Hayat ve Cennet (vı)
18 / 4 / 2008 Cuma tarihinde Ersin Başeğmez tarafından eklendi, 127 kez okundu...
“Bugüne en uzak gün, dün. Özdemir AsafŞu İstanbul denilen ve hikayelerde taşı toprağı altın olan yedi tepeli,iki gerdanlı, bereketli, içinden denizin geçtiği, tarih dokulu, erguvan kokulu, altın boynuzlu şehre daha bıyıklarım yeni yeni terler, başımda kavak yerleri eserken; insanların birbirine karşı saygılı olduğu, ekmeği...” Okuyucu Puanı ;
Hayat ve Cennet (vı)Bugüne en uzak gün, dün. Özdemir Asaf Şu İstanbul denilen ve hikayelerde taşı toprağı altın olan yedi tepeli,iki gerdanlı, bereketli, içinden denizin geçtiği, tarih dokulu, erguvan kokulu, altın boynuzlu şehre daha bıyıklarım yeni yeni terler, başımda kavak yerleri eserken; insanların birbirine karşı saygılı olduğu, ekmeğini bölüştüğü, maneviyatın maddiyattan daha yüksek olduğu devirlerde gelmşitim, tam tamına elli beş yıl oldu diye düşündü yetmişlik bakışlarını karşı sahilde bir sincap gibi dolaştırırken oturduğu ve oğlunun arkasından baka kaldığı bankta. - Çağatay O kızla, Çatalkarası ile yine buluşmaya gitti karşıya. Çağatay`ın babası, oğlum, canım oğlum beş yıl önce sarhoş bir azrailin sürdüğü ayyaş bir kamyonun altında yüz metre sürüklenmişti. O gece berduş Ay yoktu, kurşini bulutlar sıkışık sıkışık duruyordu gökyüzünde ve yeryüzünde ise benim yüreğim. Gece üçte acı haberi geldi. Şimdi O, karısı, gelini, biricik torunu ve oğluyla beraber yaşıyordular Moda`da, hani İstanbul`da henüz bozulmamış nadir yerlerden biri olan Moda`da. Çağatay`ın babası çok farklıydı çok. Ya Selim... Yirmi yıl önce hani O kızla tanışmadan önce ne kadar da çok hayat doluydu. Demiri sıksa suyunu çıkaracaktı, derken o kızla tanıştı, sevdi, yüreği bağlandı, gözleri O`ndan başkasını görmez oldu. Evleneceklerdi, fakat annesi karşı çıktı. Kızı da ailesi başkasına verdi. Ve Selim hayata küstü, bakışlarındaki yaşam ışığı söndü, konuşmaz oldu, daldı gitti bilmediğimiz dünyalara. Suskunlaştı, sessizleşti, içine kapandı durdu. En sonunda Akçay`a teyzesinin yanına gönderdik. Dört yılda kendini zor topladı ama yaraları hiç bir zaman tam olarak kapanmadı. Ama az önceki bakışları, o kızın peşinden sürükleyip götürdüğü bakışları o çakmak çakmak yanan gözbebekleri yetmişlik halimle olsa anlarım kesinlikle yirmi yıl öncesinin bakışlarıydı. Torunum o kızla evlenecekmiş. Kızı, annesi ve annanesi ile tanıştıracakmış. Bu sefer son sözü değil ilk sözü bile hanıma bırakmıyacağım. O kızla ben tanıştım. Çok güzel, hanım hanımcık, akıllı, sevgi dolu bir kız. İriden ziyade kocaman kömür gözleri var. Torunum O`na şiirler de yazıyormuş. En son şiirini bana okumuştu. Bakın nasıl da aklımda. Hanım bir de her şeyi unutuyorsun der. Hatta pırasa istemişti, yanında da salata. Kara gözlüm, Çatalkaram, Gönlümün sultanı Yüreğimin gizli sahibi Ay dolaşır yanaklarında yıldızlar saçlarında Sonra nasıldı ya... Bu esnada aynı zaman diliminde farklı bir mekanda: - Kızım nerde kaldı baban. Allah bilir ıspanak istedik, gider pırasa alır, bak demedi deme. Ya şimdi nereden çıktı şu oğlanın evlenme