Hayatın Kırılma Noktası
1 / 3 / 2008 Cumartesi tarihinde Gürkan Adam tarafından eklendi, 1447 kez okundu...
“ Ben de Burak ve Kağan gibi korkuyordum. Neden ve niçinlerle, öylece, odanın bir köşesinde titriyordum… Keşkelere verilecek cevabın olmadığı, sessiz bir güven bunalımında birbirimize bakıyorduk… Ağlaşıyorduk…* * * Okulla kapanmıştı. Her genç gibi çok mutluydum… Sadece okula gitmeyecek olmam değil, tüm gençlerin katıldığı kampa gidecek olmam...” Okuyucu Puanı ;
Hayatın Kırılma NoktasıBen de Burak ve Kağan gibi korkuyordum. Neden ve niçinlerle, öylece, odanın bir köşesinde titriyordum… Keşkelere verilecek cevabın olmadığı, sessiz bir güven bunalımında birbirimize bakıyorduk… Ağlaşıyorduk… * * * Okulla kapanmıştı. Her genç gibi çok mutluydum… Sadece okula gitmeyecek olmam değil, tüm gençlerin katıldığı kampa gidecek olmam da sevincimi katlıyordu… Bavulumu haftalar önce hazırlamıştım. Neredeyse gardırobumdaki tüm eşyaları almıştım yanıma; babam beni kamp otobüsüne götürürken anladım bu kadar yükün ağırlığını: - Ne var Allah aşkına bu bavulda; bir hafta tatil yapacaksın kervan yükü eşya alıyorsun yanına; annene değil de biraz da bana benzeseydin ya be kızım! Belki de babama kulak vermeliydim o gün… hiç olmazsa müzikle ilgili eşyaları almasaydım yanıma tüm bunlar belki başımıza gelmeyecekti… keşke müzik setimi getirmeseydim hiç…keşke… Kamp otobüsü geldiğinde heyecanımız zirvedeydi… bu heyecan otobüste tam yedi saat boyunca sürdü… belki de varacağımız saatten erken bile varmış olabiliriz çünkü otobüste tam yedi saat bangır bangır Rap ve Rock dinledik… Şoförün bu gürültüye dayanmasını en iyi Kağan özetlemişti: - Şoför sağar arkadaşlar! Otobüsten indiğimizde kimse kimsenin sesini duyamayacak kadar sağarlaşmıştı. El kol hareketleriyle anlaşıyorduk… tam bir sessizlik hakimdi kampın girişinde… Anladığım kadarıyla Burak o zaman kulaklarını işaret ederek “Rock kulağımı tırmalamaya başladı, arabeske döneceğim” demeye çalışıyordu(!) Herkes yorgun fakat mutluydu… Çadırları kurup, dinlendiğimizde akşam olmak üzereydi. Kamp ateşi görevi kurada Burak’la bana çıkmıştı. Kağan ve sevgilisi de bize takılınca, dört kişi odun varsa(!) kömür ihtiyacını karşılamak için dağın yamaçlarına doğru yürüdük. Fazla uzaklaşmamıştık fakat geriye dönüşümüzde ağaçları taşırken giderken görmediğimiz bir kulübe gördük… uzaktan harika görünüyordu… Burak topladığımız ağaçlarla bizi kampa gönderdi ve kendisi hızla kulübeye doğru koştu. Akşam serinliği akşam karanlığıyla kampın üzerini kaplarken Burak kulübede gördüklerini anlatıyordu bize. Ben, Kağan ve kağan’ın sevgilisi, maceraya atılmak için o an Burak’ın sözlerine kilitlenmiştik sanki… Gördüklerini anlattıkça “iste asıl kamp böyle olmalı” diyerek birbirimizi ateşliyorduk… Gece, kamp ateşinin kalabalığından kurtulup kendi gizli kampımızı kurmak için kolları sıvadık: pusuladan, müzik setine kadar her şeyi yanımıza almıştık… Nereden bilebilirdik asıl sorunumuzun aynı kulübeyi bulabilmek olacağını… Burak yolun bu kadar uzun olmaması gerektiğini bizlere anlatırken kaybolmak üzere olduğumuzu anlamıştık. Uzakta görünen belli belirsiz sarı ışığa kadar gidip gelecektik hepsi bu… Gece boyunca o sarı ışığa ulaşamamıştık. Geriye dönmeye çalışıyorduk. Kampın sarı ışıklarına da ulaşılamıyorduk… Uzaktan kurtlar ulumaya başlamıştı; her ses sonrası “acaba bu hangi hayvan” sorusuyla iyice birbirimize yapışmıştık; hangi yöne gittiğimizin hiçbir önemi kalmamıştı; sadece hayvanlara yem olmamaya çalışıyorduk… Birdenbire kendimizi demirden bir kulübenin önünde bulmuştuk; hiç tereddüt etmeden içeri girmeye çalıştık; dışarıda olmanın içerde olmaktan daha iyi olacağını kimse tartışmak istememişti… Belki de demir kulübenin demir kapısı bizi görünce açılmıştı; kim bilir?… Kimsenin bunları düşünecek zamanı yoktu; korkuyorduk; sığınacak yer arıyorduk… Karanlık, soğuk, terkedilmiş gibi görünen kulübeye girdiğiz zaman Kağan hemen kulübenin kapısını kapatmasaydı hiç bu durumda olmayacaktık belki de… Işık için el fenerini kullanırken anlayamadık kulübenin pencerelerinin olmadığını… Işık sızmayan, cep telefonlarının çekmediği kulübenin içinde hiçbir zaman anlayamayacaktık sabah mı oluyordu akşam mı… Kapısının açılmadığı kulübenin içinde herkes korku içinde bekleşiyordu… Kurtarılmayı bekliyorduk… Dördümüz dört köşede, birbirine söyleyecek sözü kalmayanlar, hayatımızın kırılma noktasını düşünüyorduk… Yazan: Gizem Gül Güldoğan Derleyen: gürkan adam
Eylül
29
Eylül
22
Nükte / Adaleti Bekliyoruz
• İbrahim Faik Bayav • Dostluk Hikayeleri • 148 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Eylül
22
Eylül
11
Eylül
4
Ekim
4
Bir İstifa Dilekçesi Örneği
• Gürkan Adam • Eleştiri Makaleleri • 113 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Ekim
4
Organik Ağa (kısa Film Senaryosu)
• Gürkan Adam • İronik Hikayeler • 62 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Temmuz
31
Kansız Oldu! Birinci Cumhuriyeti Gömdük Netekim!
• Gürkan Adam • Siyasi Makaleler • 246 kez okundu. • 3 kez yorumlandı.
Temmuz
20
Üçüncü Yol Bilinç Beklerken (kısa Film Senaryosu)
• Gürkan Adam • Başkaldırı Hikayeleri • 311 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Temmuz
20
Ekim
10
Yaşlı Adam ve Deniz(senaryo)
• Gürkan Adam • Yaşamdan Hikayeler • 2122 kez okundu. • 1 kez yorumlandı.
Ekim
14
Kasım
23
Sıralara Kazınmış Hayatlar
• Gürkan Adam • Dostluk Hikayeleri • 1722 kez okundu. • 0 kez yorumlandı.
Mart
1
Ekim
14 |
![]() |
|
||||||