Hayat Kavuşur mu Hayallere (ıv)
Canlı, insan, dişi, kadın, anne, eş, aday yazar/şair:
Oğuz Atay Tutunamayanlar romanında “Yazarlar birbirlerini değil de yazmayı seviyorlar galiba efendimiz” diye yazmıştır. Ben yazdıkça, ket vurulmaz duygularım sayfaların beyazlıklarına döküldükçe ustanın ne kadar da haklı olduğunu anladım. İnsan, an gelir yazdıklarının okunmasını ister, duygularını aktarmak ister. Ben de yazdığım şiirlerin, mini bir kuş yüreği gibi ürkekçe kaleme aldığım hikayelerin, insanlığın dramlarını anlattığım denemelerin ve bilimsel süzgeçlerden geçirdiğim makalelerin okunmasını, onların insanlara bir faydasının olmasını istiyordum. Çok şaşıyordum da insanların temelde değişmeyen karakterlerine rağmen yaşantılarındaki değişimlere. Burjuva sınıfının kendine has geliştirdikleri yaşam düzeyine ve bu düzeni korumak için kendinden verdikleri ödünlere…
Evimiz yeniden tanzim edilmiş eski bir konaktı. Gerek benim gerekse eşimin büyükleri ve çok daha büyükleri İstanbul’un ileri gelenlerindendi ve maddi durumumuz oldukça iyi. Zaten öyle olmasa ben nerde yazı hayatına atılmayı düşünecektim. Bu arada eşimden habersiz bir edebiyat sitesine üye oldum. Gerçi yaşım kırkı geçti ama olsun, eşim oldukça kıskançtır, çok modern olsa da bu konuda kıskançlığı her şeyin üzerinde gelir. Halen beni çok beğenir ve sende öyle bir güzellik var ki beni bir mıknatıs gibi çekiyor ruhumun arasından der. Zaman uzaklaştırdıkça gençliğimden, daha çok sığınıyorum sana, aşık oluyorum defalarca diye de ekler... Belki de, böyle güzel sözler söylemek burjuva sınıfının özelliğidir. Yoksa, Vedat Türkali’nin “Bir gün tek başına” kitabından mı çok etkilendim. Ve ilk hikayemi dün siteye astım. Bakalım ne yorumlar gelecek, yazımı kimler beğenecek… Şöyle bir fotoğrafımı da çektirip siteye versem mi? Ama biraz ağır olsun fotoğrafım, hani eski İstanbul hanım efendilerini anımsatsın. Acaba takma isim mi kullansam? Nazım Hikmet bile takma isimle şiirler göndermiş dergilere.
Canlı, insan, erkek, baba ve aday yazar/şair eşi:
Hayatta benim için en büyük şans sanırım onunla karşılaşmak. Yani kesinlikle onunla karşılaşmak. Ona sürpriz yapmalıyım. Ayrıca, benim bildiğim oysa, kesinlikle yazdıklarının okunmasını isteyecektir. Öyle olunca ya onları bir kitapevinde bastırmaya çalışacak ya da duyduğuma göre böyle amatör yazar/şairler için edebiyat siteleri varmış, onlardan birine üye olacaktır. Sonra bir sürü kişiyle tanışacak, zaten kavgacı biri, yok sen onu dedin, yok ben onu dedim, bir sürü sorun. En güzeli, ben şöyle bir bakayım, ne çözümler bulabilir miyim acaba?
Canlı, insan, çocuk, aday yazar/şair kızı:
Teoman’ın dediği gibi annemin ilk şiirini yazdığı yaştayım. Dün koridorda dedem babaannemi sıkıştırmış, kızıp duruyordu. Neymiş efendim babaannem dedeme hiç şiir yazmamış, bakacakmış gelinine, ne güzel yazılar yazıyormuş öyle. Dedem öyle deyince babaannem dedeme bir kızdı. Neymiş yetmiş yaşındaymış, zaten vücudu on beş yıl önce deforme olmuş, dedem kullanmıyormuş, muş da yok efendim yetmişinde şiir mi yazılırmış.
Abim de beste yapmak için annemden şiir yazmasını istemiş. Annemden sonra teyzem de aynı siteye üye olmuş. Bu gidişle eniştem bile üye olursa şaşmamak gerek. Adamın geçen elinde şiir kitabı yemeği karıştırıyordu. Ama babam öyle mi? Hiç o konulara girmiyor, anneme de karışmıyor. Kendi keyfine bakıyor, uzaktan kumanda ona kaldı, maçlar, sonra arkadaşlarınla daha sık buluşmalar. Ben bu akşam arkadaşlarla buluşup sinemaya gideceğiz. Babam gelsin de izin isteyeyim.
Not: Bu hikaye, gerçeklerden uzak, tamamen bir kurgudur.
Ersin Başeğmez
15 mayıs 2008 21:59 – İzmir
çaysız-şekersiz ve badem/siz