Hasıraltı Çocuklar (11)
Daldı gözler yollara
Eşikte kaldı kavuşma
(Bir ay sonra…)
“Aysel Karadağ, Aysel Karadağ! Ziyaretçiniz var, lütfen ziyaretçi salonuna geliniz…”
Dersten çıkmışlar, akşam yemeğine kadar bahçede vakit öldürüyorlardı öğrenciler. Sonbahara inat sıcağın altında kimi çimlere uzanmış, kimi kaldırımda oturmuş, kimi de yürüyordu ağır ağır… Anonsu duyar duymaz Aysel ve arkadaşlarını bir heyecan sardı. Öyle ya, sınıfta ilk kez birine ziyaretçi geliyordu. Aysel, koşarak ziyaretçi salonuna gitti. Annesi ve dayısının onu görmeleriyle ayağa kalkmaları bir oldu.
“Kızım! Yavrum!...”
“Annem!”
Dayısı bir süre bekledi anne kızın hasret giderebilmeleri için. Yarı mutlu, yarı hüzünlü halde izliyordu onları. Gurur kaynağı yeğenini biraz zayıflamış görünce, ister istemez üzülmüştü buna. Aysel, Annesinin omzuna başını koymuştu ki buğulanmış gözleriyle ona bakan dayısını fark etti ve hemen annesini bırakıp dayısına sarıldı.
“Dayım benim!”
“Kuzum! İyi misin?”
“İyiyim dayım, sağ ol!”
Üçünün de gözleri dolmuştu şimdi. Hani, çok özlersin ve birçok duyguyu bir arada hissedersin; ama bir tanesini bile dile getiremediğin için önce göğsünde bir daralma olur, ardından da çaresizce tutamazsın ya kendini… Ne dayısı, ne annesi, ne de Aysel içlerindekini daha fazla tutabildi.
On dakika boyunca öylece baktılar birbirlerine. Ağlamaların sonu gelecek gibi değildi. Aysel öyle bir bakıyordu ki annesine, “Annem, götür beni buralardan!” dese bu kadar dokunmayacaktı belki. Çaresizim, mutsuzum, buralı değilim diyemiyordu bir türlü. Nasıl diyecekti? Binbir umutla, sevinçle göndermemiş miydi ailesi onu? Şimdi, “Bunca umut boşadır!” diye nasıl diyebilirdi?
Annesi, dayanamadı daha fazla ve başladı bir bir sormaya:
“Rahat mısın kızım?”
“Rahatım anne, merak etme!”
“Aç kalmıyorsun değil mi? Yemekler yetiyor mu?”
“Yok, yemekler iyi! Yetiyor.”
“Gece üstün açılınca ne yapıyorsun?”
“Üstüm açıldığında uyuyor olduğum için bir şey yapmıyorum. Zaten, uyuduğum için, üstümün açılıp açılmadığını da bilmiyorum.”
“Zevzeklik etme, anneyim ben; soracağım elbet.”
“Tamam anne, kusura bakma; şaka yaptım gülelim biraz diye.”
Gerginliği azaltmak için dayısı devreye girdi hemen. Öyle coşkuluydu ki sesi, gerçeği söylemeye cesaret edemedi Aysel.
“Ah bu şakaların! Ne çok sevmiştir hocaların bu sayede seni.”
“Sorma dayı! Burada da sevmek zorunda kaldılar beni.”
Sormak istiyordu aslında memleketinde, geride bıraktığı çocukluğunda, neler olup bitti diye; ama korkuyordu nedenini bilmeden. Sorsa, kötü haberlerden; sormasa, dışlanmışlık hissinden… Artık, korkmanın mutlaka bir yolunu buluyordu arkadaşları gibi o da. Merak dürtüsü korkularına yenilmişti ki sormaya karar verdi aniden:
“Anlatın bakalım, ben yokken neler oldu?”
Dayısı, annesine fırsat vermeden atıldı söze. Aceleci bir hali vardı.
“Sen yoksan ne olacak ki yaramaz kız! Mahalle kafasını dinliyor bir aydır. Her lafa yetişen hazır cevap biri olmayınca, insanlar kafalarına göre konuşur oldu. Gelsen de sustursan şu milleti diye gözlüyoruz işte!”
“Sabret dayı, büyük olasılıkla yirmi dokuz ekimde dokuz gün tatil olacak. O zaman çıkarırız acısını.”
Annesi, hayranlıkla izliyordu kardeşiyle kızının samimi sohbetini. Onda bir hâl olduğunu Aysel çoktan anlamış, niyeyse bir türlü soramıyordu. Çok değil, bir ay öncesini düşündü buruklukla. Aklına her eseni sorardı annesine o zamana kadar. Şimdi, ne olmuştu da sorularını bile geri çekmişti en iyi yoldaşından? Hissettiği ne soğukluktu ne de eskisi gibi yakınlık. Bu ziyaret Aysel’in aklını iyiden iyiye karıştırmıştı.
Nöbetçi öğrencinin uyarısı üzerine, yirmi dakikalık keyifleri son buldu üçünün de. Ziyaret süresi bitmiş ve anneyle dayının okuldan ayrılmaları gerekiyordu. Süre sınırlaması olduğunu düşünmemişlerdi o ana kadar. Yine buğulandı gözler. Ayrılık, kavuşmanın sevincini de alıp götürmüştü.