işi. Kız kesin bu avanağı avcunun içine almış, bir güzel kandırmıştır. Bizimkinin aklı bir karış havada. Bir gülücük, iki güzel bakış, biraz kırıtış, hangi erkek hayır der ki bu hayır desin. Senin içine girdiğim zaman Dışımda kalıyorsun. Senin dışından sana bakınca İçime sığmıyorsun. Özdemir Asaf Sayın okuyucu ansızın mı desem birden mi yoksa aniden mi inanın ben de anlamadım, ben; o cennetlik bana gülümseyerek yaklaşıp yanıma kadar sokulup ve sonrasında birden dibimden geçip uzaklaşınca Karaköy`ün dik yokuşları gibi olan bedenim taşıdığı eşyanın altında ezilen hamamların bedenine döndü, yaşım; babamın yaşına erdi. Ben şimdi kendi kaderimi mi yaşıyordum, yoksa toplumsal kaderin kurbanı mı olmuştum. Ya seçtiğimiz politikacıların beceriksiz yönetimleri sonucu bir türlü barışı getiremediğimiz Güneydoğu`da vatanı korumak ve kollamak adına şehit düşen evlatlarımızın, kardeşlerimizin kaderi, hangi kader grubuna giriyordu. Yetmişlik gözlerim yerlerde dolaşıyor, rujlu, ıslak, kuru, filtreli, filtresiz izmaritlerle sümüklü, kirli, ıslak ya da buruşturulmuş peçeteleri toplayıp çöpe atıyor, dökülen simit kırıntılarını kaldırımın kenarlarına koyuyordu. Cennet gidiyor, geride ise rüzgarın havada uçuşturduğu saçlarının parlaklığı ile parfümünün kokusuna karışan yanaklarının sabun kokusu ile düşlerimde gizemli gölgeler yaratan teninin hafif terli kokusu geliyordu. Cennet gidiyordu, ben yerimde mıhlanmış olarak kalmıştım, hareket edemiyor, sadece hayalimden yirmi yıl öncesi, İstanbul, annem, Akçay, gelinlik görüntüleri anlamsız anlamlar yaratarak geçiyordu, O cennet ise gidiyordu, camiler geçiyordu, ezanlar, babamın bastonu, annemin beyaz saçları, kardeşimin kamyonun altındaki görünüşü, memleketim geçiyordu, memleketim gidiyordu, hapislerde yatan şairler, yazarlar, tecavüz edilen kadınlar, gemiler geçiyordu beyaz beyaz, O cennet ise gidiyordu, ben cennete gitmek için dualar ediyor, namaz kılıyordum, yine kaderim avuçlarımdan kayıyordu, arabalar korna çalıyor, öndeki aracın şoförü dikiz aynasından kesiyordu arka koltukta oturan Melahat`ı Müslüm Babanın paramparçası eşliğinde, en kötüsü cennet gidiyordu, yakalamıyordum, yakalanmıyordu, yakalayamıyordum, sesimi duyaramıyor, yüreğimi halatlayamıyordum, zaten yüreğim bende de değildi, hani cennet hareket etmezdi, biz giderdik ona, hani biz giderdik ona, ben giderdim O`na, ben gitmeliyim O`na, ben gitmeliydim O`na. - Affedersiniz, A! Siz Kadıköy`de Üsküdarı sorduğum bey efendi değil misiniz... Cennet.. O bakışlar.. İçi.. Yanaklar, parfüm kokusu, gülüyor, yoo gülümsüyor, papatya .. Sen.. Yirmi yıl öncesi.. Sen.. Baba namaza tek. Ben.. Düşlerde hayaller... -Devam edebilir, - Etmeyebilir de. Ersin Başeğmez 18 nisan 2008 19:59 - İzmir çaysız- şekersiz ve bademsiz yorgun bir İzmir akşamıı
Tavsiye Et :
Eylül
8
Eylül
7
Eylül
7
Eylül
7
Eylül
6
Ağustos
29
Ümitler Beklenir mi Gelecek Diye
• Ersin Başeğmez • Soyut Şiirler • 49 kez okundu. • 8 kez yorumlandı.
Ağustos
26
Ağustos
26
Ağustos
19
Ağustos
19
Kasım
11
Ekim
15
Ekim
15
Temmuz
10
Ağustos
11 |
![]() |
|
||||||||||||||||||