Hayat ve Cennet (ıx) (son)
24 / 4 / 2008 Perşembe tarihinde Ersin Başeğmez tarafından eklendi, 213 kez okundu...
“Yaşamamaktan yoruldum Oğuz Atay/TutunamayanlarSayın okuyucu, ansızın mı desem birdenbire mi yoksa aniden mi anlamadım, biz beraberce başımızın üstünde mavi bulutlar dolaşıyorken o bildiğiniz Üsküdar yollarında evlendirme dairesine doğru rüyadan uyanmamak için susmuş bir şekilde yürüyorduk, yüreğim bahar yerlerine dönmüştü, nabz...” Okuyucu Puanı ;
Hayat ve Cennet (ıx) (son)Yaşamamaktan yoruldum Oğuz Atay/Tutunamayanlar Sayın okuyucu, ansızın mı desem birdenbire mi yoksa aniden mi anlamadım, biz beraberce başımızın üstünde mavi bulutlar dolaşıyorken o bildiğiniz Üsküdar yollarında evlendirme dairesine doğru rüyadan uyanmamak için susmuş bir şekilde yürüyorduk, yüreğim bahar yerlerine dönmüştü, nabzım heyecanlı heyecanlı atıyor, durmadan yutkunuyor, kuru dudaklarımı yalıyordum. O ise sakin ama bir o kadar da huzurlu, yanımda olmaktan mutluydu. Teninin bahar kokusuna, uçuşan saçlarının kokusu karışıyor, bakışlarım bakışlarına kilitlendiğinde gözbebeklerinde yıldızlar dolaşıyor, gizli bir hüzün ise geride bekliyordu. Yerini bulamayan elimi usulcana O’nun elinin yanına yaklaştırdım, arasında bir iki santim vardı. Sonrasında temas etti, baktım, baktı, usulcana ve beklenmedik bir şekilde sol koluma girdi ve ben bayıldım. - İnanın sahiden bayıldı, ben O’nun omzuna kafamı dayayacak, O’na sığınacak, O’ndan güç alacakken, O koluna girdiğim an sevinçten, mutluluktan kafası omzuma düştü, saçlarım burnunun, yüzünün, o kuru dudaklarının üzerinde dolaştı, onları sanki ellerim adına okşadı, sevdi, dudaklarını kapattı. Yıldırım aşka ben inanmazdım, sokuldukça sokulasım geliyor, o kadar da sıcacık, güven verici ki. Bağlandım desem inanır mısınız. Bu esnada aynı zaman diliminde farklı bir mekanda: Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine, bu hasret bizim… Nazım Hikmet’in bu dizelerini Baharcan’a okusam acaba benim olduğuna inanır mı diye düşünürken bindiği vapur boğazın mavi sularındaki bu turunu bitirmiş, yolcularını iskeleye bırakmak için iyicene yaklaşmıştı. O da güvertedeki koltuktan kalktı, Karaköy’ün tarihle modernizmin bileşen görüntüsünü seyretti, oradan bakışlarını Topkapı’ya yöneltti, acaba Harem neredeydi, padişahların kaç tane cariyesi vardı, akşamları sıra işini kim nasıl ayarlıyordu, padişahlar nasıl besleniyordu, harem ağasını biliyordu, hadım ediyorlardı ama yine de göz hakkı, nasıl gidiyordu bu işler. Günümüzde erkekler bir bayanla başa çıkamazken, onların sorunlarıyla boğuşurken geçmişte dört evlilik yapanlar eşlerini nasıl dengede tutuyorlardı. Şu da vardı o zamanlar feminizm deminizm filan yoktu, zaten şu sonu izm ile biten kelimeler her daim insan oğlunun başına dert getirmiştir. En basitinden hümanizm. Ama bu şiir benim. Çatalkaram Karagözlüm Sevda çiçeğim Al dudaklım Sen balkonumdaki saksımda yetiştirdiğim gonca gülsün bulutlardan adını indirdim tomurcukların gölgesine Olmadı galiba ya. O da cin