Annesi, elindeki poşeti Aysel’e uzattı. Doyasıya sarıldı kızına bir kez daha. Bir kucak da dayıdan gelince Aysel’in gözyaşları daha fazla duramadı yerinde ve iri damlalar halinde döküldüler yanaklarına doğru. Nöbetçi kız, istemese de uyarmak zorundaydı işte.
“İçeri yiyecek alınması yasak!”
Anne, telaşla atıldı oradan. Bu cevabı daha önce prova etmişliği vardı belli ki:
“Yok kızım, ne yiyeceği? Çamaşır filan getirdim yalnızca. Kapıda da sordular aynısını. Yiyecek yok bunun içinde.”
“Peki teyze!”
Demir kapıya kadar yolcu etti onları. Arkalarından bakmak, gitmelerinden daha çok incitmişti Aysel’i. Ağaçlı yoldan inişlerini seyretti uzun uzun. Ta ki omzuna dokunan eli hissedinceye dek…
“Üzülme! Bir ay sonra tekrar görüşeceksiniz.”
Arkasını döndüğünde omzundaki elin sahibi Hatice’yi ve sınıf arkadaşlarının tamamına yakınını görünce bütün üzüntüsü bir anda uçup gitti.
“Haklısın! Şu poşeti odaya saklayalım da etütten sonra hallederiz.”
......................(devam edecek...)
Bu yazıya sadece sitemizin üyeleri yorum yapabilir
Tavsiye Et :
|
|
Cemal Çelik / 17.05.2008
" “Ah bu şakaların! Ne çok sevmiştir hocaların bu sayede seni.”
“Sorma dayı! Burada da sevmek zorunda kaldılar beni.” " Çok güzel ve yine etkileyici bir bölümdü.
|
|
|
Muzaffer Akçay / 11.05.2008
Anne şefkatini ne de güzel işlemişsiniz...Baki selamlar...
|
|
|
Sabahattin Çağatay / 11.05.2008
Merhaba. Büyük bir beğeni ile okuyorum.Devamını sabırsızlıkla bekliyorum. Baki selamlar...
|
|
|
Hayrettin Apaydın / 10.05.2008
En sevmediğim şey yazılarımın ziyaretçi adıyla gitmesi. Yine mesajım ziyaretçi ismiyle gitmiş. Bazeb böyle oluyor. Özür dilerim.
BU MESAJ;Okumaya büyük bir zevkle devam ediyorum. Yalnız küçük ayrıntıda olsa 29 Ekimde neden dokuz gün tatil olma olasılığı sorusunu okuyucuya vernmeniz gerekir. Çünkü; diyelimki bu bir kitap oldu ve ingilizceye çevrilip Amerikada okutuldu. Okuyucu nerden bilecek kuban bayramı yada ramazan bayramıyla 29 Ekimin birleştiğini.... Tabiki latifeydi ÇOK GÜZEL GİDİYOR. DEVAM İNŞALLAH.... "BENİM YAZIĞIM BİR MESAJDIR. BİLGİLERİNİZE."
|
|
|
Hatice Engin / 10.05.2008
Hikayenin tamamını bir seferde okudum.Dil anlaşılır,sürükleyici.Konu akıcı ve bir o kadar da yakın geldi bana.Devamının gümbür gümbür yolda olduğunu hissediyorum.
|
|
|
Ziyaretçi Yorumu / 10.05.2008
Okumaya büyük bir zevkle devam ediyorum. Yalnız küçük ayrıntıda olsa 29 Ekimde neden dokuz gün tatil olma olasılığı sorusunu okuyucuya vernmeniz gerekir. Çünkü; diyelimki bu bir kitap oldu ve ingilizceye çevrilip Amerikada okutuldu. Okuyucu nerden bilecek kuban bayramı yada ramazan bayramıyla 29 Ekimin birleştiğini.... Tabiki latifeydi ÇOK GÜZEL GİDİYOR. DEVAM İNŞALLAH.
|
|
|
Ersin Başeğmez / 10.05.2008
hikayenin kahramanını ne güzel resmetmişiniz. anlatım çok iyi gidiyor. bu bölümde duygusallık ta iyiydi. beşinci editörünüz olarak son kontrolümü de yaptım, biliyorsunuz. tebrikler. saygılarımla
|
|
|
Lutuf Veli / 10.05.2008
hala ilgiyle okuyor ve zevk alıyorum bu kalemi okuyarak.
|
|
|
Emine Pişiren / 09.05.2008
Kurgu güzel ve gerçek olunca bir çırpıda bitiyor okuma..."Keşke kısa olmasaydı" diyorum ve devamını heyecanla bekliyorum...Emeğe teşekkürler...Kalemine, yüreğinize sağlık...
|
|
|
Selim Uyar / 09.05.2008
Kavuşma anını adeta resmetmişsiniz tebrikler
|
|
|
Ayten Dirier / 09.05.2008
Kavuşma anında neden sözcükler tükenir, söylenecekler unutulur, sanki aradaki mesafe yabancılaştırır? Güzel yansıtmışsın, tebrikler...
|
|
|
Ziyaretçi Yorumu / 09.05.2008
güzel hikaye ve akıcı en heyacanlı yerinde biten diziler gibi olmuş bekliyoruz...
|
|
|
Özcan Yıldırım / 09.05.2008
Duru bir anlatı. Güzel bir konu. Muhteşem. tebrik ediyorum hanımefendi
|
|
|
Mehmet Akkun / 09.05.2008
Ah o insanın içini yakup kavuran özlemler.Hele bir anneye duyulan o bitimsiz özlem.insanoğlu nelere dayanıyor dğilmi
|