Hayat Kavuşur mu Hayallere (ı)
Yıllar su gibi akmıştı gözlerinin önünden. Camdan dışarıya takılı bakışlarından İstanbul`un mor erguvanları geçiyor, onların kokusu geliyordu çocukluğunun sisli hayallerinden. Zaman ne çabukta geçmişti, yıllar birbirini kovalarken, büyümüş, derken iş sahibi olmuş, evlenmiş, iki çocuğu olmuştu. Şimdi... Emekliliğine ilk adımı attığı bu evde otuzlu yaşlarda kurduğu hayalleri hayata geçirmeye çalışıyor, küçüklüğünden beri içinde uhde olan yazarlığını derinliklerinden çıkarmaya uğraşıyordu. Bazen usta yazarlara özenerek sigaraların biri bitmeden diğerini yakıyor, bazen de yeni yetme yazarların taklitlerini yaparak elinde viski bardağı odada hayalleri, ilham perisini yakalamak için turluyordu ta ki kocasının sesine karışan kızının seslenişini duyana kadar.
Kocası ilk başlarda bu yazma sevdasının gecici olduğunu düşünmüş, destek çıkar gibi yapmıştı ki adam sonradan kendisi ile baş başa kaldığında bu desteğin son on yılda yaptığı en büyük hata olduğunu sadece kendine itiraf edebilmiştir, ikinci bir hata yapmamak adına. Kızı ise olanları babası kadar büyütmüyor, annesinin bu hayallerine koşmasını düş olarak nitelendiriyor, fakat bu düşüncesini annesine anlatmıyor, aksine destek çıkar gibi yaparak harçlığını artırıyordu. Allah’tan abisi evde değildi. Böylece hem küçük olmanın avantajını daha fazla kullanıyor, hem de evde tek çocuk olduğu için bir dediği iki edilmiyordu. Zaten kendisi çok sevimliydi.
Yazmak... Önce Türk yazarlarını okumuştu, sonra yabancıları. Derken kendini şiirler dünyasının içinde buldu, bir kaç karalaması eş dost tarafından kabul görünce damarlarında yazma isteğinin olduğunu keşfetti. Hele son dönem yazarların kısa, anlamsız, devrik cümlelerle kurdukları hikayelerin, romanların, şiirlerin süper marketlerin çok satılanlar raflarında bir numarada görünce, onlarla arasında bir fark olmadığını düşündü. Hatta bir keresinde gittikleri süper markette kocasını aldatan kadınlar anlatıyor isimli kitaba bakınca _okunacak bir şey değildi, yazma işini daha da hızlandırdı.
O`nun bakışlarında tatlı bir deniz esintisi vardı. Sanki boğazdan geçen büyük bir tankerin yanlarından çıkan beyaz köpükler, oradan onun düşlerine yerleşmişlerdi. Kişiliği kuvvetliydi, hayatla mücadelen kaçınmazdı. Aklına koyduğu bir şeyi muhakkak yapardı. Azimliydi, bakışlarına yansıyan bir kendine güvenmesi vardı ki sormayın gitsin. Girdiği toplumda kendisine ilgi ister, merkezde olmayı bir şekilde başarırdı. Sevgi dolu yüreği ise haksızlıklara tahammül edemez, gördüğü haksızlıklara anında tepkisini gösterirdi. Elbette güzeldi, soğuk görüntüsünün altında ne fırtınalar kopardı, ne hasretler, özlemler.... Gençlik işte. Eşinle az oyunlar oynamamıştı, ona az muziplikler yapmamıştı. Eşi onunla evlenmek için ne diller dökmüş, o kendinden emin köşesinde beklemişti içinde büyüttüğü sevgiyle.
Ersin Başeğmez
12 mayıs 2008 01:00 _ İzmir
çaysız_şekersiz ve badem/siz