Hayat ve Cennet (ı)
13 / 4 / 2008 Pazar tarihinde Ersin Başeğmez tarafından eklendi, 188 kez okundu...
“Offf... Olamaz böyle diye ufak hatta ufacık bir cümle çıktı ağzımdan, döküldü dudaklarımın kenarından. Devamı gelecekti ama önce yaşım sonra da saçları tamamen dökük başım müsaade etmedi. Gördüğüm rüya değil, O güzelin sulara yansıyan gölgesiydi. Birden kendimi esir pazarında kafeste sandım, O`nu da elinde kocaman anahtarları sallarken bana doğ...” Okuyucu Puanı ;
Hayat ve Cennet (ı)Offf... Olamaz böyle diye ufak hatta ufacık bir cümle çıktı ağzımdan, döküldü dudaklarımın kenarından. Devamı gelecekti ama önce yaşım sonra da saçları tamamen dökük başım müsaade etmedi. Gördüğüm rüya değil, O güzelin sulara yansıyan gölgesiydi. Birden kendimi esir pazarında kafeste sandım, O`nu da elinde kocaman anahtarları sallarken bana doğru yaklaşan köle sahibi. Biliyorum merak ettiniz, hayırdır, şu mübarek ramazana yedi ay kalmışken insanı dünyevi zevklere çağrışım yapan güzeli. O`nu güneşin bahar çiçeklerini henüz açtırdığı, erguvanların mor renklerinin ve insanı çeken kokularının daha yeni yeni yayıldığı parkta ben bankta sakin sakin oturup elli yaş üstünün verdiği dinginlik ve öbür dünya ile ilgili faaliyetlerle bulunmak için öğle namazını hangi camide kılmanın hesaplarını yaparken ve gideceğim camiye kaçta gidersem ön saflarda yer alıp sevaplarımı artırırım diye düşünürken gördüm ve gözlerimi gökyüzüne çevirdim ama o ilk cümle ağzımdan çıkmış, diğerlerini ise zorla geri yollamıştım. Yaşı otuz otuz buçuk civarındaydı. Tam benim karşımdan geldiği için yüzünü, saçlarını, yanaklarını, gözlerini rahatlıkla görüyor, fakat aynı rahatlıkla O`ndan sıyrılıp camiye döndüremiyordum bakışlarımı. Sanki o bal akan gözlerden fırlayan bakışların ucundaki gizli mıknatıs beni O`na sabitlemişti. Gizli bir el, elinde toz beziyle düşüncelerimdeki tüm fikirleri silmiş, çıkan boşluğa O`nu yerleştirmişti. Ben bu arada Allah`ın beni sınadığını sanıyor, kaybetmeye hazır bir şekilde sınavın bitmesini pardon kızın bir an önce bakışlarımın alanından çıkmasını bekliyordum. Ama nafileydi iyi ki. Yaklaştı, yaklaştı. Saçlarında ilk gördüğüm küskün duran, o saçların parlaklığını utanmadan kıskanan güneşti. Siyah saçları o yansıyan güneşi al aşağı eden, sarı ışıkların dans ettiği saçlar. Omuzlara doğru bir şelale gibi iniyor, inişte sağa sola fışkırttığı su damlacıkları gelip kuru dudaklarıma değiyordu. Nehir gibi akan saçlar önce omuzlara, oradan da sırtına doğru uzanıyor, dalgalı bir perçem alnına düşüyordu. Her adım atışında ve denizden esen rüzgarda saçlar önce yukarı doğru kalkıyor, daha sonra kokulu bir meltem yaratarak karşısındakine yani bana yolluyordu. Erguvan ve bahar kokuları uzaklaşıyor, O`ndan yayılan parfüm kokusuna karışan sabun ve teninin kokusu burnuma kadar geliyor, oksijenin bu kadar güzel ve gizemli olduğunu elli yıldan sonra ilk defa fark ediyor ve var gücümle bu havayı teneffüs ederek bitirmeye, kimselere bırakmamaya çalışıyordum. Halbuki O hiç bir şeyden habersiz bana doğru yaklaşıyor, yaklaştıkça bal rengi gözleri yosuna, yeşile, kahverengiye dönüyor, gözbebekleri irileşiyor, bakışları derinleşiyor ve en kötüsü beni içine kuvvetlice çekiyordu. Nerdeyse içine girecektim, güçsüz ellerimle bankın soğuk tahtasına sıkıca tutunmasaydım. Hele o gözlerin üzerindeki ince hilal. Uzun siyah kirpikleri. Teni capcanlıydı. Bahar gibi gözüküyordu. Nerde benim üzerinden kamyon geçmiş yüzüm, nerede O`nun narin, Ay`ın öpüp okşadığı, ufak dokunuşlarla kırmızılığını ve gölgelerini bıraktığı, yıldızların izlerinin kaldığı yanakları. Yanaklarının arasından yükselerek kaşlarının arasına kadar uzanan ufak, biçimli burnu ve o burnun insanda sevme isteği uyandıran kırmızı ucu. Ve havanın içeriye nasıl girdiği konusunda şüpheler oluşturacak kadar ufak burun delikleri. Ben hayallere, O`nu anlatmaya devam ederken O gelmesin mi yanıma bir de ta gözlerimin içine içine bakarak. Şaşkın ördek bakışlarım yerlerde sürünüyordu. Başıma bir balyozla vurulmuştu sanki, bir türlü kalkmıyordu. Seslendi uzaktan çalan nağmeli bir şarkı gibi ve ben son darbeyi aldım cennete gitmeme konusunda. Sahi babam beni yani ben babamı arayacaktım namaza gitmek için. - Devam edebilir - Not : Senem Hanım`ın yorumundan sonra etmeyebilir de. Ersin Başeğmez 13 nisan 2008 00:15 - İzmir
Tavsiye Et :
Firdevs Bozkurt yazıyı tebrik etti...
Sevil Nizamoğulları yazıyı tebrik etti...
Mozan Aras yazıyı tebrik etti...
Fatma Çetin Kabadayı yazıyı tebrik etti...
Çiğdem Bekar Abilov yazıyı tebrik etti...
Selim Uyar yazıyı tebrik etti...
Ayten Dirier yazıyı tebrik etti...
Deniz Tok yazıyı tebrik etti...
Eylül
5
Eylül
4
Eylül
4
Eylül
4
Eylül
4
Ağustos
29
Ümitler Beklenir mi Gelecek Diye
• Ersin Başeğmez • Soyut Şiirler • 46 kez okundu. • 8 kez yorumlandı.
Ağustos
26
Ağustos
26
Ağustos
19
Ağustos
19
Kasım
11
Ekim
15
Ekim
15
Temmuz
10
Ağustos
11 |
![]() |
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||