gibi maşallah. ( Yazarın en önemli tarihi notu: Biz erkekler ne kadar da sevsek, ne kadar da sever görünsek, aklımıza son gelenle ilk gelen değişmiyor nedense, bu konuda hele yaşın hiçbir önemi yok ). Bu esnada aynı zaman diliminde farklı bir mekanda: Artık beni kimse yalnız bırakamaz. Özdemir Asaf Sahiden oğlan da haklı torunda hanımda. Sadece ben haksızım. Geçmişimde yaşadıklarımdan dolayı çektiğim pişmanlıkların acısını hiçbir cami hafifletemez. Ama hayat böyle salah Birsel’in dediği gibi Boğaziçi şıngır mıngır. Acaba şu İstanbul’a gelmeyip de Akçay’da mı kalsaydım. Bu yaşımda o kadar da çok gözümde tütüyor, anlatamam. Tüm çocukluğum, ilk hovardalığım. Allahım ben ne diyorum ya halen akıllanmayacağım galiba. Daha yeni da çıktım namazdan. Demek ki İstanbul’un namazı bile insanı toplayamıyor. Bu esnada aynı zaman diliminde farklı bir mekanda: Şu kavga bir bitse dersin, Acıkmasam dersin, Yorulmasam dersin; Çişim gelmese dersin, Uykum gelmese dersin; Ölsem desene! Orhan Veli Kanık - Kızım hayat böyle işte. Bu gözler var ya bu gözler neler gördü, bu yürek ne acılara katlandı. Ama en büyük acı Allahım kimsenin başına vermesin evlat acısı. Bak şu denizin maviliğine, şu karşıda uslu çocuk gibi denizin içinde duran adalara ve o adalara sokulan vapurlara. Hele gökyüzündeki bulutlara bak. Nasıl da şekilden şekle girmişler. Küçükken yaz akşamları balkonda yatardım. Uyuyuncaya kadar gökyüzündeki bulutları, yıldızları, Ay’ı seyrederdim. Nasıl da güzel ve masumdu. Evet, kızım masum düşler kurardım onların koynunda. Babanla geceleri ağacın altında buluşur, sessizce çevreyi kolaçan eder, sonra ben O’nun dizinde yatardım, saçlarmla oynar, bana geleceği anlatırdı yaşamadığım. Bu esnada aynı zaman diliminde farklı bir mekanda: Mükemmel bir daire çizilemeyeceği gibi, Aklın ve tecrübenin de insanı idaresi kolay değil. Tanrı çizmiyor her zaman kaderimizi; Maddi ve ruh arasına çizilen sınırdaki kesinlik yok. Büyük ihanetler pençesinde tutuyor insanı, Büyük karışıklıklardan kaçtığı yerlerde bile. Oğuz Atay/Tutunamayanlar Benimle evlenir misin demek geldi içimden O’nun benim içimde dolaştığı zaman. Evlendirme dairesi uzaktan gözükmüştü. İki köpek havlıyordu, arabalar geçiyordu yanımızdan ve sonrasında jeton düştü aklımdan. -Benimle evlenir misin? - Hıı ? Nikah memuru: _ Adınız ve soy adınız lütfen: -Cansudebademnaz Yadigar ( Yazarın en önemli tarihi notu: İnsan oğlu hayal ettiği müddetçe yaşarmış. Herkese iyi hayaller. Tabii gerçekleşirse ). Ersin Başeğmez 24 nisan 2008 00:29 – İzmir çaysız-şekersiz fakat bademli
Tavsiye Et :
Fatih Uzuner yazıyı tebrik etti...
Çiğdem Bekar Abilov yazıyı tebrik etti...
Cemal Çelik yazıyı tebrik etti...
Fatma Çetin Kabadayı yazıyı tebrik etti...
Eylül
5
Eylül
5
Eylül
5
Eylül
5
Eylül
5
Ağustos
29
Ümitler Beklenir mi Gelecek Diye
• Ersin Başeğmez • Soyut Şiirler • 46 kez okundu. • 8 kez yorumlandı.
Ağustos
26
Ağustos
26
Ağustos
19
Ağustos
19
Kasım
11
Ekim
15
Ekim
15
Temmuz
10
Ağustos
11 |
![]() |
|
||||||||||||||||||