılar divanında suçlu görünmesi, hiç umurunda değildi. Bir gün artık yine işinin başındayken, Aşk Tanrısının kızı Hasret geldi yanına ve bir şeyler söyleyip gitti. Bu sözleri kimse hiçbir zaman bilemedi; Kar bile. Bu sözler üzerine Güneş Tanrısı, güneşi güneyde bir yerlere bağlayarak, Kar’ın yanına gitti. Güneşi bağladı çünkü; güneşle gitmesi, Kar’ı yeryüzünden tamamen silebilirdi. Uç medeniyetlerin ilkine vardığında Kar’ı gördü. İkisi de çok mutluydu ama bu mutluluk kısa sürmüştü. Tam Kar’a, onu sevdiğini söyleyecekken Güneş Tanrısı, Ulu Tanrının sesini duydu: “Çabuk git, güneşi bağladığın yerden çöz. İşini yap.” “Lütfen biraz daha Ulu Tanrı, biraz sonra gideceğim.” “Çabuk Ol.” Sesi öfkeliydi. Şimşek, kardeşiyle Güneş Tanrısının yanına gelmiş, Güneş Tanrısını ikna etmeye çalışıyordu. Bir süre bir sessizlik oldu, sessizliği bozmak isteyen Güneş Tanrısı: “Ben buralara sana bir şey söylemek için geldim. Biliyorum söyleyeceklerim bir şey değiştirmeyecek; ama yinede...” O sırada arkasında Gök Tanrısı ve Afet belirmişti. Güneş Tanrısını kollarından tutarak, götürmeye çalışıyorlardı. Güneş Tanrısı direniyordu ama gökyüzünde onunla baş edebilecek tek Tanrı ve onun oğlu karşısında, bu çabalar boşunaydı. Sonunda sözüne tamamlayamayıp, Ulu Tanrının katına götürüldü. Ulu Tanrı sinirliydi: “Sen yeryüzünün en sadık ve düzenli çalışan Tanrısıydı. Sen bizim gereksiz gördüğümüz insanları en çok koruyan ve seven Tanrıydın. Şimdi bak bakalım yok ettiğin medeniyetlere, bak onlarda seni yok etmek üzereler. Medeniyetlerini çöle çevirdin, milyonlarca insanını öldürdün. Yaşayanlarda seni öldüremeye hazırlanıyorlar. Birkaç şehirde tapınakların yıkıldı.” “Ulu Tanrı, tapınakların zaten gereksiz olduğunu düşünürüm. Yıkılmaları yeryüzünde, yer açacaktır.” “Halen huzurumda saygısızlık ediyorsun. Bunlar cezasız kalamaz. Bundan sonra;...” Ulu Tanrı bu sözleri söylerken diğer Tanrılarda gelmiş, bu görkemli Tanrının cezasını merak edip bekliyorlardı. Ulu Tanrının arkasındaki; Gök Tanrısı, Aşk Tanrısı ve Afet ise, cezaların en ağırının hak ettiğini düşünüp, gülüyorlardı. Ulu Tanrı sözüne devam etti: “Bundan sonra, atların ve eldivenlerin olmayacak.” Herkes şaşırmıştı bu dünyanın sonu demekti, ama Ulu Tanrı ve Güneş Tanrısı bunu çok iyi biliyordu ki: her ne koşulda olursa olsun, Güneş Tanrısı işini yapacak dünyayı güneşsiz bırakmayacaktı. Ulu Tanrı devam etti: “Güneşini sırtında taşıyacaksın ve artık yeryüzünde güneşi görmeyen tek yer kalmayacak, uç medeniyetler hariç. Ayrıca, güneşi bağlamayıp, durman gereken yerde, belindeyken duracaksın.” Bu Güneş Tanrısının duyduğu son sözlerdi. Uzun zaman, çok uzun zaman boyunca duyduğu son sözlerdi. Atsız ve eldivensiz, güneşi belinde taşıyarak, küreyi gezdi, işini layıkıyla yerine getirdi. Tanrılar yok olmak üzereyken, tekrar varolan ve eskisinden daha güçlü varolan bir Tanrının böyle durmadan çalışmasını, hayretle izledi. O son görüşmeden, Güneş Tanrısının güneşi bağlayıp, Kar’ın yanına gittiği son görüşmeden sonra, Kar bir daha Güneş Tanrısını göremedi. Yeryüzüne mahkum olmuştu, hem de güneşin yasak olduğu bir yere. Aşk Tanrısı ve çocuklarının yaptıkları, Tanrılar ve çocukları arasında, tek tek anlatıldı. Tanrılar katında pek sevilmeyen, Aşk Tanrısı artık hiç sevilmiyordu. Biri dışında; Gök Tanrısı. Gök Tanrısının cezası kalkmamıştı, sadece istediği yere gidebiliyordu. Çocuklarına hükmetmiyor, tüm vaktini, Aşk Tanrısıyla geçiriyordu. Afet’in cezası da, babasının ki gibi kalkmamıştı, Güneş Tanrısını götürdükten sonra, tekrar denizin dibindeki hapishanesine gönderilmişti. Bahar artık sevdiği iki insanı kaybetmiş, tüm vaktini çocuğu Yağmur’a ayırmıştı. Bulutlarla beraber, küreyi geziyorlardı. ... Bilinmez, belki bir gün, Güneş Tanrısı ve Kar tekrar görüşürlerdi ve birbirlerini sevdiklerini söyleyebilirlerdi. Ama bu o kadar da kolay bir iş değildi. Ya Ulu Tanrı cezalarını kaldırmalı, ya da Güneş Tanrısı, Baş Tanrı olmalıydı. Kim bilir belki bir gün Güneş Tanrısı, Baş Tanrı olur ve Ulu diye anılır. Eğer olursa ve Karanlıklar Tanrısının sevecen, küçük çocuğu Rüya, ağzını tutamayıp bana anlatırsa, emin olun bende size anlatacağım. Şimdilik Hoşça Kal...
Tavsiye Et :
Eylül
2
Ağustos
28
Ryastryous Son Bülüm> 5 Bölüm (kıyamet Savaşı) Hikaye Bitmemiştir
• Memduh M. İrkin • Fantazi Hikayeleri • 35 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ağustos
23
Ağustos
11
Ağustos
8
Ağustos
14
Ağustos
13
Ağustos
9
Ağustos
8
Biraz Daha Durun Lütfen!
• M.sıdık Kılıç • Sevgi ve Aşk Denemeleri • 71 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ağustos
8
Ağustos
1
Ağustos
7
Mayıs
31
Ağustos
6
Mayıs
31 |
![]() |
|
||||||||||